Cumhuriyet

Ulus Gazetesine Göre San Francisco Konferansı

Bu makaleyi 34 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Mahmut Koçak*

ÖZET

 

II. Dünya Savaşı sürecini diplomasi açısından başarılı şekilde yürütmüş olan Türkiye bu zorlu sürecin ardından değişen siyasi düzene başarılı hamleler yapmıştır. Türkiye, dış politika anlayışını iç politikaya yansıtmıştır. Savaş dışı kalma politikasını uygularken Mihver ve Müttefiklere göre hareket etmiştir. Savaşın sonlanmasına yakın Türkiye’ye Sovyetlerden baskı uygulanmıştır. Baskı uygulanmasının sebebi ise Boğazlar konusu olmuştur. Sovyetlerden gelen baskı sonucuyla birlikte kendini yalnızlık içerisinden hisseden Türkiye, oluşan yeni dünya düzeninde yüzünü batıya dönmüştür. Demokratik adımlarla birlikte yeni siyasi politikalar uygulanmaya başlanmıştır. Savaşın sona ermesiyle birlikte kurulacak olan yeni siyasi arenaya ortak olmak isteyen Türk hükümeti, bu adımını 26 Nisan 1945’te toplanan San Francisco Konferansına katılarak belirtmiştir. Türkiye batının yanında yer alma tercihini böylelikle ulusal kamuoyuna duyurmuştur. Türkiye’nin San Francisco Konferansına katılması basına olumlu şekilde yansımıştır. Özellikle Ulus gazetesi Türk hükümetinin yapmış olduğu hamleyi son derece doğru şekilde yorumlamıştır. Ulus gazetesinden olan yazarlar konferansa giden heyette yer almışlardır. Hükümetin gazetesi olarak bilinen Ulus gazetesi konferansı birçok yönüyle ele alarak değerlendirmiştir. 

Anahtar Kelimeler: San Francisco Konferansı, Ulus, Basın, Türkiye

*Bilecik Şeyh Edabali Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Yüksek Lisans Öğrencisi

 

GİRİŞ

İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye’nin uyguladığı politika savaş dışarısında kalarak ülkenin toprak bütünlüğünün korumak olmuştur. Dış politikanın getirmiş olduğu şartlar itibariyle önemli derecede tedbirli kararlar alınmıştır. Savaş dönemi boyunca uyguladığı politikayı devam ettirmesi son derece başarılı bir diplomasi anlayışıdır. Cumhuriyet’in kurumlarının yeni gelişmeye başladığı döneme denk gelen İkinci Cihan Harbi, Türkiye açısından hem siyasi hem de sosyal olarak sıkıntılı diyebileceğimiz bir dönemdir. İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı sırasında Türkiye, savaş dönemi ve sonrasında ülkeler arası ilişkilerde dengeyi sağlamaya çalışmıştır. Savaş sonunda Türkiye’nin siyasi ve ekonomik menfaatlerinin kesinlikle Batı’nın tarafında olduğu görünüyordu ve bu menfaatleri geliştirmenin en iyi yolu yine Batı’ya daha fazla yaklaşmaktı.[1] Batıya yaklaşmanın ilk etkileşimi San Francisco Konferansına katılmak olmuştur. Birleşmiş Milletler Anayasası’nı kabul etmekle Türkiye bu anayasasının demokratik prensiplerine uygun, daha hür bir rejime geçmeyi taahhüt etmiş oluyordu.[2] Artık dünyada demokratik-kapitalist ve komünist ideolojiler boy ölçüşecekti.[3] Türkiye artık batıya karşı sorumlulukları olan bir ülke haline gelecekti. Yani demokrasi adına uygulamalar başlatılacak ve uygulanacaktır. Cumhurbaşkanı İnönü 1 Kasım 1945’te Meclis’in açılışı dolayısıyla yaptığı konuşmada, demokrasilerin Faşizm üzerinde kazandıkları zafere göndermede bulunarak siyasal sistemde büyük bir düzenleme yapmaya ve bu sistemi dünyada meydana gelen değişikliklerle aynı çizgiye getirmeye hazır olduğuna dair ipuçları verdi.[4]

San Francisco Konferansına katılan Türk hükümeti delegelerinin yanında Ulus gazetesi yazarları da yer almış ve yurda bilgiler aktarmışlardır. Bilgiler aktarmanın yanı sıra konferansı değerlendirerek yorumlamışlardır. Türk hükümetini başarılı şekilde temsil edildiğini belirten Ulus, hükümet yanlısı tarafını belli etmiştir. Basın son derece önemli ve değerli bir haber aracıdır. Konferansın sonuçları ve doğurduğu yeni oluşumları basın üzerinden takip eden halk, merakını gidermeye çalışmıştır. Ayrıca ülke içerisinde yeni açılımlar ve liberalleşmeler görülmeye başlamıştır. “Milli Şef” unvanını bırakarak konferansın etkisinde hareket eden ve yeni gelişmeler ile hazırlıklar içerisinde olan İsmet İnönü görmekteyiz. San Francisco Konferansından sonra Türkiye’nin Batı’ya yakınlaşmasının bir diğer etkileşimi ise ABD Donanmasına bağlı USS Missouri Zırhlısı’nın 5 Nisan 1946 tarihli İstanbul ziyaretidir.

Ulus Gazetesi Hakkında

Ulus gazetesi Türk basınında köklü bir geçmişe sahiptir. “Parti gazetesi” olarak ün yapmış olan Ulus gazetesinin kuruluşu Milli Mücadeleye dayanmaktadır. Haftada iki gün ve dört sayfalık olarak çıkarılmaya başlandı. Gazetenin adı ilk olarak İrade-i Milliye’yi çağrıştırdığı için “ Hâkimiyet-i Milliye” olarak belirlendi. 1934’ten itibaren “Ulus” ismini alan gazete CHP’nin yayın organı gibi çalışmalarını sürdürdü. 1953’te Demokrat Partinin çıkardığı kanun ile birlikte CHP’nin mallarıyla birlikte Ulus matbaası, hazineye devredildi ve gazete kapandı. Tekrar yayın hayatına döndü. Daha sonra yeni isimlerle çıkarılmaya başlandı. CHP’nin en aktif yayın organı olan “ULUS” önemli bir arşiv kaynağı niteliğindedir.

İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye

Dünya tarihi açısından toplumları birçok yönden etkileyen İkinci Dünya Savaşı 6 yıl sürmüş ve insanları her açından etkisi altına almayı başarmıştır. Avrupa ve diğer bölgeler gibi Türkiye’de savaştan önemli ölçüde etkilenmiştir. Türkiye’de özellikle yaşamı son derece zorlaştırmıştır. Sürekli tedbir altında ve savaşa hazırlıklı olarak bekleyen Ordu ve halk hem psikolojik hem de ekonomik anlamda etkilenmiştir.  Hükümet bazı uygulamalar yaparak halka destek olmaya çalışsa da yeterli gelmemiştir. Savaşın getirmiş olduğu şartlar doğrultusunda hareket eden Türkiye denge politikası uygulayarak savaşın dışında kalmasını başarmıştır. Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’nda uyguladığı dış politika hamleleri haliyle iç politikayı etkilemiştir. İç siyaseti oldukça önemli derecede etkileyen dış politika anlayışı bazı kesimler tarafından eleştirilse de dönemin şartları itibariyle izlenmiş bir siyasettir. Savaşın olumsuzluklarından kaçınılmaya çalışılmıştır. Türkiye bu dönemde son derece tecrübeli diyebileceğimiz siyasi kadroya sahiptir. Birinci Dünya Savaşında ve sonrasındaki süreçte mücadele etmiş önemli kişilerden bazılarının yine devlet kadrosunda yer alması Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşındaki tecrübesini arttırmıştır.

Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşındaki durumu, stratejik mevki’in önemi dolayısıyla, gerek Müttefiklerin gerek Mihverin Türkiye’yi kendi yanlarında savaşa sokmak için harcadıkları çabaların ve Türkiye üzerinde yaptıkları baskıların hikâyesinden başka bir şey değildir.[5]

Atatürk’ün ölümünden sonra Cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü Başvekilliği Celal Bayar’a bırakmıştı ama Bayar’ın Başvekilliği fazla uzun sürmemiştir.  Celal Bayar’ın yerine Doktor Refik Saydam geçti ve Temmuz 1942’de ölene kadar başvekil kaldı.[6]  İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı sırasında Türkiye, savaş dönemi ve sonrasında ülkelerarası ilişkilerde dengeyi sağlamaya çalışmıştır. Hariciye Vekilliğini ise Şükrü Saraçoğlu üstlenmiştir. İnönü bu dönemde küskünleri barıştırma politikasına başvurmuştur. Özellikle İzmir suikastı davasından sonra siyasi arenadan çekilmiş veya uzaklaştırılmış Milli Mücadelenin önemli şahsiyetlerini tekrardan siyasete davet etmeye başlamıştır. Aralarından bazıları yurt dışında bulunmaktaydı ve ülkeye geri dönüşlerinde kendilerine milletvekilliği verildi. Kazım Karabekir gibi önemli bir şahsiyet de bir dönem meclis Başkanlığı yapmıştır. İsmet İnönü küskünleri barıştırırken aynı zamanda Atatürk ile yakınlığı bulunan bazı kişilerin görevlerini değiştirmiştir. Atatürk döneminin daimi hükümet üyeleri ( eski Dahiliye Vekili) Şükrü Kaya ile ( eski Hariciye Vekili) Tevfik Rüştü Aras bizzat İnönü’nün talebi üzerine yeni hükümette yer almamışlardır.[7] İsmet İnönü böylelikle otoritesini sağlamlaştırmak için adımlar atmıştır. Ayrıca İsmet İnönü otoritesini sağlamlaştırırken dönemin şartlarına da ayak uydurmuştur. Dünya üzerinde “Tek Partili” hükümetler hakim olmaya başlamıştır. Özellikle Avrupa’da baş göstermeye başlayan “Tek Partili” hükümetlerde “Şef” anlayışı yani tek adam anlayışı mevcuttur. İnönü liderlik konumu pekiştirmeye kararlıydı. Onun liderlik konumu Aralık 1938’de olağanüstü bir parti kongresinde resmileşti; bu kongrede parti tüzüğünde değişiklik yapılarak, Atatürk “ ebedi genel başkan” İnönü ise “ değişmez genel başkan” yapıldı.[8] Otoritesini güçlü konuma getiren İsmet İnönü İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye’de sıkı bir hükümet anlayışıyla Türkiye’yi savaş dışında tutmaya çalışmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın önemli safhalarında Dışişleri Bakanlığına getirilen Numan Menemencioğlu Türkiye’nin denge siyaseti uygulamasında etkili olmuştur. Menemencioğlu Dışişleri Bakanlığı görevine gelmeden önce İstanbul mebusluğu yapmıştır.

Menemencioğlu İstanbul mebusu seçilmeden bir ay önce dönemin Başvekili Refik Saydam vefat etmiştir. 8 Ağustos 1942’de Ulus Gazetesi’nin manşeti şöyledir: “Çok Acı Bir Kayıp Başvekilimiz Dr. Refik Saydam gece yarısı İstanbul’da vefat etti.”[9] Refik Saydam’ın naaşı bir gün sonra Ankara’ya getirilmiş ve cenaze töreni programı ayarlanmıştır. Refik Saydam’ın İsmet İnönü ile ilişkisi oldukça kuvvetlidir ve İnönü’nün en güvendiği devlet adamlarındandır. Refik Saydam’ın ani ölümü üzerine o zamana dek Hariciye Vekili olan Şükrü Saraçoğlu, 9 Temmuz 1942 tarihinde Başvekilliğe atandı.[10]  Tarafsızlık çizgisinden ödün vermeyerek sürdürülen ilişkilerde Türkiye’ye baskılar yapılmaya devam ediliyordu. Amerika Birinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi İkinci Dünya Savaşında da ilk başlarda savaş dışı kalmayı tercih etmişti. Amerika Birleşik Devletleri savaş dışı kalmayı tercih etse de Japonya’nın Pearl Habur’a saldırması sonucu savaşa girmiştir. Gelişen olayları ve durumları takip eden Amerika Birleşik Devletleri Türkiye ile olan ilişkilerini de ihmal etmemiş ve sık sık görüşmeler gerçekleştirmiştir. Savaşın gidişatına göre Türkiye ABD ile diplomatik ilişkiler kurmuştur. Savaş sonraki süreçte ise Türkiye ile ABD yakınlaşması başlamıştır. Savaşın dengeleri tam anlamıyla değişmeden önce Almanlar Türkiye’ye baskılarını artırmaya devam edecektir. Almanların Balkanlara yerleşmesi Türkiye için bir tehdit sayılabilirdi. Bu sebeple de 18 Haziran 1941’de Türk- Alman Saldırmazlık paktı imzalanmıştır.[11] Bu arada, Türkiye’nin Alman safına kayabileceğinden endişelenmeye başlayan İngiltere ise bir taraftan Türkiye’ye Almanya ile yapılacak siyasi bir anlaşmadan Türkiye’nin hiçbir şey kazanamayacağını ve böyle bir anlaşamadan sonra dış politikasında siyasal bağımsızlığını devam ettirmekte güçlük çekeceğini hatırlatırken, diğer taraftan ABD’yi devreye sokarak olası bir Türk- Alman anlaşmasını önlemeye çalışıyordu.[12] İngiltere ve ABD Türkiye’nin Almanya’dan yana olmasını istemiyordu çünkü Almanlar giderek güçlenmeye ve ham madde ulaşımını kolaylaştıracaktı. 22 Haziran 1941de Almanya Sovyet Rusya’ya savaş açtı.[13] Almanya’nın Sovyet Rusya’ya savaş açması Avrupa’daki üstünlüğünü kaybettiriyordu. Sovyet Rusya ile batılı ülkeler arasında anlaşmalar meydana gelecek ve Almanların çöküşü biraz daha hızlanacaktı. Almayanın Türkiye üzerindeki baskısı bir sonuç vermemekle birlikte, 1942 sonbaharından itibaren Türkiye üzerinde bu sefer müttefiklerin baskısı artmaya başlayacaktı. [14]

Türkiye stratejik konumu nedeniyle yeniden önem kazanmaya başlamıştır. Sovyetlerin savaşta üstün konuma gelmesi savaştaki dengeleri değiştirmiş ve Türkiye’de artık dış politikasını değişen şartlara göre şekillendirecektir. Dış politikanın birinci amacı görülen savaş dışı kalma stratejisi ise aynı şekilde davam edecektir. Almanya’nın durdurulmasına çok az zaman kalırken savaştaki gündem maddesi yeni bir cephe açma meselesiydi. Yeni bir cephenin açılmasında önemli rol oynayacak ülke Türkiye olduğu için müttefikler baskılarını giderek arttırmaya başlayacaktır.

18 Kasım Churchill İngiliz kurmay başkanlarına Türkiye’nin 1943 baharında Müttefiklerin yanında savaşa girmesi için devamlı bir çaba göstermesi yolunda gerekli talimatları verdi.[15] Roosevelt ve Churchill savaşın gidişatını tartışmak üzere 14 Ocak 1943’te Casablanca’ da bir araya geldiler ve savaşın sonuyla ilgili belki de en önemli kararı burada aldılar: Savaş düşmanın kayıtsız şartsız teslim olmasına kadar sürdürülecekti.[16] Savaşın en önemli yılları diyebileceğimiz 1943 yılında Avrupa’nın nasıl şekilleneceği ve gelişeceği üzerine bazı değerlendirilmeler ve çalışmalar yapılmıştır. Yenidünya düzeni üzerine konuşmalar ve planlar yapılmaya başlanacaktır. Türkiye’nin savaşa girme konusunda özellikle İngiltere’nin baskıları artacak ve yeni adımlar atılacaktır. Baskı altında kalan Türkiye, çeşitli konferanslar ve ikili görüşmelerle savaşa dâhil edilmeye çalışılacaktır. Türkiye’nin müttefiklerin yanında yer alması için bazı vaatler sunulacaktır.  Almayanın savaştan yenik olarak ayrılacağı hemen hemen kesinleşen konferansta müttefiklerin hedefi Almanya’yı sıkıştırmak için Türkiye olmuştur. Türkiye bu tarihlerden itibaren üzerinde tedirginlik hissetmeye başlamıştır. Amerika Birleşik Devletleri ile İngiltere arasında yakınlaşmalar giderek artmaya başlamıştır. İngiltere’nin ABD elçisi Lord Halifax diyor ki;

“Kazablanka konferansının manasını Mihver devletleri 1943’de daha iyi anlayacaktır.”[17]

Değişen dengelerde Türkiye’ye baskılar artmaya devam etmiş ve özellikle Sovyetler tarafından balkanlarda oluşan boşluğu doldurmak ve komünizmi yaymak için Türkiye’yi sıkıştırmıştır. Türkiye gelen baskılara rağmen tarafsızlığını korumaya ve kendi çıkarlarına göre hareket etmeye çalışmıştır. Fakat güçlenen müttefikler karşısında tarafsız şekilde kalabilmek oldukça güç durum haline gelecektir. Türkiye üzerinde baskılarını artıran müttefikler Türkiye’nin savaşa girmesi için bazı yardımlarda bulunmayı teklif etmiştir.

İnönü – Churchill görüşmeleri 30 Ocak –  1943’te Adana- Yenice İstasyonunda cumhurbaşkanının özel vagonunda yapıldı. Adana görüşmelerinde taraflar istediğini almış gibi görünmeye gayret edercesine beyanatlarda bulunmuşlardır.

Cumhurreisi İsmet İnönü ve Türkiye hükümeti erkânı ile çok şerefli bir mülakatta bulundum. Türkiye ile münasebetlerimiz son derece dosta hane olduğunu söylemekle kendimi bahtiyar addederim.[18] Churchill’in söylemleri her ne kadar güzel görünse de görüşmelerde istediğini tam anlamıyla alamadığının hırsı bulunmaktadır.

Savaş süresince Müttefikler arasında yürütülen diplomatik konferanslar, gerek savaşın gelişmesinde gerekse savaş sonrası dünyanın kurulmasında son derece önemli yer tutmuşlardır.[19] II. Dünya Savaşı’nın Müttefikler yönüne doğru dönmesinde en önemli olay İtalya’nın saf dışı edilmesi olmuştur. İtalya’nın saf dışı edilmesi artık Almanya’nın teslimiyetini hazırlıyordu. Stratejik konumu nedeniyle Türkiye özellikle savaşın en kritik döneminde önemli mevkide bulunuyordu. Müttefiklerin giderek güç kazanması artık baskıyı hızlandırması demek oluyordu. Baskılarını daha önce konferanslarda açık şekilde dile getirerek Türkiye’nin savaşa katılarak müttefiklere yardımcı olması istenmiştir. Savaşın gidişatının hemen hemen belli olduğu süreçte Türkiye yenidünya siyasetinin neresinde olacağı son derece merak konusu olmuştur. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere’nin boşluğunu ABD dolduracak ve diğer ülkeler ABD ve Sovyetler arasında şekillenecektir.

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASI TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİK ADIMLARI

Savaş sonrası şekillenen siyasal sisteme Türkiye yeni oluşumlarla tepkiler verecektir. İsmet İnönü Müttefiklerin Faşizm karşısındaki zaferinin bir sonucu olarak dünyanın köklü bir şekilde değiştiğini fark etti ve yurtta bir patlama olmadan kendinin de duruma müdahale etmesi gerektiğini gördü.[20] Savaşın sonuna doğru önemli siyasi gelişmeler yaşanmıştır. Ayrıca savaş süresince basın hükümet yanlısı tavır sergilemiştir. Ulus gazetesi hükümet yanlısı tavır sergileyen ve hükümeti nerdeyse hiç eleştirmeyen gazetelerin başında gelmekteydi.

O zamana denk Ulus gazetesinde yayımlanan CHP Meclis grubu resmi tebliğlilerinde, görüşmelerde ele alınan konuların özeti verilmekte, tartışmalar hiç yer almamakta, sonuçta tüm kararların üyelerin ittifakı ile alındığı belirtilmekte iken( yani, CHP Meclis Grubu toplantıları hakkında son derece kuru, kısa resmi bir tebliğ ile parti içi görüşmeler hem basına, dolayısıyla hem de kamuoyuna kapalı tutulmakta iken), ilk kez grup toplantısındaki tartışmalar ve hükümet için yapılan güven oylamasında kullanılan red ve kabul oyları resmi bir tebliğ biçiminde yayımlanmakta ve bu suretle siyasal gelişmelerden basın ve kamuoyu haberdar edilmekteydi.[21] Değişen yeni dünya sistemine ayak uydurmaya çalışan Türkiye artık daha çok liberal adımlar atmaya başlamıştır. San Francisco Konferansı öncesinde,1944 yılı sonbaharında olan ve yönetime karşı muhalefetleri ile tanınmış Tan, Vatan ve Tasviri Efkar gazetelerine 22 Mart’ta yeniden yayınlanmaları içi izin verildi; bu izin, hiç olmazsa, basına karşı daha liberal bir tutumu yansıtıyordu.[22] Türkiye demokratikleşme sürecine girerek yüzünü batıya döndüğünü belli ediyordu. Ayrıca Sovyet Rusya’nın Türkiye ile imzaladığı antlaşmayı yenilememesi Türkiye’nin batıya yönelmesini hızlandırmıştır. Türk- Sovyet Dostluk ve Saldırmazlık Antlaşmasının yenilenmeyeceğini bildiren Sovyet Dışişleri Bakanı Molotov, Türkiye’yi adeta baskı altına almıştır. Türkiye içinde bulunduğu yalnızlıktan batı ile ilişkiler kurarak kurtulmuştur. Bu yalnızlıktan kurtulmanın ilk adımı ise San Francisco Konferansına katılmak olmuştur. Türkiye’nin Birleşik Milletler Konferansına katılması için en geç 1 Mart 1945 tarihine kadar Almanya ve Japonya’ya savaş ilan etmesi gerekliliği İngilizlerce bildiriliyordu. Savaş sonrası kurulacak yeni dünyada yerini almak arzusunda Türkiye bu formaliteyi, 23 Şubat 1945’te hem Almanya’ya hem Japonya’ya savaş ilan ederek gerçekleştirdi.[23] Formaliteyi yerine getiren Türkiye artık yüzünü batıya dönmeye kararlıydı ve oluşan yeni sistemde batının yanında yer almayı tercih etmiştir.

San Francisco Konferansı’nın Ulus Gazetesine Yansımaları

Almanya ve Japonya’ya savaş ilan ederek tarafını belli eden Türkiye artık dış politikada önemli kararlar almaya başlamış ve yerine getirmeye çalışmaktadır. Dış politikada aldığı kararlar iç politikaya da yansımıştır. Savaş sonrası oluşan yeni dünya sisteminde batıdan yana olduğu belirten siyasi olaylar yaşanmıştır. Birleşik Milletler Konferansına katılarak demokratikleşme sürecinin en önemli sinyalini vermiştir. Çok partili hayata geçişte önemli bir gelişmedir. “Binlerce murahhas ve gazeteci San Francisco’ya gelmektedir. Özel trenler ve muazzam yolcu uçakları dünyanın dört bucağından murahhaslar getirmektedir”[24] Konferansın hazırlıkları Ulus gazetesine bu şekilde yansırken Türk hükümeti ise hazırlıklarını tamamlamaya çalışmaktadır. Hasan Saka başkanlığında bir heyetle Türkiye Konferansa katılmıştır. Konferansın Ulus gazetesine yansıması Kemal Turan’ın kaleme aldığı “ San Francisco Günü” yazısıyla olmuştur.

“ 1945 yılının 25 Nisanını tarih insanlığın büyük kurtuluş günü olarak mı kaydedecek, yahut o da birçok bu çeşit teşebbüslerin zinciri içinde mütevazı bir halka mı kalacak, bunu şimdiden kestiremeyiz. Birçok milletlerin iyi niyetli insanları, güçlükleri bilerek San Francisco’da toplanıyorlar.”[25]

Ulus gazetesi toplanan konferansın ileriki süreci nasıl etkileyeceğini hükümet yanlısı bir tavırla değerlendirmiştir. Ayrıca Ulus gazetesi Cenevre konferansı ile bağlantı kurmuş ve benzerlik durumlarından yola çıkarak San Francisco Konferansını yorumlamıştır.

Evvelâ şurasına işaret edelim ki San Francisco Konferansı bir barış konferansı, değil, barışı korumak için gereken mekanizmayı tanzim konferansıdır. Bu bakımdan Milletler Cemiyeti ile San Francisco arasmda. bir paralel vücuda getirmek kabildir.”[26]

Ulus Gazetesi Konferansı başlangıcını Truman’ın sözleriyle aktarmıştır.

“Harpte beraber ölmek istemezsek barışta beraber yaşamayı bilemeliyiz”[27] Konferansın açılışını aktararak değerlendirmeye başlayan Ulus gazetesi, Türkiye’nin konferanstaki durumunu olumlu şekilde yorumlamıştır. Ayrıca Amerika Birleşik Devletlerinin yapmış olduğu açılımı insanlık adına ele alarak aktarmıştır.

Eğer Roosevelt sağ olsaydı, kendi eseri olan San Francisco Konferansını açarken ancak Başkan Truman gibi konuşurdu diyenler asla yanılmaz sanırız. Yeni Amerikan Cumhurbaşkanını, sözlerinde o kadar insan, o kadar açık ve o kadar yeni bir dünya düzeni için gönüllü gördük.”[28]

Ayrıca Konferansta tartışma konusu başkanlık meselesi olmuştur. Başkanlık meselesi halledildikten sonra diğer konulara hızlıca geçilmiştir.

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Türk Heyeti başkanı B.Hasan Saka dün, Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı M. Stettinius ile bir saat kadar görüşmüştür.”[29] Ulus gazetesinin haberine göre Türk heyeti ile uzun bir görüşme gerçekleştirilmiştir. Ayrıca Ulus Başyazarı Falih Rıfkı Atay’ın aktardıkları şöyledir:

Türk Heyeti Başkanı ve Dışişleri Bakanı Hasan Saka, konferansın son toplantısında Türk telakkileri ve görüşü hakkında izahlarda bulunmuştur. Hasan Saka’nın söylevi konferansta büyük bir ilgi ile karşılanmış ve geniş yorumlara yol açmıştır.”[30]

Konferans heyet başkanlarının konuşması ve değerlendirmesiyle son şeklini almaya başlamıştır. Hasan Saka’nın önemli sözlerinden biri şu şekildedir:

“ Türk murahhas heyeti, yeni yasanın, bütün anlaşmazlıkların adaletin ve hakka uygun olarak halline çalışması hususunda bir hüküm ihtiva etmesi icab ettiği kanaatindedir.”[31]

 San Francisco Konferansı son şeklini tamamlarken yeni siyasi sistem oluşmaya başlamıştır. İki ay süren konferans gelecek yıllar açısından son derece önemlidir.

Avrupa’da İngiltere’nin bırakmış olduğu boşluğu artık ABD dolduracaktır. San Francisco Konferansı Truman’ın kapanış konuşmasıyla sonlanmıştır. Türkiye açısından önemli derecede sonuçları vardır. Artık Türkiye’yi yeni bir döneme sokacak dönemin başlangıcı diyebiliriz. Çok partili hayata geçiş sürecinin temellerinin oluşumu olarak değerlendirilebilir. Konferansın son günleri Ulus gazetesine şu şekilde yansımıştır:

“Yıllarca Avrupa’nın hür ve medeni milletlerinin üstüne çöken bu hegemonya kâbusu, milyonlarca insanın hayatı ve milyarlarca varlığın kaybı pahasına sıyrıldıktan sonra, yabancı istilâsının kahredici baskısı altında hürriyetin manasını daha iyi anlayan milletler, milletlerarası hukuku, antlaşmalara riayeti, söze bağlılığı, hak ve adaleti, kısaca insanî ülküleri yeryüzünde hâkim kılmayı tek kurtuluş çaresi saydılar ve kolektif güvenlik esasına yeniden sarıldılar, Atlantik demeci, San Francisco Konferansı, bütün insanlığın gönlünü tutuşturan bu bağlılıktan doğdu.”[32] Ulus gazetesi konferansın bitişini yorumlarken İngiltere’nin ve ABD’nin Avrupa’da toprak sahibi olmayacağını vurgulamıştır.

“İngiltere ve Birleşik Amerika, Avrupa’da hiçbir arazi isteğinde bulunmadıklarını daima tekrar etmişlerdir”[33] Ulus Gazetesi İngiltere’nin ve Amerika Birleşik Devletlerinin Avrupa’da toprak sahibi olmayacağını aktarmış ama yeni oluşan dünya sisteminde artık ABD’nin hakim olacağını atlamıştır. Soğuk savaşa giden süreçte Amerika Birleşik Devletleri İngiltere’nin bıraktığı boşluğu doldurmaya çalışacaktır. Sovyetlerin savaş sonrası ve öncesi en çok tartışmaya sunduğu konu Boğazlar olmuştur. Türkiye kendini baskı altında hissederek yüzünü batıya dönmüştür. San Francisco Konferansından sonraki süreçte Batı ile yakınlaşmalar devam etmiştir. Özellikle Amerika Birleşik Devletleriyle Türkiye arasında yakınlaşmalar başlamıştır.

SONUÇ

İkinci Dünya Savaşı’nı temkinli ve savaş dışı kalarak atlatmayı başaran Türkiye, savaş sonrasında oluşacak yeni siyasi sistemde yüzünü Batı’ya dönmüştür. Batı’ya yaklaşmanın ilk adımı San Francisco Konferansı olmuştur. Konferansın basına yansımaları son derece önemlidir. Yeni bir döneme girecek olan Türkiye, konferansı basın yoluyla tanıtmış ve aktarmıştır. Ayrıca hükümetin gazetesi olarak nitelendirilen Ulus gazetesi konferansı değerlendirmiş ve yorumlamıştır. Ulus gazetesi başyazarı Falih Rıfkı Atay konferansa giden heyette yer almıştır. Milletler arası kurulan yeni ilişkilerde Türkiye’nin tercihini Ulus gazetesi üzerinden değerlendirmeye çalıştım ve yorumladım.

KAYNAKÇA

ARMAOĞLU, Fahir, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Timaş yayınları, İstanbul, 2010.

AKŞİN, Sina, (1908-1980) Çağdaş Türkiye Tarihi IV, Cem Yayınevi, İstanbul,1992.

AHMAD, Feroz, Bir Kimlik Peşinde Türkiye, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul,2010.

AHMAD, Feroz, Modern Türkiye’nin Oluşumu, Kaynak Yayınları, İstanbul,2015.

DERİNGİL, Selim, Denge Oyunu İkinci Dünya Savaşında Türkiye’nin Dış Politikası, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, 2012.

KARPAT, Kemak Haşim, Türk Demokrasi Tarihi, Afa Yayıncılık, İstanbul, 1996.

ORAN, Baskın, Türk Dış Politikası Cilt: 1919- 1980, İletişim Yayınları, İstanbul,2015.

SANDER, Oral, Siyasi Tarih 1918-1994, İmge Kitabevi, Ankara, 2013.

ZÜRCHER, Eric Jan, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, İletişim Yayınları, İstanbul,2000.

SÜRELİ YAYINLAR

Akşam Gazetesi

Ulus Gazetesi 

EK

EK1: San Francisco Konferansının Başlangıcı’nın Ulus Gazetesi’ne Yansıması

[1] Kemal H. Karpat, Türk Demokrasi Tarihi, Afa Yayıncılık, İstanbul,1996,s.127.

[2] Kemal H. Karpat, Türk Demokrasi Tarihi, s.128.

[3] Sina Akşin, Kısa Türkiye Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul,2018,s.239.

[4] Feroz Ahmad, Modern Türkiye’nin Oluşumu, Kaynak Yayınları, İstanbul,2015,s.125.

[5] Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi 1914-1995, Timaş Yayınları, İstanbul,2006,s.366.

[6] Eric Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, İletişim Yayınları, İstanbul,2000,s.270.

[7] Cemil Koçak ,”Siyasal Tarih (1923-1950)”, Çağdaş Türkiye Tarihi, C.IV, Ed: Sina Akşin, Cem Yay.

İstanbul, 1992,s.163.

[8] Eric Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi,s269.

[9] Ulus Gazetesi, 8 Temmuz 1942.

[10] Cemil Koçak ,”Siyasal Tarih (1923-1950)”, Çağdaş Türkiye Tarihi, C.IV, Ed: Sina Akşin, s.169.

[11] Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi 1914-1995,s.334.

[12] Baskın Oran, Türk Dış Politikası Cilt: 1919- 1980, s. 444.

[13] Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, s.338.

[14] Baskın Oran, Türk Dış Politikası Cilt: 1919- 1980,s.450.

[15] Baskın Oran, Türk Dış Politikası Cilt: 1919- 1980,s.451.

[16] Baskın Oran, Türk Dış Politikası Cilt: 1919- 1980,s.451.

[17] Akşam, 28 Ocak, 1943.

[18] Akşam, 3 Şubat, 1943.

[19] Oral Sander, Siyasi Tarih 1918-1994, İmge Kitabevi, Ankara, 2013,s.188.

[20] Feroz Ahmad, Bir Kimlik Peşinde Türkiye, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul,2010,s.122.

[21] Cemil Koçak ,”Siyasal Tarih (1923-1950)”, Çağdaş Türkiye Tarihi, C.IV, Ed: Sina Akşin, s.173.

[22] Cemil Koçak ,”Siyasal Tarih (1923-1950)”, Çağdaş Türkiye Tarihi, C.IV, Ed: Sina Akşin, s.175.

[23] Selim Deringil, Denge Oyunu İkinci Dünya Savaşında Türkiye’nin Dış Politikası, Tarih Vakfı Yurt Yayınları,İstanbul,1994,s.250.

[24] Ulus, “San-Francisco Hazırlığı”, 23 Nisan,1945.

[25] Kemal Turan, “ San Francisco Günü”, Ulus, 25 Nisan,1945.

[26] Mümtaz Faik Fenik, “San Francisco Konferansı Açılırken”, Ulus,25 Nisan,1945.

[27] Ulus, 25 Nisan,1945.

[28] Mümtaz Faik Fenik, “ Başkan Truman’ı Dinlerken”, Ulus, 27 Nisan, 1945.

[29] Ulus, 2 Mayıs, 1945.

[30] Falih Rıfkı Atay, “ Amerika Dışişleri Bakanı, B. Hasan Saka’yı Tebrik Etti”, Ulus,3 Mayıs,1945.

[31] Ulus, 3 Mayıs,1945.

[32] Esat Tekeli, “ Dünya Barışı’nın Korunması”, Ulus, 25 Haziran,1945.

[33] Ulus, 26 Haziran,1945.

Comment here