Dosya KonusuRamazan

Ramazan Güreşleri – I

Bu makaleyi 6 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Oğuzhan Murat Öztürk

Türk güreşin tarihinde panayır güreşleri, düğün güreşleri ve padişah huzurunda yapılan huzur güreşlerinden detaylarıyla bahsetmek mümkünse de Ramazan güreşlerine dair ilk bilgiyi Âtıf Kahraman’ın tespitiyle öğreniyoruz. Bu güreş 19 Ramazan 1314 tarihinde yani 21 Şubat 1897’de Direklerarası’ndaki Giuletti sirkinde İtalyan jimnastikçi Milliens ile Razgardlı Kara Ahmet arasında yapıldı. Kahraman’ın naklettiğine göre onar dakikalık iki devre ve beş dakikalık devre arasıyla toplamda 25 dakika süren bu güreş beraberlikle neticelenmişti. Ne var ki müsabakayı izleyen Servet-i Fünun muhabiri güreşin müşteri toplamak için düzenlenmiş danışıklı bir güreş olduğunu ifade edecekti. Sözlerine “Ramazan-ı mübarek dahi hitama takkarrüp eyledi, gelecek perşembenin iptida-yı ıyd-ı said olabilmesi ihtimaline nazaran bugünkü Servet-i Fünun’umuz, son nüsha-i ramazaniyeyi teşkil eyliyor demektir” diyerek sözlerine başlayan muhabirin tatlı üslubuyla bayram hazırlıklarından ve birtakım gerekliliklerden bahsetmesinin ardı sıra gözleri Direklerarsı’ndaki bir ilana takılır, sonrasını yine sevimli muhabirimizin kaleminden takip edelim:[1]

“Zahir gitmesini ihtar için olmalı ki geçen gece Şehzade Camii mahyasında üç çifte bir kayık resmi yapmıştı. Ramazan’ın tatlı tetimmatından [eksiği tamamlayan şeylerden] biri olan o muallak, o nurani kayığı seyrederek Direklerarası’na çıkınca gözüme yeni cambazhanenin havagazı şuaatıyla tenvir olunmuş [ışıklarıyla aydınlanmış] bir büyük ilan-namesi ilişti. Bu gece alafranga güleş diyor. Kara Ahmed Ağa’nın meşhur âlim olan ….[2] gibi tafsilata [ayrıntıya] girişiyor idi. Bu isim bana yabancı gelmedi: Evvelki sene bize Paris’den mektuplar yazan muhabirimiz, Kara Ahmed’in ve refiki [arkadaşı] İbrahim’in[3] o şehr-i şehir[4] sahnelerinde irae-i endam [vücutlarını gösterdikleri] ve kuvvet ettiklerini zevkle hikâye etmemiş mi idi ya? Cambaz-hânede Mösyö Miloni isminde bir İtalyan’la meydan-ı mübarezeye [düelloya] atılacak olan Avrupa’nın her tarafına kuvvet-i bazusını takdir ettirmiş Kara Ahmed’i görmek hevesi bende dahi hasıl oldu. İçeri girdik.

Meğer bu heves daha pek çok adamda hasıl olmuş imiş, cambazhanenin locaları, muhtelif mevkileri hınca hınç doluydu. Kapının önü ise içeri girmek istedikleri hâlde yer bulamayanlarla sarılmıştı. Başka geceler bizi güldüren, nazar-ı takdirimizi celbeden oyunlara, oyunculara pek bigâne [kayıtsız] bakıyorduk. Oyuncular methalinin [giriş yerinin] bir kenarına yaslanmış olarak lakaydane etrafı seyreden Kara Ahmet umumun nazar-ı dikkatini celbetmişti. Onu bekliyorduk. Esmer renginden nâşî [dolayı] Kara Ahmed namını alan babayiğit arkasında ve ayağında siyah, kadifeden kispet’i ile meydana çıktığı vakit huzzarın [orada bulunanların] fevkalade alkışını celb etti. Kara Ahmed, hasımı olan İtalyan’dan daha küçürük; fakat daha kavî bazulu, iri baldırlı, metin yürüyüşlü idi. Siyaha yakın bir cilt altında gizlenen çehresi bir çift ufak gözle müzeyyen [süslenmiş] ve sıyırınca bir kafa ile nihayet bulmuş idi. Sanki Kara Ahmed’in şayan-ı hayret derecede neşv ü nemâ bulan aza-yı bedeni başının alelhusus mahafaza-yı dimağın almış da o alet-i tefekkür ü mülahazayı ufacık bırakmış idi.

Güleş beş dakika fasıla ile on dakika sürdü. Mukavele bu kadar imiş. Güya birbirini yenemediler, ertesi akşama bıraktılar. Fakat seyirciler daha evvelden anlamaları lâzım gelen bir noktayı yani canbaz-hânede güleşe çıkan iki pehlivanın yek diğere galebe değil müşteri celbi emeline tabi olduklarını anladılar. Ziyade gürültü ettiler. Netice mi soruyorsunuz? Meydan-ı müsabakaya değil sahne-i lu’biyyata [oyunculuk sergilemeye] çıkmış olan pehlivanlar huzzarın bu muamelesine ya darıldı yahut mahcup oldu. O geceden sonra güleşten sarf-ı nazar ettiler [vazgeçtiler].

Muhabir o geceden sonra güreşten vazgeçtiler demişse de Kara Ahmet’le 24 Şubat 1897 tarihinde Miloni ile karşıya gelecekti…

[1] Servet-i Fünun mecmuasında neşredilmiş olan bu son derece kıymetli metinin çevirisini Begüm Hande Çay hanımefendiye borçluyuz.

[2] Bu kısım orijinal metinde de bu şekilde örtülüdür.

[3] Hergeleci İbrahim pehlivan kastedilmektedir.

[4] Şehirler şehri ibaresiyle Paris kastediliyor olunmalıdır.

Comment here