Dosya KonusuRamazan

Ramazan Güreşleri -IV

Bu makaleyi 5 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Oğuzhan Murat Öztürk

Boynu muskayla donanmış, o yarım deste levend,

Önce peşrev yaparak sonra tutuşmazlar mı,

Güreş artık kızışır, hasmını tartar hasmı.

Uzanır şimdi göğüsler, kavuşur; şimdi, yine

Dalga çarpar gibi çarpar gerilip birbirine.

Kimi tek çapraza girmiş, mütemâdî sürüyor.

Kimi şîrâzeyi tartıp alıvermiş, yürüyor.

Kimi sarmayla çevirsem diye sardıkça sarar;

Kimi kılçık düşünür, atmak için fırsat arar

Adalî gövdeler altında o bîçâre çayır,

Serilir toprağa, hem bir daha kalkar mı? Hayır!

Bu, elenseyle düşürmüş de hemen çullanıyor;

O da kurtulmak için türlü oyun kullanıyor.

Kimi almış paça kasnak o açar, hasmı döner;

Kimi kündeyle giderken topuk eller de yener.

Kimi cür´etli olur çifte dalar, hem de kapar;

Kimi baskın çıkarak kazkanadından çarpar.

Seyreden halkı da bir gör. O ne candan hizmet;

O ne rikkatli adamlar, o ne ma´sûm ümmet!

Yanları başları çevreyle boğanlar mı dedin…

Göz silenler mi dedin, incik oğanlar mı dedin…

Yağ süren başka, saran başka, çözenler başka;

Su veren başka, göğümlerle gezenler başka.

Şan, şeref duygusu millette nasıl yüksekse,

Merhamet hissi de öyleydi, değil miydi Köse?

 

Yukarıda görmüş olduğumuz kıran kırana güreş tasvirlerini ve halkın heyecanını muhtevi satırlar kendisi de iflah olmaz bir güreş tutkunu olan Millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy’a ait. Akif sadece güreş tutkusunu beyaz sayfalara döken maharetli bir şair değildir, yeri gelirse yeşil çimenlere de soyunup çıkacak kadar Ata sporuna gönül vermiş bir güreş tutkunudur. Artık istikbalin büyük Akif’ine ona pehlivanlık macerasında kılavuz olacak bir hoca lazımdır.

Bu hoca Akif’in “Bu adam karşıdan bakınca bir pehlivanın rakibine kaç dakikada galip, kaç dakikada mağlup olacağını söyler. Yaman heriftir,” dediği Kıyıcı Osman pehlivandır. Bu hoca-talebe münasebeti sadece güreş hocalığından ibaret değildir. Pehlivan da Akif’ten kendisine okumayı öğretmesini talep etmektedir.

Osman pehlivan Mithat Cemal Kuntay’a bu karşılıklı talebelik hikayesini şu şekilde anlatmıştır:

“Akif Efendi bana,

-Dürüst arkadaşsın, mertsin, derdi. Nedense ben okuyamamıştım.

Bir gün bana dedi ki:

– Osman, ben iri yapılıyım ve kuvvetliyim. Acaba seninle güreşemez miyim? Sen gel bana pehlivanlığı öğret, ben de sana okumayı öğreteyim.

Öyle yaptık. O pehlivanlığı öğrendi. Fakat ben okuyamadım,”[1]

Âtıf Kahraman’ın naklettiğine göre 1870 yılında İstanbul’un Sarıgüzel mahallesinde doğan Kıyıcı Osman pehlivan Cihan pehlivanı Kara Ahmet’le yaptığı güreşte adeta millî bir kahraman haline gelmiş rakibini öyle müşkül durumlara sokmuştur ki meşhur pehlivanın mağlubiyetine gönülleri razı olmayan seyirciler araya girip güreşi tehir etmişler.

1897 yılında bir düğün güreşinde namlı pehlivanları alt ederek baş pehlivan olup ödülü kazanan işte bu Kıyıcı Osman’dır.

İşte Büyük Akif’in “Güreş üstadım da kendisiyle bir mahalle çocuğu bulunduğumuz Kıyıcı Osman pehlivandır ki benden 5-6 yaş büyüktü. Bu adam sonra pehlivanlığın müntehasına kadar yükseldi. Hacı Osman’ın pehlivanlığı da, insanlığı da mükemmeldir. Hâlâ dünyada en hürmet ettiğim adamlardan biridir” sözleriyle övdüğü Kıyıcı Osman pehlivana 1 Şubat 1900 tarihinin o soğuk Ramazan akşamında bir vazife düşmüştür. Macar güreşçi Baston’un karşısına Türk’ün pehlivanlık gururunu müdafaa etmek için çıkacaktır. Baston’la güreşmesi planlanan ilk pehlivan olan Neşet pehlivan güreşin yapılacağı gün rahatsızlandığından bu ağır yük Mehmet Akif’in hocası Kıyıcı Osman pehlivanın omuzlarına binecektir.

 

 

[1] Âtıf Kahraman, Cumhuriyete Kadar Türk Güreşi, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1989, s. 293.

Comment here