ÇeviriDosya KonusuRamazan

Paris’te Bir Ramazan ve Bayramı

Bu makaleyi 4 dakikada okuyabilirsiniz

Çeviren: Levent Gündüz

Osmanlı devletinin son vak’anüvisi Abdurrahman Şeref (ö. 1925) anlatıyor.

Geçen makalede bahsettiğimiz Yeni Osmanlılar Paris’te toplandıkları zaman orada üç de hoca var idi ki Tahsin Hoca ve Hoca Hayali ve Hintli İskender Hoca idi.

Derken ramazan-ı şerif geldi çattı. Paris yârânı bir ramazan tertibi yapmaya karar verdiler ve işi en sofuları olan Mehmed Bey’le „Hacü’l-harameyn“ Nuri Bey’e (esbak reji komiseri) havale eylediler. Hasbe’l-me’muriyye en büyük vazife uhdesine terettüp eden, halbuki „Ramazanı tutabilsem yer idim“ havasıyla demsaz olan Tahsin Efendi yan çizdi. İskender Efendi zaten mergubları değildi. Hoca Hayali ise came ve amameyi çoktan tebdil etmişti. Mehmed ve Hacı Nuri beylerin teşebbüslerinden hasıl olan netice iftar taklidi olarak bir iki defa birlikte taam etmekten ve mev’iza makamına kaim olmak üzere Ali Suavi’nin Buillée lugat-ı tarihiyesinden çalıp almaca öğrendiği mevzular üzerine verdiği sathî birkaç konferanstan ibaret kaldı.

Ramazan-ı şerif böyle heder olunca yaran gözlerini bayrama diktiler ve id-i fıtrı tes’id etmek üzere bir büyük ziyafet tertib eylediler ve Paris’te bulunan Osmanlılarla teşrik-i mesa’i eyledikleri Fransız şübban-ı ahrarını dahi davet ettiler. İmparatorluğun istibdadından müşteki olan Fransız hürriyet perveranından bazıları, müverrih Léon Cahun dahi dahil olmak üzere, Yeni Osmanlılarla tanışarak birlikte çalışıyorlar idi. Sofrada da yendi içildi nutuklar söylendi. Fransızlar vatan marşlarını ve hürriyet şarkılarını söylediler. Bizimkilere „Sizde millî şarkılarınızı söyleyiniz de dinleyelim“ teklifinde bulundular. Bizimkiler ne söyleyecek idi? „Ey Gaziler“le „Sıvastopol Önünde Yatan Gemiler“den başka mana-yı maksuduyla millî cümbüşü okşayan bir şey yoğidi. Mehmet Bey bilatereddüt hemen ayağa kalktı ve yüksek sesle tekbir almaya başladı. Hazirun-ı müslime kaimen kendüsüne iştirak eylediler. Fransızların ricası üzerine birkaç kere tekrar ettiler. Sofrada hazır olan Azaryan Efendi derdi ki „Bana işaret ettiler, bilir bilmez ben de karıştım. Tekbirin vecd-aver ve ruh-nüvaz nağamatından Fransızlar gaşy ve mebhut oldular. Tesiri hâlâ benim kalbimden çıkmamıştır.“

Tarih Musahabeleri (1339), 183-186.

Comment here