Dosya KonusuRamazan

Osmanlı’da Ramazan-I Şerif’in İdrâki – I*

Bu makaleyi 6 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Zülgaip Akkuş

On bir ayın sultanı, teşrifini bütün inananların can u gönülden bekledikleri bir iklim-i manevidir: Ramazan-ı Şerif.  Müminler için bu mübarek ay, hem maddi hem de manevi bir arınma mevsimi;  affa, mağfirete, ibadete, sehâvete, sabra, hoşgörüye gark oldukları eşsiz bir zaman dilimidir. Türk-İslam Medeniyetinde ve bahusus Osmanlı kültüründe bu rahmet ayı “Ramazan-ı Şerif”  olarak terkip edilmiş, şerefli Ramazanın önemi bu şekilde beyan edilmiştir.

Osmanlılar,  Ramazan-ı Şerif’in teşrifi evvelinde muntazam hazırlıklar yapmaya başlar, bu hazırlıklar öncesinde nelerin yapılması gerektiği devletin merkezinden (Topkapı- Dolmabahçe-Yıldız Sarayları) Pâyitahtın her köşesine yayılan tenbihnâmelerle halka duyurulurdu. Bu tenbihnâmelerde; Ramazan-ı Şerif’in manevini atmosferini zedeleyecek gayr-i ahlâki davranışlardan kaçınılması, adâb-ı muaşerete riayet edilmesi, ibadetlerin bihakkın yerine getirilmesi                     (namazların cemaatle kılınması- mazereti olanlar haricinde oruç tutulması vb.) , devlet dâireleri başta olmak üzere, esnafın dükkânını, hane sahibinin evini ve sokağını, vazifelilerin camii, tekke, türbe,  han, hamam vb. sosyal alanların temizliğini itina ile yapması gerektiği vurgulanırdı.   Esnafın,  Ramazan-ı Şerif’i fırsat bilerek fiyatları artırmasına kesinlikle izin verilmeyeceği de tenbihnâmelerde yer alan hususlar arasındaydı.

Ramazan-ı Şerif; bir ikram, ihsan ve sehâvet  (cömertlik)  ayı olduğu için saray mutfağı olan Matbah-i Amire kilerleri ile paşa konakları ve halka ait hanelerin kilerleri de iftar ve sahur sofralarını süsleyecek malzemelerle doldurulurdu.

Diğer kamerî aylar gibi Ramazan-ı Şerif’inde gelişi bu ayın hilalinin görülmesine bağlı olduğundan,  İstanbul kadısı şehrin en yüksek yerlerine, Ramazan hilalini gözetlemek için uzmanlar gönderir, Şaban ayının son günlerinde gece nöbetleriyle hilal beklenirdi. Şaban-Şerif’in yirmi dokuzundan sonra gelen gün eğer hava bulutlu ise bugüne yevmi-i şek denirdi. Çünkü bugün Şâbân ayının otuzuncu günü mü, yoksa Ramazan-ı Şerif’in ilk günü mü olduğu bilinmezdi.  Hilalin görülmesi birlikte büyük bir sevinç yaşanır ve bu sevinç İstanbul’a üç şekilde duyurulurdu; İlki cami mahyalarıyla uyandırılır, (Mahyaların içeriğini; Hoş Geldin Ey Şehr-i Ramazan – On bir ayın sultanı -Mâşallah  –  Tebârekellah – Bismillâh gibi yazılar oluştururdu) ikincisi top atılır,  üçüncüsü ise tellallar çıkarılmak suretiyle davullar çalınırdı. Dolayısıyla ilk teravih ve ilk sahur heyecanı Ramazan hilalinin görülmesiyle birlikte yaşanmaya başlanırdı.

Ramazan-I Şerif’te Saraya Mahsus Adetler

Osmanlı sarayının devletin idare edildiği merkez olmasının yanında aynı zamanda “padişahın evi” olması burada çeşitli adetlerin oluşmasına vesile olmuştu. Saray’da başta Huzur Dersleri olmak üzere; Enderûn Terâvihleri, Hırka-i Saâdet Ziyaretleri, Baklava Alayları, İftar Davetleri” gibi ananeler yapıla gelmiştir. Burada,  yukarıda zikredilen bu hususları açıklayalım.

Huzur Dersleri

Osmanlılar’da 1759’dan 1924 yılında hilâfetin kaldırılmasına kadar ramazan ayında padişahın huzurunda yapılan tefsir sohbetlerine  “Huzur Dersleri” adı verilirdi. Daha önceden yapıldığı bilinen fakat Sultan III. Mustafa (1757-1774)  döneminde mutad hale gelen Huzur Dersleri,  Ramazan-ı Şerif’e mahsus olmak üzere cuma hariç her gün padişahın uygun gördüğü yer ve zamanda icra edilirdi.   Dersler genellikle Topkapı Sarayı’nda bulunan; Sofa Köşkü, Sarık Odası, Sepetçiler Kasrı, Divanhâne gibi çeşitli mekânlarında gerçekleştirilirdi. Huzur derslerinde Ku’ran-ı Kerim’in tefsirini yapacak âlime (müfessire) “mukarrir”, müzakereci olan âlimlere ise  “muhatap” denilirdi. Huzur dersi padişahın iştirakiyle başlar, derslere müzakereci olarak beş altı kadar âlim katılır,  öğle ile ikindi arasında ders icra edilir, ikindi namazından sonra padişah Harem’e çekilirdi.  Dersler çoğunlukla Kadı Beydavi Tefsiri üzerinden yapılır, müzakereciler kendi görüşlerini beyan etmek suretiyle derse katkı sağlarlardı. 19.yy itibariyle dersler Dolmabahçe Sarayı’nın Muayede ve Zülvecheyn Salonları ile Yıldız Sarayı’nda Çit Kasrında yapılmıştır.  Huzur Derslerinin sonuncusu Dolmabahçe Sarayı’nda Son Halife Abdülmecid Efendi’nin katılımıyla 1341 Ramazanında (Mayıs 1923) yapılmıştır. 4 Mart 1924 tarihinde hilâfetin ilgası ile birlikte bu dersler saraya mahsus bir Ramazan-ı Şerif âdeti olarak tarihe karışmıştır.

*Kaynakça üçüncü yazının sonunda gösterilmiştir.

Comment here