Cumhuriyet

Mehmet Akif Ersoy Ve Savaş Coğrafyası

Bu makaleyi 11 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Nisa Demirkıran

Mehmet Akif dönemindeki savaş coğrafyasını ve bu dönemin şiirlerine nasıl yansıdığını anlamak için önce dönemi bilmek ve anlamak gerekir. Bu yüzden kısa da olsa dönemde gerçekleşen olaylardan bahsetmekte yarar vardır. Mehmet Akif’in yaşadığı dönemler arasında birçok siyasi olaylar, savaşlar gerçekleşmiştir.

Osmanlı bu dönemde iç ve dış olarak karışık durumdadır. 1908 yılında 2.meşrutiyet ilan edilmiş daha sonrasında ise kanuni esasiye yeniden yürürlüğe girmiştir. Yine aynı yıl içerisinde Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Osmanlı Devleti’ne ait olan Bosna Vilayetini işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi İstanbul’a telgraf çekerek bağımsızlığını ilan etmiştir.

Hemen peşinden 1911-1912 yılları arasında Türk – İtalyan savaşı olarak da bilinen Trablusgarp savaşı başlamıştır. Osmanlı Devleti’nin Trablusgarp Vilayetine bağlı olan Trablusgarp, Fizan, Sirenayka bölgeleri ele geçirilmiştir.

Yine aynı yıl başlayan Balkan Savaşları 1913’ kadar sürmüştür. Hemen akabinde gerçekleşen 1. Dünya Savaşı Osmanlı Devleti’ni oldukça zor durumda bırakmıştır. Osmanlı Devleti üst üste yenilgiye uğramıştır.

1 yıl sonra ise tekrar çok cepheli siyasi ve askeri mücadele olan Kurtuluş Savaşı gelmektedir. Bu savaş ise 1922 yılına kadar sürmektedir. Bu savaş tam bağımsız bir devlet olma yolunda verilen mücadele yeni Türk devletinin temellerini de atmıştır.  Kurtuluş Savaşı sonucunda Türkiye Cumhuriyeti kurtulmuştur.

Mehmet Akif’in gençlik yılları tabi caizse aklının başında olduğu bu yıllar tümüyle devletin ayakta kalma çabası içindeki dönemine denk gelmiştir. 1908’den 1923’ e kadar olan bu dönemi savaşlar dönemi olarak adlandırmak kanaatimizce doğru olacaktır. Bu dönemde şiir milli bilinci uyandırmak, kolektif bir bilinç oluşturmak gibi görevler üstlenmiştir. Savaşlar karşısında kendine güven, cesaret et mesajı askerlere verilmeye çalışılmış, kurulacak devletin ön hazırlığı da yine bu mesajlarla belirlenmiştir.

Mehmet Akif Ersoy bu dönemde yazdığı çoğu şiirde bu bilinci ayakta tutmak istemiştir. Mekân temsilleri üzerinden tarihi bu olayların kolektif bilinçaltında günümüze kadar yaşamasına kapı açmıştır.

Kolektif bilinç nedir, mekân temsili üzerinden kolektif belleği ayakta tutmak mümkün müdür biraz da bunlara cevap aramalıyız.

Kolektif bilinç bir toplumdaki ya da gruptaki insanların sahip oldukları ortak duygu ve kabullerin ifadesidir. Toplumların tek bir duygu etrafında birleşmelerini sağlar. ‘Toplumu bir arada tutan şey ne?’ sorusunun cevabını bu yüzden kolektif bilinçtir. Değerlerin, inançların ve geleneklerin nesilden nesille aktarılması kolektif bilinç ile sağlanır. Bu yüzden bireyler değil nesiller var oldukça kolektif bilinç de var olur. Her ulusun kolektif belleğe ihtiyacı vardır.

Mekân temsili üzerinden kolektif bilincin ayakta durması meselesine gelirsek… Hatırlama ve unutma sadece insan özgü davranışlar değillerdir. Toplumların da milli değerlerini hatırlama ve unutma gibi özellikleri vardır. Toplumların kolektif belleğinin ortaya çıkarılması, korumasında, hatırlanmasında veya unutmasında mekân bir araç olarak gösterilir.  Yani mekân toplumun kolektif belleğinin yaratıcısı ve koruyucusu olabilir.  Kolektif bellek gelişerek mekâna yerleşir ve orada var olur.

Bir mekânın esas varlık nedeni unutma işini engellemek, ölümü ölümsüzleştirmek, zamanı durdurmaktır. Hafıza mekanları aynı zaman da tarihi mekanlardır.

Kolektif bellek mezarlıklar, savaş meydanları, hapishaneler, anıtlar, camiler, müzeler gibi somut olanlarla yakından ilişkilidir. Mekân birden fazla boyuta sahip buluşma yerleridir. Belleğin mekânda yaşamasına kapı açar.

Şimdi tüm bunları göz önünde bulundurarak Mehmet Akif’in şiirlerinde yer alan mekân temsili üzerinden kolektif bilinci anlamak için Safahata bakmalıyız.

Safahatta mekanlar açık, kapalı, sosyal ve diğerleri olmak üzere 4 ana başlığa ayrılır. Açık mekanlar sema, dünya, coğrafi mekanlar, sokak, cadde, mezarlık; kapalı mekanlar ev, saray, kutsal mekanlar ve ibadet mekanları; sosyal mekanlar ise mahalle kahvesi, meyhane şeklindedir. Safahatta ağırlıklı olarak açık mekanlar üstünde durulmuştur.  Kapalı mekanlarda ise camiler ön plana çıkmıştır.

Safahatta yer alan Fatih Camii şiiri tamamen bir kolektif belleğin mekân üzerinden hatırlanması üzerine kurulmuş bir şiirdir. Safahat’ın bu şiirle başlaması bir tesadüf değildir. Akif için cami medeniyeti temsil eden semboldür. Akif’in İstanbul anlayışı camilerle başlayıp camilerle biter. Yaşadığı ev ise Fatih Cami’nin müştemilatıdır.  Cami evin Selanik dairesi ev de caminin harem tarafıdır. Akif camilerde huzur bulmakla beraber bu mekanları Allah ile iletişim kurulan, ümmet olma bilinci etrafında insanları birleştiren yerler olarak görür. Akif’in Müslüman kimliği ile camiler Safahatta önemli yer tutar.  Buradan da anlayacağımız üzere camiler Akif’in hayatında hep önemli bir yer tutmuştur.

Mehmet Akif’in çocukluğunu anımsadığı ve yaşadığı Fatih Camii şiirinin satırlarında izlerine rastlayacağınız geçmişten geleceğe bir yolculuk söz konusudur.

‘Asırlar geçti hala batılın piş-i hücumunda,

Göğüs germektedir, bir kerre olsun olmadan bizar,

Bu bir ma’ bed değil, Ma’bud’a yükselmiş ibadettir;

Bu bir manzar değil, didara vasıl mevkib-i enzar.’

Bu mısralarda değinmemiz gereken başka bir husus ise geçmişin izlerini gelecek zamanlarda da taşıyor olmasıdır. Bu kolektif belleğin de bir özelliğidir.

Bülbül ve Çanakkale Şehidleri şiirlerinde de vatanın geçmişini hatırlar. Bu 3 şiirde de zaman mekânda sıkışmış ve orada durmuştur.

Kolektif belleğin yansıma alanlarından bir diğeri ise mezarlıklardır. Mezarlık genelde insanda üzüntü, korku gibi olumsuz duygular uyandırır. Ama Mehmet Akif’in şiirlerinde durum böyle değildir. Kimi zaman geçmiş ile şimdiyi buluşturan Akif kimi zamanda bir ailenin içli hikayesini anlatmaktadır. Akif mezarlıklarla dolaşmayı ve tefekkür etmekten hoşlanan bir şairdir ve bu tefekkürü de şiirlerine başarı ile yansıtmıştır.

Safahatın devamında Fatih Camii’nden sonra gelen ‘Mezarlık’ şiiri bizi doğrudan yine kolektif belleğin hatırlanması hususunda mekân temsiline götürür.

‘Bakma kabristanın ancak saha-i medhuşuna,

Dur da bir müddet kulak ver nale-i hamuşuna!’

Yine geçmişe dönüp bakmamızı ve oradaki ölü insanların yaşamlarını düşünmemizi ister. Burada mekân adeta Akif ile konuşur ve kendisini dinlemesini ister.  Ve hemen akabinde daha açık bir ifade ile yine der ki;

‘Şanlı bir tarihsin: mazi-i millet sendedir.

Varsa ibret sendedir, hikmet de elbet sendedir;

Devr-i istila durur yadında, devlet sendedir!’

Bu satırlarda da tarihi yani geçmişi mezarlıklarda hatırlamamızı bulmamızı bize öğütler. Mezarlıkların başlı başınca bir tarih, bir geçmiş olduğunu vurgular. Hatta bu geçmişten ‘varsa ibret varsa hikmet’ diyerek ders çıkarmamızı, ibret almamızı ister. Bir nevi mezarlıkları asla unutmamamız gerektiğini bize anlatmaya çalışır. Ayrıca Akif mezarlıkları ve orada yatanları canlı gibi değerlendirir. Ve mezarlıklarla canlıymış gibi konuşur.

Birçok şiirinde olduğu gibi bu şiirinde de fatih semtini ve Eyüp semtini geçirmektedir.

‘Geçen sabah idi Eyyub’a doğru çıkmıştım.

Aşıp da surunu şehrin atınca bi kaç adım,

Ufuk değişti, önümden çekildi cihan;

Göründü karşıda füshatsera-yı kabristan.

Fakat o koca derya-yı sermediyyet idi,’

Buradan anlayacağımız üzere mezarlıkları ve tarihi açısından Eyüp Akif için önemli bir mekandır. Mezarlıkları ise sonsuzluk denizinde benzetmesi mezarlıkların her birinin ayrı ayrı tarihleri olduğundandır.

Bu örneklerden de anladığınız üzere kolektif bellek diye adlandırdığımız her şey tarihin malzemesi haline gelmiştir. Kolektif bellek mekanlarla bağlandığı gibi tarih ile de sıkı sıkıya bağlıdır.

 

KAYNAKÇA

KOÇYİĞİT, Demet, (2013), Safahat’ta İnsanın Zaman, Mekân ve Eşya İle İlişkisi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi, (Yüksek Lisans Tezi), İstanbul

HALBWACHS, Maurice (2018), Kolektif Bellek, Pinhan Yayıncılık, İstanbul

Comment here