Dosya KonusuRamazan

Osmanlı’da Ramazan-ı Şerif’in İdrâki – II

Bu makaleyi 6 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Zülgaip Akkuş

ENDERÛN TERAVİHİ

Osmanlı Sarayı’nda Ramazan-ı Şerif’e mahsus olmak üzere yerine getirilen mühim bir diğer adet ise Enderûn Teravihi idi. Enderun,  Topkapı Sarayı’nın III. avlusunun tamamını ifade eden,  hem padişah tarafından devletin idare edildiği,  hem de devletin en seçkin eğitim kurumuna ev sahipliği yapan “en içteki yer” anlamına gelen mekânlar silsilesinin adıdır. Ramazan-ı Şerif’in gelişiyle beraber Enderun içindeki manevi hava ziyadesiyle artardı. Özellikle Fatih Sultan Mehmed Han tarafından Enderun’un içerisinde yaptırılan Ağalar Camii bu iklim-i maneviyi en açık yaşayan yerler arasındaydı.

Enderûn Ağalar Camii’nde padişahında iştirakiyle saray neşe ve zevkini yansıtan bir tarzda teravih namazları eda edilirdi. Enderun aynı zamanda Türk Musikisinin de merkezi ve buradaki hocalar aynı zamanda musiki üstadları olduğundan namazalar makamât uygulanılarak kılınırdı. Şöyle ki: Teravihin her dört rekatlık aralarında cumhur müezzinleri farklı makam geçkileri yaparak ilahiler okurlar, her okunan ilahiden sonra Hz. Peygambere salat ve selam edilir ve namaza başlanılırdı. İmam efendinin müezzinler tarafından okunan eserlerin (ilahilerin)   makamlarını namaz içine tatbik etmesi bir enfes bir armoni meydana getirirdi. Her dört rekâtta uygulanan ayrı ayrı makamlar ve okunan ilahiler bu namazın en bariz özelliği idi. Enderûn Teravihinde tatbik edilen makamlar arasında; İsfahan, Hüseynî, Saba, Evc, Acemaşiran gibi makamlar daha çok tercih edilirdi.  Buhurîzâde Itrî,  Ebubekir Ağa, Hacı Sadullah Ağa, Hammâmîzâde İsmail Dede, Şakir Ağa, Dellâlzade İsmail Efendi, Hâşim Bey gibi Enderunlu olan musiki hocaları aynı zamanda burada müezzinlik vazifesi yapmışlar ve Enderun teravihlerini sesleriyle tezyin etmişlerdi.

HIRKA-İ SAADET ZİYARETİ

Hırka-i Saadet merasimine geçmeden önce şunu özellikle ifade etmek gerekir. Osmanlılar döneminde İstanbul’a getirilen Hz. Peygambere ait iki mübarek hırka bulunmaktadır. Birisi Hırka-i Şerif’tir ki: Bu hırka Hz.Peygamber tarafından Veysel Karânî’ye hediye edilmiş, vefatından sonra ailesi tarafından muhafaza edilmiş ve netice de aile ile beraber İstanbul’a gelmiş, halen Fatih’teki Hırka-i Şerif Camii’nde bulunmaktadır. Hırka-i Şerif Ramazan-ı Şerif’te halkın ziyaretine açılmaktadır. Asıl mevzumuz olan Hırka-i Saadet ise Resul-i Ekrem tarafından sahabeden Şair Kâ‘b b. Züheyr’e okuduğu bir kaside üzerine hediye edilmiş, daha sonra bu hırka Emeviler tarafından satın alınmış, onlardan Abbasilere ve Yavuz Sultan Selim Han’ın Mısır seferiyle Osmanlılara intikal etmiştir.

Hilafet alameti olan Hırka-i Saâdet,  Topkapı Sarayı’nda Has Oda’da diğer Emânât-ı Mukaddese ile beraber muhafaza edilmektedir. Topkapı Sarayı’nda Ramazan-ı Şerif ayında icra edilen önemli adetlerden biri de Ramazan-ı Şerif’in on beşinci günü yapılan Hırka-i Saâdet ziyaretidir.

Ramazan ayının on ikinci günü padişah ile beraber Has Oda görevlileri Kutsal Emanetleri Revan Köşkü’ne taşır,  ardından emanetlerin bulunduğu mekân süpürülür, gül suyu ile yıkanır, buhur yakılır ve yapılan bu kapsamlı temizliğe  “Pars” adı verilirdi. Böylelikle tüm hazırlıklar bittiğinde Ramazan-ı Şerif’in on dördüncü günü Hırka-i Saâdet ziyaret törenine iştirak edecek devlet adamlarına davetiyeler (davet tezkireleri) gönderilirdi.

On beşinci gün öğle namazından sonra padişah, şeyhülislâm, sadrazam ve diğer erkân,  imâm-ı evvel, imâm-ı sânî, Has Oda imamı ve pek çok müezzinin tilavet ettiği Kur’an Kerim, salat u selamlar eşliğinde hırkayı ziyaret ederlerdi. Önceleri ziyarete katılanlara Hırka-i Saadet’in uçlarına batırılmış sular hediye edilirken daha sonra bu uygulamadan vazgeçilmişti. II. Mahmud döneminde özel olarak tasarlanmış, üzerine Hırka-i Saâdet için yazılmış bir şiirin bulunduğu ve “Destimâl”  (el bezi ) adı verilen tülbentin Hırka-i Saâdete sürülmesi ve bunların ziyaretçilere dağıtılması âdeti imparatorluğun son yıllarına kadar devam etmişti. Resul-i Ekrem’in Hırka-i Saâdet’ine sürülmüş olan Destimal’e sahip olanlar vefat ettiklerinde tülbentin göğüslerine örtülmesini vasiyet ederek bir nevi Allah’ın izniyle şefaat niyaz ederlerdi.

Comment here