Dosya KonusuRamazan

Bektaşi Fıkralarında Ramazan

Bu makaleyi 13 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Ahmet Şahin

Dünya’nın ve Türkiye’nin içinde bulunduğu buhranlı günlere rağmen Allah’ın rahmeti tecelli ettiği ve Kuran’ı Kerim’in nüzul ettiği ay olan on bir ayın sultanı Ramazan-ı Şerif geldi. Şüphesiz Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (sav) buyurdular ki, “Benim ümmetimden her kim ki Ramazan’ın gelmesiyle ferahlanırsa, Allah onun cesedini yakmaya cehenneme haram kılar.” buyurmuşlardır.

Bektaşî fıkraları Türk halkının ince zekâsının ve sağduyusunun temsil eden bir tip olmuştur. Kimi zaman yaratıcı ile olan pervasız konuşması, kimi zaman tatlı ve yumuşak üslubu dikkat çeker. Bektaşî’nin bu tutumu bağnaz çevrelerce inkâr ve tahkir içerdiği görüşünce bulunsalar da inkâr değil, tenkittir.[1] Bu ifadeleri bir Bektaşî fıkrası ile destekleyelim:

“Bektaşî bir Ramazan ayında pek sıkıntıya düşmüş. Dostları “Bu ayda Allah’tan ne isterseniz verir” demişler. Bunun üzerine derhal camiye koşmuş. “Ya Rabbi, evine ilk defa geldiğim gündür. Ben bunlar gibi günde beş defa gelip seni tâciz etmem. Borcumu verecek kadar para ihsan eyle, bir daha gelmem” diye dua etmiş. Bektaşî bu fıkrada insanların Allah’a yakarışlarının sadece menfaat temini ile ilgili olmasını kınamakta ve bu şekilde inancı eleştirdiği görülmektedir.”[2]

Dursun Yıldırım’ın Bektaşî fıkralarına dair şu görüşlere yer vermektedir:

“Bektaşî fıkra tipi, taassuba, katılığa karşı hoşgörüyü temsil eden bir tiptir. Fıkralara içtmaî hayatta görülen zıtlıklar ve aksaklıkları tenkit görevini üstlenir. Fıkralarda halkın zekâsını, aklını, bilgisini, ahlâk ve terbiye anlayışını, inanç ve itikatlarını temsil eden Bektaşî tipi fıkralar, dini farklı anlamaktan doğan çatışmanın tutumu ve davranışlarının yarattığı bir tiptir.”[3]

Buhranlı günlerde ibadetlerimizi yaparken, bir nebze olsun yüzümüzün gülmesini sağlayacak, güldürürken hikmet içeren hakikat öğreten ve hatırlatan Bektaşî fıkralarına kulak verelim:

 

Ramazan Gecesi Sarhoş Olan Bektaşi’nin Tramvay Macerası:

Bektâşî’nin biri, bir Ramazan gecesi zil-zurna sarhoş halde Bahçekapı’dan tramvaya binmiş. Biletçiye “Ver bir Edirnekapı” deyince biletçi “Erenler bu araba Bebek’e gider” demiş ve tramvayı durdurup Bektaşi’yi indirmiş. Sonraki tramvaya atlayan Bektaşi yine aynı şekilde biletçiye “Ver bir Edirnekapı” deyince biletçi “Yanlış binmişsin, bu araba Yedikule’ye gider” diyerek o da Bektaşi’yi indirmiş. Bektaşi’nin bindiği üçüncü tramvayın kapısında bir sofu varmış, biletçiye sormaya gerek kalmadan sofuya hitâben “Bu araba nereye gidiyor” diye sorunca, Ramazan gecesi ağzı leş gibi alkol kokan Bektaşi’ye sinirlenen sofu dişlerini gıcırdatarak “Cehenneme!” deyince, Bektaşi, lafı gediğine koyarak, “Aaa, öyle mi, demek ki yanlış binmişim, size uğurlar olsun” deyip aşağı inmiş…


Oruç Tutmadığı Halde Sahura Kalkan Bektaşi:


Bektâşî’nin biri her gece sahura kalkar, herkesten önce sofraya oturur, bir güzel karnını doyurur fakat ertesi gün orucu yermiş. Bir gün iki gün üç gün bu hep böyle devâm edince, karısı bir gün dayanamamış ve kocasına dönüp, “Ulan mülhid herif! Bre zındık herif! A alçak herif! Her gece sahuru ziftleniyorsun, gündüz de orucu yiyiyorsun. Seni kör olasıca edebsiz herif!” diye bağırıp çağırmaya başlamış. Bektâşî hiç sükûnetini bozmadan karısına dönüp demiş ki, “Peki sana bir şey soracağım, oruç tutmak nedir?”. Kadın “Farzdır” demiş. Bektâşî, “Tamam, peki sahura kalkmak nedir?” diye sormuş. Kadın, “Sünnettir” deyince Bektâşî, “A kör olasıca karı! Oruç tutmuyorum, farzı yerine getirmiyorum diye sahura da kalkmayıp sünneti de terk mi edeyim” demiş.


Kefaretsiz Oruç Tutmanın Yolunu Bulan Bektaşi:


Bektâşi’nin biri yaz sıcağına denk gelen bir Ramazan günü tarlada çalışmaktan bîtab düşünce sırtüstü yere uzanmış ve torununa şöyle seslenmiş :

Şu gölgede duran su testisini getir, yavaş yavaş ağzıma dök.

Çocuk testiyi almış ve suyu azar azar dedesinin ağzına dökmeye başlamış. Bektâşî’nin bile bile orucunu bozduğunu görenler, “Erenler! Ne yapıyorsun, göz göre göre orucunu bozdun, bunun kefâreti 60 gündür, bilmiyor musun” deyince, Bektâşi gâyet sâkin şu cevâbı vermiş :

“-Merâk etmeyin, suyu döken çocuk olduğu için ona günâh yazılmaz. Bana da sorgu olursa, “Testiye elimi bile sürmedim” der kurtulurum.

 

Açlık Değil, Tokluk

Babaerenler, Ramazan günü, bir dostu ile yolda giderken bir dilenci görmüş. Ona biraz para vereyim diye kesesine davranırken, dilenci:

-Her gününüz Ramazan olsun, inşallah! Diye bir dua etmiş.

Erenler elini cebinden çekip yoluna devam edince, dostu sormuş:

-Erenler, niye sadaka vermekten vazgeçtin?

-Aman birader demiş insana açlık değil, tokluk dileyecek bir kimse mi yok?..

 

Yine Ramazan İçin

Erenlere sormuşlar:

-Ramazan geldi, geçti. Onu memnun edebildin mi?

-Ettim elbette, demiş erenler. Memnun olmasa her yıl on gün evvelinden gelip durur mu?

 

Bir Gün Eksik

Paşanın bayram sofrasında yemekler yenirken, oruçtan söz açılmış. Paşa, herkese kaç gün oruç tuttuğunu sormuş. Hepsi bir şey söylemiş.

Bektaşî’nin yanındaki:

-Ramazanı yolda geçirdim, ancak dün buraya geldim. Bu nedenle ancak bir gün oruç tutabildim, demiş.

Paşa, erenlerin yüzüne bakınca:

-Fakîr, bu efendiden bir gün eksik tuttum Paşam, demiş.

 

Oruç

Zerk köyünden Asef Temel, işlerini görmek için Kangal’a gider. Orada işlerini bitirdikten sonra acıktığını hissederek karnını doyurur ve üzerine de karpuz yer. Bir anda Muharrem ayında ve oruçlu olduğunu hatırlar. Yaptığı işten büyük bir pişmanlık duyar köye döner.

Dini konularda bilgisine güvendiği Veli Arı’nın yanına giderek sorar:

-Veli Paşa, bugün oruç idim; Kangal’da karnımı doyurdum; üzerine de karpuz yedim. Acaba orucum bozulur mu?

Veli Arı’da bu soruya cevap verir:

-Geriye ne kalmış ki!

 

Dokundu Mu?

Erenler, bütün Ramazan boyunca, bir gün oruca niyetlenmiş, dayanamayıp onu da yemiş. Bayramda biri sormuş:

-Erenler, nasıl, bu Ramazan sana dokundu mu?

-Vallahi evlat, demiş, şöyle bir sıyırıp geçti.

 

Her Zaman

Yoksul bir Bektaşî’yi, zaptiyeler, oruç yerken yakalarlar. Erenler ellerini göğe kaldırır:

-Ulu Tanrım, der, her zaman dolaşırım, kuluna bunun hali nedir diye sordurmazsın. Bir gün karnımı doyuracak olurum hemen, başıma zaptiyeleri dikersin. Gerçekten hikmetine akıl ermiyor.

 

Niye Tutmazsın

Fâkir bir Bektaşî’ye sormuşlar:

-On bir ayın sultanı Ramazan’da herkes oruç iken, sen niye tutmazsın?

Erenler demiş ki:

-Bu ay ne kadar gani (zengin bol) Fakîr de aranızda geçinip bayram ediyorum. On bir ay oruç tuttuğum yetmez mi? Keşke siz de benim gibi sevap kazansanız.

 

Kalu-Belâ

Bektaşî babalarından biri alenen oruç yemenin yasak olduğu devirde Ramazan günü kahvede nargilesini içerken içeriye bir zaptiye girer.

Bektaşî’ye

-Sen Müslüman değil misin?

+Elhamdülillah Müslümanım.

-Ne zamandan beri?

+Kalu belâ’dan beri.

-Kalu belâ ne demek?

Babaerenler kıza, insan yaradılışının başlangıcı demek olan bu deyime şöyle anlam verir:

-“Kalu” ben, “belâ” sen. Nerden geldin başıma?

 

Peşini Varken

Bektaşî babası sıcak bir Ramazan günü serin bir çeşme başında dağarcığını açmış, ekmek-peynirini çıkarmış, köyden satın aldığı kirazları da bakır tasa doldurarak soğutmak için suyun akar yerine bırakmış. Yemeye başlarken heybesi omzunda, kan-ter içinde bir cer mollası gelmiş. Bektaşî’ye yemeye hazırlanmış görünce kaşlarını çatmış, hain hain bakmış. Babaerenler gelenin haline aldırmamış, tatlı bir tebessümle:

-Hocam, demiş buyurun lokmayı beraber edelim.

Bu teklif onu büsbütün çileden çıkarmış.

-Oruç halimde beni günaha sokma. Ben ahrette cennet-i alada peynir-ekmek değil, kuşsütü ile yapılmış paluzeler yiyeceğim demiş. Amma buğulanmış kirazlara da bakarak yutkunmaya başlamış.

Bunu gören Bektaşî:

-Hey ya Rabbi! Şu nimetlerin peşinini vermişken bu zavallılara ne diye veresiyesini aratırısın?

 

Bayram Edersiniz

Babaerenlerin birisi kahvenin önünde oturmuş teravihten çıkanları seyrediyor. Softanın biri soruyor:

-Mahyaları mı seyrediyorsun? Oruç yok, namaz yok, yalnız mahya seyri için mi Ramazanı beklersin?

+Ramazanı Ramazan diye severim. Ali’yi Ali diye sevdiğim gibi.

-Amma biz öyle değiliz, her gün Ramazan olsun isteriz.

-Onun için mi Ramazan gider gitmez Bayram edersiniz?

***

İçerisinde bulunduğumuz bu mübarek ayların Türk ve İslâm âlemine hayır, bereket ve esenlik getirmesini yüce Allah’tan niyâz ediyorum.

Bektaşî fıkraları tadında bir Ramazan geçirmeniz temennisiyle…

 

Bektaşî Fıkralarının Derlendiği Kaynaklar:

  • Hüseyin Cılga-H.Dursun Gümüşoğlu, Yayınlanmamış Bektaşî Fıkralarında İrfan, Post Yayınları, İstanbul 2017.

Dergâh Blog Sayfası (Erişim için: https://defter-i-ussak.blogspot.com/

[1] Hüseyin Cılga-H.Dursun Gümüşoğlu, Yayınlanmamış Bektaşî Fıkralarında İrfan, Post Yayınları, İstanbul 2017, s.16

[2] Hüseyin Cılga-H.Dursun Gümüşoğlu, Yayınlanmamış Bektaşî Fıkralarında İrfan, Post Yayınları, İstanbul 2017, s.26

[3] Hüseyin Cılga-H.Dursun Gümüşoğlu, Yayınlanmamış Bektaşî Fıkralarında İrfan, Post Yayınları, İstanbul 2017,s.17-18

Comment here