Dosya KonusuRamazan

Osmanlı Ramazanlarında Bir Saray Geleneği: Huzur Dersleri

Bu makaleyi 14 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Celil Sarı

Tarih boyunca hükümdarlar ve devlet erkanındaki görevliler; ulemâ ve bilim insanlarına sahip çıkma, onları himâye etme faâliyetlerinde bulunmuşlardır. Böylece hem ilme önem verdiklerini gösterip meşrûiyet için önemli bir gürûh olan ulemâ nezdinde yer edinmişler ve kendilerini, ulemasının da mensup olduğu o medeniyetin hâmisi addetmişler; hem de gerçek manada ilimle meşgul olma, ondan nasiplenme ve ulemanın devletin ilerleyip gelişmesinde katkıda bulunması gayretinde olmuşlardır. İşte bu hâmi hükümdarlar ve hâmi saray erkanı, hâmisi oldukları ulemayı huzurlarında buluşturup onların aralarında tartışmasını sağlamışlar, böylece önemli ilmi münazaraların ortamını hazırlayıp bunların müsebbibi olmuşlardır. Huzurda gerçekleşen bu münazaralar İslam geleneğinde ‘’muhâdara’’ isimiyle tanımlanmış ve bu münazaraların kaydedilmesiyle ‘’muhâdarât’’ ismiyle edebî bir tür oluşmuştur. Gerçekleşen münâzaraları da bu eserlerden öğrenmekteyiz. Mesela Ebu Ubeyde Ma’mer bin Müsennâ’nın El-Muhâdarât ve’l Muhâverât adlı eserinde Harun er-Reşid huzurunda yapılan münazaralar hakkındaki malumatı görebiliriz.[1]

Huzur Dersleri ise bu münâzara türününün, Osmanlı Sarayında icrâ edilmiş bir versiyonu olarak karşımıza çıkmaktadır. Tam bir tanım vermek gerekirse, Huzur Dersleri; 1172 h.-1759 m. yılından itibaren hilâfetin ilgâsına kadar her Ramazan ayında padişahın huzurunda ilmiye sınıfından çeşitli zâtın katılımıyla Kâdı Beyzâvi tefsiri takrir edilmek suretiyle gerçekleştirilen ilmi meclislerdir. Bu âdetin başlangıcının mesnetsiz bir şekilde Osman Gazi’ye kadar dayandırılmasına karşın, başlangıcını ilmi olarak III. Ahmet’in Sadrâzamı Nevşehirli İbrahim Paşa’nın 1136 h. yılında, sarayında gerçekleştirdiği bir uygulamaya dayandırmak isabetli olur.[2] Zira Paşa, normal vakitlerde tanzim-i umûr ile meşgul olduğundan ilme ve uhrevi işlere vakit ayıramamış, ancak Ramazan ayında bunlarla iştigâl edecek zamanı bulmuş ve Saray-ı Hümayûn hocası olan Seyyid Ahmet Efendi’ye haftada üç gün huzurunda Kâdı Beyzâvî Tefsiri okunmasına ferman buyurmuştur.[3] Hatta Huzur Derslerinin ilkini teşkil edecek bu meclise meşhur şâir Nedim de katılmıştır. Daha sonra bu dersler, III. Mustafa tarafından 1172 h. yılında, saltanâtının 2. Ramazanında resmileştirilip usulü belirlenecektir. Bu dersleri resmileştirip gelenekleştirmesinde dahi, Nevşehirli İbrahim Paşa’nın huzurundaki derslerden birine babası III. Ahmet ile katılıp ilham almış olması pek muhtemeldir.[4]

Böylece III. Mustafa ile resmileşen bu dersleri anlatmak adına, usûlü, işleyişi ve içeriği hakkındaki şu özellikleri sıralamak mümkündür:

  • Huzur Dersleri Ramazan ayına mahsustur. Resmileştiği zamandan itibaren istisnâi durumlar haricinde ders sayısı 8 defadan az olmamıştır. 8 defa olan mutad meclislere ek 9. olarak sadece mukarrirlerin toplandığı bir meclis ve buna da ek olarak üstün ilmi rütbelerinden dolayı bu 2 meclise de katılamayan alimlerin teşkil ettiği Sudûr Meclisleri yapılırdı. Bu bakımdan Huzur Derslerini 3 tip meclise ayırmak mümkündür. Genel olarak Ramazanın ilk 8-10 gününde peş peşe icra edilirdi. Her gün 1 meclis yapılır, Cuma günleri ders olmazdı. 1 ders meclisi yaklaşık 2 saat sürerdi. Genelde öğle ve ikindi namazları arasında yapılırdı.
  • Huzur derslerinde katılımcı olarak 5 unsurdan söz edilebilir: Padişah, Mukarrir (dersi gerçekleştiren), Muhataplar (dersi dinleyip sorularıyla tartışmaları başlatanlar), Şeyhülislam ve padişahın davet etmesine bağlı olarak katılan dinleyiciler. Her mecliste mukarrir sayısı 1 tane olurdu. Aynı Ramazan içinde bir defa mukarrir olan bir daha olmazdı. Mukarrir ve Muhatapları ya Padişah doğrudan, yahut Şeyhülislam şeçip Padişaha bildirirdi. 1189 h. senesine kadar olan derslerde karışık olan katılımcı sayısı bu sene itibariyle 70’e çekilmiş, ders sayısında da 8’e karar verilerek 8 derse 8’er zat taksim edilmiştir.[5] Ayrıca mukarrir ve muhatapların seçiminde, İstanbul ruûsuna (İstanbul tayini) sahip olmalarına, talebelerinin çok, verdikleri derslerin ileri düzeydeki ihtisas dersleri olmasına ve muhitte meşhur olmuş kimseler olmalarına dikkat edilirdi. Meclislerin oluşumunda ve katılımcıların sıra tayininde ruûsteki kıdem sırası yani tayin edildikleri medreselerin rütbeleri dikkate alınırdı. Bu sıra Cevdet Paşa’nın bildirdiğine göre şöyledir: Daru’l Hadis- Süleymaniye- Havâmisi Süleymaniye- Mûsıla-i Süleymaniye (Bu 4 medrese mensuplarına ‘’Kibâr-ı Müderrisin’’ denilirdi)- Hareket-i Altmışlı- İptidâ-i Altmışlı- Sahn-ı Seman- Mûsıla-i Sahn- Hareket-i Dâhil- İptidâ-i Dâhil- Hareket-i Hâric- İptidâ-i Hâric. Eğitim olarak, Hâric Medreseleri Osmanlı öncesi müslüman hükümdarların, onların aile mensuplarının ve devlet erkanının yaptırdığı medreselerdi. Ayrıca Osmanlı Dönemindeki devlet erkanına mensup kişilerin yaptırdıkları da bu sınıfa dahildir. Dâhil Medreseleri ise Osmanlı Hükümdarları ile aile mensuplarının yaptırdıkları medreseler idi.[6] Bu bakımdan Hariç Medreselerinden kıdem olarak yüksekteydiler. Daha sonra, ilk önce Sahnı Seman ve ardından Süleymaniye Medreselerinin yapımıyla Dâhil ve Hâriç Medreselerinden oluşan hiyerarşi değişti. Böylece eğitim 2 kola ayrıldı. Dahil Medreselerinden mezun olanlar; Hukuk, ilahiyat ve edebiyat tahsili için Sahn-ı Semana, Riyâziyat ve tıp tahsili içinse Süleymaniyeye geçerdi. İhtisas olarak ise Daru’l Hadise gidilirdi.[7] Mukarrir ve muhataplar işte bu medreselerin müderrisleri olarak bu medreselerin sıralamasına göre seçilirdi.
  • Mukarrir, dersi Beyzâvi Tefsirinden takrir ederdi. 1200 h. yılı itibariyle, işlenecek ayetler Mushaftaki sure tertibine göre ilerlemiştir. Bu tertipli derslerin başlangıcından, Halifeliğin ilgasına kadar olan sürede Nahl suresine kadar gelinmiştir. Son tefsiri takrir edilen ayet Nahl Suresi 26. Ayet olmuştur. Mushaf sırasına riayet edilmeyen derslerde ise genellikle Fetih suresinden ayetler ve yine fetihle alakalı ayetler seçilirdi. Çünkü III. Mustafa muhârip bir kişiliğe sahipti ve muhiti savaşa teşvik ettirmek gayesinde idi.[8] Derste işlenecek metinler 2-3 ay evvel mukarrire bildirilir, Şaban ayının 15’inde ise mukarrire muhatapların bildirilmesiyle mukarrir de işlenecek yerleri muhataplara bildirirdi. Her ne kadar okunacak ayetler önceden bildirilmiş de olsa içtima önceleri katılımcıların aralarında mütaala yapmaları yasaktı. Yani takrirden evvel mahremiyet, ders esnasında aleniyet esastı. Derslerde muhatapların soru sorup münazara oluşmasını sağlamaları esastır. Bunun için fikir hürriyeti de sağlanmıştır. Mesela III. Selim zamanında, katılımcılara her türlü fikirlerini açıklamaları hususunda padişah dersten önce teminat vermiştir ve haddi aşan açıklamaların affına gidilmiştir.[9] Bu fikir hürriyeti kimi zaman ucu alınamayan tartışmalara yol açabiliyordu. Mesela 1215 h. Ramazanındaki Kudsi Efendi mukarrirliğindeki derste birkaç mukarririn itirazıyla dallanıp budaklanıp farklı boyutlara taşınan dersi, tartışmanın cedele dönüşmeye başlaması sebebiyle Padişah bitirmek zorunda kalmıştır.[10] Fakat her ne kadar fikirde serbestliğe izin verilmişse de tartışma üslubundaki haddi aşan cedelleşmelerde affa gidilmemiştir. Mesela Abdülmümin Efendi ile olan ilim dışı ağır sözlü tartışmasından dolayı Tatar Efendi, Şeyhülislam Dürrizade Mustafa Efendi emri ile Ramazan sonu Bozcaada’ya gönderilmiştir.
  • Huzur Dersleri; herhangi bir mekanda yapılmaz, padişah tarafından seçilen belirli mekanlarda ve biniş merasimi adı verilen, padişahın gecelediği yerden askeri ve sivil hizmetkarıyla ayrılıp ders mekanına iştirak ettiği bir merasimle yapılırdı. Bu merasim o derece önemliydi ki, yapılamazsa dersin affına gidilirdi.
  • Ders sonlarında katılımcılara çeşitli hediyeler verilirdi. Bunları 3 başlık altında incelemek mümkündür: Nakdi hediyeler- Bohça şeklinde yalnız mukarrirlere verilen bayramlık hediyeler- Çeşitli sebeplerle verilen özel hediyeler.

 

ÖZET VE SONUÇ

 

Böylece çeşitli özelliklerine değindiğim Huzur Dersleri; padişahın belirlediği mekanlarda mukarrir ve muhatapların katılımıyla öğle ve ikindi arası bir vakitte biniş merasimiyle başlar, Padişah bir mindere oturur, mukarrir padişahın sağına ve muhataplar da mukarririn sağından itibaren yarım daire şeklinde, altlarında rahle bulunarak dersi 2 saate yakın bir vakitte işlerlerdi. Ders bitiminde muhataplar sorularını sorarlar ve münazaralar başlardı. Bunun da bitimiyle mukarrir dua yapar, katılımcılar ödüllendirilir ve padişah ayrılarak harem dairesine çekilirdi.

Huzur dersleri ilmi ve bilimsel bir meclis tipinden çok kendisinin çekirdeğini oluşturan ve kendisinde esas olarak icra edilen ilim olan tefsirden de anlayacağımız üzere Kuran ayı Ramazanı ihya ve saray eşrâfınca normal vakitlerde pek zaman ayırılamayan uhrevi amellerle meşgul olmak için tesis edilmiş bir meclis olmuştur. Resmileştirilip gelenek haline getirilmesinden itibaren, halifeliğin ilgasına kadar 169 sene bu meclislere devam edilmiştir.

MECLİSLERİN GERÇEKLEŞTİĞİ MEKANLARIN BAZILARI

İncili Köşk

Sepetçiler Kasrı

Revan Köşkü

[1] Ömer Kara, İslâm Geleneğinde Ümerâ Huzurundaki Bilimsel Toplantıların Osmanlıcası: Huzur Dersleri, s.307

[2] Ebu’l Ulâ Mardin, Huzur Dersleri, I. Cilt, s.65

[3] Ebu’l Ulâ Mardin, Huzur Dersleri, I. Cilt, s65

[4] Ebu’l Ulâ Mardin, Huzur Dersleri, I. Cilt, s.63

[5] Ebu’l Ulâ Mardin, Huzur Dersleri, I. Cilt, s.71

[6] Mefail Hızlı, Osmanlı Medreselerinde Okutulan Dersler ve Eserler, s.27

[7] Mefail Hızlı, Osmanlı Medreselerinde Okutulan Dersler ve Eserler, s.28

[8] Ebu’l Ulâ Mardin, Huzur Dersleri, I. Cilt, s.23

[9] Ebu’l Ulâ Mardin, Huzur Dersleri, I. Cilt, s.27

[10] Ebu’l Ulâ Mardin, Huzur Dersleri, I. Cilt, s.77-79

Kaynakça

-MARDİN, Ebu’l Ulâ, Huzur Dersleri, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2017.

-KARA, Ömer, İslam Geleneğinde Ümerâ Huzurundaki Bilimsel Toplantıların Osmanlıcası: Huzur Dersleri.

-HIZLI, Mefail, Osmanlı Medreselerinde Okutulan Dersler ve Eserler, T.C. Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: 17, Sayı: 1, 2018, s: 25-46.

Yorum Yazın (2)

  1. Eline sağlık Celil hocam.

  2. Çok faydali oldu. Çok sagolun Celil kardeşim.

Comment here