Cumhuriyet

Kuva-yi Milliye’den Düzenli Orduya Geçiş

Bu makaleyi 38 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Kübra Pişkin

Özet

Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı süreçte ülkenin bazı bölgelerinde İtilaf Devletlerinden kaynaklı işgaller yaşanıyordu. Vilayet-i Sitte illeri risk altındaydı ve Batı Anadolu’da Yunan işgali mevcuttu. Bu işgaller neticesinde halkın galeyana gelmesi ve kendi içlerinden doğan tepki sonucu Kuva-yı Milliye birlikleri oluşturuldu. İstanbul ve Ankara Hükümeti olarak ülkede iki yetki sahibi otorite vardı. İstiklal Mahkemeleri ile İstanbul hükümetinin otoritesi sona erdi. Bu durum Ankara civarında padişah yanlısı isyanlara sebebiyet verse de Kuva-yı Milliye birliklerinin başarısı ile engel olundu. Daha sonra bu birlikler ortamın şartlarına uygun hale getirilip yeni ve nizami birlik olan düzenli ordu oluşturuldu.

Anahtar Kelimeler:Kuva-yı Milliye, Düzenli ordu, TBMM, İsyan

Giriş

Bu çalışmada İtilaf Devletleri’nin Osmanlı üzerinden Türkiye’ye yaptığı baskı ve bu bağlamda çıkardığı isyanlar ve bunların önleniş şekilleri ele alınmıştır. İstanbul hükümetinin resmen İngiliz eliyle ülkede ulusal direnişin yok edilmesini sağlaması ve TBMM’nin kurulmasıyla ülkede yeni bir dönemin başladığı ve zor şartların altından nasıl kalkıldığını vurguladığımız bu ödevde tüm Milli Mücadele önderleri bu amaç için büyük fedakârlıklar yapmışlardır. Padişahın ulusalcılara olan direnişinde halifelik makamından faydalanması ve otoritesinin elinden alınması korkusu ile İngilizlerden dahi yardım alıyor olması dikkat çekicidir. Araştırmada bahsi geçen ana tema Kuva-yı Milliye ordusunun halkın bir tepkisi sonucu oluştuğuna ve daha sonra disiplinsiz bir ordu ile ilerleyemeyen ulusalcıların bu birliği nasıl dönüştürdüğünü görmüş olmaktayız. Başta Kuva-yı Milliye’ye ne denli ihtiyaç olduğu ve edinilen başarılar ve daha sonra bu ihtiyacın düzene doğru evrilmesi neticesinde düzenli orduyu oluşturmalarının sebeplerini incelemiş olduk. Mondros’tan Sevr’e kadar giden bu zorlu süreç ile Türkiye yeni bir Meclise ve düzenli bir orduya sahip olmuş oldu.

BATI ANADOLU’NUN İŞGALİ VE KUVA-Yİ MİLLİYE

Türkler Avrupa nezdinde tarih boyunca varlıkları itibariyle sorun teşkil etmişlerdir. Bunlar neticesinde Osmanlı Devleti’nin paylaştırılması içeriğine dayanan Şark Meselesi hazırlanmış ve Türklerin tamamen ortadan kaldırılması ile sorunu çözme çabası içine girmişlerdir. Bu bağlamda birçok fırsatı değerlendirmişler, Osmanlı Devleti’ni I. Dünya Savaşı’na sokmaya çalışmışlardır. İçeride ve dışarıda karışıklıklar yaşayan, savaşlar ve göçlerden yorgun düşen Türklerin zayıf bir anından yararlanmak isteyen başta İngiltere olmak üzere Avrupa devletleri Yunanistan’ın Megalo İdea’sına dayanarak Batı Anadolu işgalini planlamışlardı. Burada yaşayan Rumların baskı gördüğü bahanesi ile işgale başlayan Yunanistan çeşitli casusluk yöntemleri geliştirmiş ve birtakım hazırlıklar neticesinde üç günlük bir isyana sebep olmuşlardı. Bundan dolayı zor duruma düşen Damat Ferit Paşa Hükümeti istifa edip yeni kadro ile yeniden kurulmuştu. Toplanan Saltanat Şurası’nda herkes bu durumun ilhak olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Eş zamanda Avrupalı devletlerin Paris Görüşmelerini toplamış olması Türk milletinin kaderini kendi aralarında tayin edeceklerine dair bir endişe doğurmuştu.Alınan kararlar dolayısıyla silahlı savunma gerekli görülüyordu. Bu ortamda doğan Kuva-yı Milliye birlikleri dengeleri tamamen değiştirmişti.

KUVA-Yi MİLLİYE

Kuva-yı Milliye deyiminin sözlük anlamı milli kuvvetler, milis kuvvetleri demektir. Kuva-yı Milliye; düzenli ordu birlikleri dışında bir gerilla savaşıyla mücadele veren sevk ve idareleri merkezi bir komutanlığa bağlı olmayan silahlı gruplardır. 40 ay süren Kurtuluş Savaşı’nın 1,5 yıllık bölümünde Kuva-yı Milliye etkili olmuş veya adından söz ettirmiştir. İşgal altında bulunan İstanbul’da işgal güçlerinin baskısı ile Osmanlı Hükümeti ordularının terhisini sağlamış ve bu da halkın artık kendi kendini savunmasını gerektirmeye başlamıştı. Aslında Türkiye’de Müdafaa-i Hukuk ve Kuva-yı Milliye fikri daha gerilere dayanır. 1 Şubat 1913’te kurulan ve İttihatçı önderlerin kurduğu (Talat Paşa, Abdülaziz Çaviş, M. Emin Yurdakul) Müdafaa-i Milliye Cemiyeti küçük bir değişiklikle mütareke sonrasında Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye’ye ulaşmıştır.

Kuva-yı Milliye küçükten büyüğe her kesimin desteğini alarak ve fetva alarak oluşturulmuştu. Milli Mücadele önderleri bu oluşuma destek veriyordu, halkın Yunan zulmüne maruz kalmasının tek savunusunun bu olacağı kanaatindeydiler. Denizli Mutasarrıfı Faik, Ödemiş Kaymakamı Bekir Sami, Muğla Mutasarrıfı Hilmi, bürokrasi kanadından Kuva-yı Milliye önderleri olurken, Albay Bekir Sami, Albay Kazım Özalp, Albay Şefik Aker, Yarbay Ali Çetinkaya, Yüzbaşı Süleyman Süruri, Yüzbaşı Tahir askeri birliklerin desteğini Kuva-yı Milliye ile birleştirmiş askeri önderlerdir. Bunların yanında işgallerin şiddetini gören herkes bu birliklere katılmaya devam ediyor veya destek sağlıyordu. Bu nüfuz artışı işgalcilerin olduğu kadar İstanbul’un da huzurunu kaçırıyordu. Hatta İstanbul Hükümeti ortaya Kuva-yı İnzibatiye denilen düzenli bir ordu çıkartmaya da çalıştı. İki alaydan (yaklaşık 2000 kişi) oluşan Kuva-yı İnzibatiye Mayıs ayında İzmit bölgesinde savaş düzenine sokuldu, ancak maneviyatı düşüktü, yöneticileri yeteneksizdi ve sonuçta asla etkin bir güce dönüşemedi. Mustafa Kemal Anzavur’a karşı, kendisiyle aynı ırktan, ama daha genç, daha kafalı olan biraz da okuma yazması bulunan Çerkez Ethem’i ileri sürdü. Ethem Anzavur’a baskın çıktı. Ancak aslına bakılırsa milliyetçilerin de ondan çekinmesi gerekecekti. Çünkü Ethem’in kişisel nüfuzu artıyordu. Böylece, güneybatı bölgesi, asilerden şimdilik temizlenmiş oldu.

Kuva-yı Milliye birlikleri bildiğimiz üzere Yunan işgallerine halkın verdiği bir tepki olarak doğmuştu. Satmak pahasına bile cephaneye yanaşmak istemeyen halk, işgal şiddetlenince mecburen silahlanmak zorunda kalmıştı. Fakat bu işgalleri Mondros hükümlerine dayanıp bir fırsat yakalayarak arttırmaya çalışan İtilaf Devleri dolayısıyla, birlik İstanbul ile zıt düşmemeye çalışıyordu. Bunun doğuracağı risk daha fazla işgal anlamına gelebilirdi. Ama 22 Haziran 1920’de başlayan büyük Yunan taarruzuna kadar, benimsenen savunma modeli Kuva-yı Milliye, ya da gayri nizami askeri birlikler modeli oldu. Bu, o zamana kadar başarısı az çok kanıtlanmış bir model olarak görünüyordu. Yunan işgali onun sayesinde durdurulmuş, güneydoğuda Fransızlara karşı başarılı mücadele verilmiş, isyanların önü yine onun tarafından alınmıştı.Yunanlıların Torbalı, Menemen ve Ayvalık ve daha sonra Turgutlu’nun işgali halk üzerinde büyük korku yaratmış, bazıları evlerini önceden terk etmişti. Halkın bu ortamdan etkilenmemesi için şiddetli çarpışmalardan kaçınılıyordu.

Kuva-yı Milliye konusunda en ciddi girişimin öncüsü söz konusu Tümen Komutanı Albay Şefik Aker’dir. O daha 23 Mayıs 1919’da Harbiye Nezareti’ne yazısında “Durumun düzeltilmesi için Kuva-yı Milliye teşkilatının en iyi tedbir olacağını” bildirmişti. Urla’da yapılan işgal neticesinde gerçekleşen saldırılara oluşturulan Kuva-yı Milliye birlikleri karşı koymuş ve Ali Çetinkaya önderliğinde büyük cesaretlilik gösterilmiştir. Önemli Kuva-yı Milliye merkezlerinden olan Alaşehir’de oluşturulan birlik içinde Süleyman Süruri gibi önemli isimler mevcuttu. Bu arada Nazilli’nin işgali 20 Haziran’da Kuva-yı Milliye tarafından önlendi. Yörük Ali Efe’nin yapmış olduğu Malkoç Baskını’nda ise Yunanlılar beklemedikleri bir darbe ile geri püskürtülmüşlerdi ve bu onlara vurulan ilk Kuva-yı Milliye darbesi oldu. Bergama’nın da alınmasından sonra bu başarılar birliğin daha da güçlenmesini ve cesaretlenmesini sağlamıştı. Bergama’nın geri alınmasından sonra Yunanlılar buna karşılık Menemen’de katliamda bulundu. Bu başarıların Yunanlılar arasında yarattığı endişe görülebiliyordu. Birlik ise gayri nizami şekilde başarı sağladıktan sonra herkes kendi işine geri dönüyordu. Salihli bölgesindeki birliğe Çerkez Ethem ve kardeşlerinin gelmesi, daha sonra Demirci Mehmet Efe’nin birliğe katılmasıyla daha da güçlenilmişti.

Bu sırada ülkede tam otuz dört bölgede iç isyanlar baş gösteriyordu. Mustafa Kemal bir yandan düşman ile uğraşırken bir yandan bu isyanları bastırmakla uğraşıyordu. İhanet, bilgisizlik, bağnazlıktan doğan bu isyanların durdurulmasında oluşturulan birliklerin payı büyük olmuştur. İstanbul’da, başlatılan ulusal hareketin halifeye ve Osmanlı’ya ihanet olduğu ve buna karşı ayaklanma başlatılması gerektiği, ayaklananların şehit mertebesine erişebileceği duyurulunca ülkede bazı isyanlar çıkmaya başladı. Bu isyanlar özellikle ulusal hareketin merkezi konumunda olan Ankara çevresinde çıkmış ve Vahidettin tarafından ulusalcıların idamı istenmişti. Yalnızca Mustafa Kemal ve yakın çevresinin idamını onaylayan Vahidettin isyanların şiddetlenmesini amaçlıyor gibiydi. Bu sırada İtilafın İstanbul’u Osmanlı’dan alma fikri değişince Anzavur ayaklanması da baş göstermiş ve isyan şiddetini arttırmıştı. Şunu da belirmeli ki padişahçı hareketler, TBMM Hükümeti açısından “isyandır.” Vahidettin bakımından ise yasal ve dinsel yetkiyi destekleyen meşru hareketlerdir. (Padişahçı kuvvetler kimi kez kendilerine Sadakat Ordusu adını vermişlerdi.) Ankara ya da İstanbul açısından bakılmazsa, düpedüz iç savaştır, kanlı bir kardeş kavgasıdır. Bir taraf demokratik-ulusçu devrimi, öbür taraf ortaçağcıl mutlakiyeti, feodalizmi, karşı devrimi savunuyordu.

Bundan sonra ulusçu hareket de TBMM Hükümeti’ne karşı gelene idam cezası çıkartmakla beraber İstiklal Mahkemeleri’ni kurdu. Martta İstanbul’un işgali ve Ağustos’ta Sevr Antlaşması’nın imzalanması, Sultan’ın ve hükümetinin kalan meşruluğunu da yıprattı.Böyleceİstanbul ile bağlantı kesildi ve yetkinin Ankara’da olduğu kabul edildi. Artık ulusalcı güçler hilafetin ordusu ile karşı karşıyaydı. İtilaf ise Vahidettin üzerinden padişah yanlısı isyanlar çıkartmaya devam ediyordu. Bunlar genellikle Adapazarı, Düzce, Bolu, Konya, Yozgat gibi Ankara’yı çevreleyen bölgelerde yoğunlaşmıştı. Padişahın kurmuş olduğu Süleyman Şefik Paşa komutasındaki Kuva-yı İnzibatiye – Hilafet Ordusu, Ali Fuat Paşa komutasındaki Kuva-yı Milliye birlikleri ile bir yıl sürüncemeli olarak karşılaştı. Anzavur, Düzce-Bolu, Adapazarı ve Çapanoğlu ayaklanmaları Çerkes Ethem’in komutası altındaki Kuva-yı Seyyare adındaki birlik tarafından bastırıldı. Görüldüğü gibi, İç Savaşta TBMM’yi muzaffer kılan, düzenli ordudan çok, Kuva-yı Milliye olmuştur. Fakat öyle ki Kuva-yı Milliye’nin nüfuzu gittikçe ciddi ölçüde artıyordu ve sağladıkları başarılar neticesinde halktan büyük destek görüyorlardı. Bir dönem haklı sebepler ile bu birliğe bel bağlanmışsa da Yunanlılar ile karşılaşıldığında görülen düzenli ordunun gayrinizami bir birlik ile yok edilmesi olanaksız duruyordu. Mustafa Kemal’in bu orduyu bir düzene sokma ve hatta yeni düzenli bir ordu kurma fikri vardı fakat zamanını bekliyordu.

Kuva-yi Milliye’nin Sonu ve Düzenli Orduya Geçiş

Kuva-yı Milliye birliklerinin başlıca göz ardı edilemeyen pürüzleri vardı. Bunlardan bazıları: Bir lider kadrosuna sahip olmamaları, ulu orta yapılan katliamların tüm halkı korkutması, işgalleri durdurmada düzenli ordular karşısında yetersiz kalmaları, disiplinden yoksun olan birlikte herkesin başına buyruk hareket etmesi, suçluların kendi anlayışlarına göre cezalandırılması, halktan toplanan ihtiyaçların zaman zaman baskı yolu ile elde edilmesi, ve ortamın koşullarına uyum sağlanıp düşman ile aynı seviyede bir ordu hazırlanması gereği olmuştur.

Ordu ile gerilla arasında pek çok fark vardır. Orduda erin özel kişiliği kalmaz. Her şey standarttır. Orduda kişiler değil komuta zinciri ve kademeleri çalışır. 22 Haziran 1920 tarihli büyük Yunan taarruzu üzerine halk fevkalade bir heyecana kapılmış, yollara dökülmüşler, Uşak’a kadar adeta bir insan seli akmıştı. İşte Kuva-yı Milliye’nin varlığı ile ilgili en önemli tereddüt bu sırada doğmuştu.

6-7 Temmuz 1920’de Denizli’de Demirci Mehmet Efe tarafından gerçekleştirilen katliamda artık bu dönemin sonunda gelmesi gerektiği fikrini daha da pekiştirdi. Gediz Taarruzu (24 Ekim 1920)deki başarısızlık ve uyumsuzluk bu kanaatin artık uygulamaya geçmesine vesile oldu. Nitekim; “nizamsız teşkilat fikrini ve siyasetini yıkmak yapacağım ilk iştir” diyen İsmet İnönü Batı cephesi komutanlığına atandı. Ve fakat Ethem ve Demirci Mehmet Efeler yeni yapılanmayı kabul etmek istemediler. Neticede Demirci Mehmet, Nazilli’nin bir köyünde ikamete mecbur edildi. Ethem Yunanlılara sığındı. Bu bir ihanet midir bilinemez. Bunun üzerinde bir kanıya varmak tarih anlayışına uymaz. Canını kurtarmak için kaçmış olduğu Yunanlılar içerisinde kendi ülkesi aleyhine savaşmışsa o zaman bu değerlendirilebilir. Ethem’in kaçıp Yunanlılara sığınmasından sonra Ethem, kardeşleri ve bazı yandaşları hakkında Ankara İstiklal Mahkemesi bazıları için ölüm, bazıları için de ağır hapis cezası; bazılarına da aklanma (beraat) kararı vermiştir. Hapis cezasına çarptırılanlar arasında Meclis’teki “Yeşilordu”, “Gizli Komünist Partisi”, “Halk İştirakiyun Partisi”, “Halk Zümresi” öncülerinden milletvekilleri de vardır.  Ama bu cezalar sorunu çözmemiştir. Gruplaşma sürüp gitmektedir. Meclis’te “İttihatçıların” önemli bir gücü vardır. “Müdafaa-i Hukukçular” da aralarında bölünmüşlerdir.

Yunan istilasının Doğu Trakya ve Batı Anadolu’yu kaplaması, artık burada da asker alma yoluna gidilerek, düzenli ordu birliklerinin savaşacak hale getirilmesini olanaklı ve gerekli kılıyordu. Kuva-yı Milliye birliklerinde savaşanların oluşturulan düzenli ordu içerisine alınması için gayret gösterildi. Düzenli ordunun ilk başarısı Doğuda oldu. İç savaştan ve Yunan istilasından Haziran başından beri yararlanmak isteyen Ermenistan, sınırda etkinlik göstermekteydi. 24 Eylül 1920’de geniş çapta bir saldırıya geçti. Doğu Anadolu’da bırakışma döneminde savaş gücünü yitirmemiş olan Kazım Karabekir komutasındaki 15. Kolordu vardı. Bu kuvvet Ermeni saldırısını durdurduğu gibi, Ermeni işgali altındaki yerleri kurtardı. Ermeniler barış istemek zorunda kaldı. 3 Aralık 1920’de imzalanan Gümrü Antlaşması’yla Oltu, Sarıkamış, Kars Türkiye’nin oldu. Ermenistan Sevr’i tanımadığını kabul etmek zorunda kaldı.

Kuva-yı Milliye çabaları ve başarıları göz ardı edilemez bir birlikti. Gönüllülük esasına dayanıyordu fakat bu sebeple güç gösterileri oldukça fazla yaşanıyordu. Yağma esasıyla hareket eden bu milis güçleri artık Yunanlıların Batı Anadolu ve Doğu Trakya’daki ilerleyişine karşı koyamıyordu. Aralarında eşkıyalık da başlamıştı. Bu sebeple oluşturulan yeni düzenli ordu hem dönemin hem düşmanın şartlarına uymuş oluyordu. Kuva-yı Milliye’nin temelinde daha nizami kurulan bu birlik üniformalı ve başarıları duyulmuş komutanlar önderliğinde başarıları sürdürmeye devam etmişlerdir.

Milli Cemiyetlerin Kurulması

İtilaf Devletleri ile imzalanan Mondros Mütarekesi ile İtilaf Devletleri yönetime müdahale etmeye, ülkeyi zorluğa sokmaya yönelik her türlü işe kalkışmışlardı. Mütarekenin ilk uygulama biçimi, İtilaf Devletlerinin Türkiye hakkındaki gerçek niyetlerini ortaya koymuştur. Mütareke dönemi uzadıkça, işgal alanları daha da genişletilmiş ve ülke her geçen gün daha ağır şartlarla karşı karşıya kalmıştır. Bunlarsonucunda karar kılınan direnişin askeri kolu Kuvayı Milliye’nin yanında siyasi kol olarak bazı cemiyetler kurulmuş ve halkın kararlılığı bu şekilde faaliyete dökülmüştür. Bu bağlamda kurulan cemiyetler şunlardır:

a.Trakya-Paşaeli Müdafaa Heyet-i Osmaniye Cemiyeti: 1 Aralık 1918’de 1. Kolordu Komutnı Cafer Tayyar Bey’in yardım ve desteği ile kurulmuştur. Üst üste kongreler toplamıştır. Trakya’nın Yunanlılar tarafından işgalinden sonra dağılmıştır.

b. İzmir Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye Cemiyeti: 1 Aralık 1918’de 17. Kolordu Komutanı Nurettin Paşa’nın yardım ve desteği ile kurulmuştur. Cemiyetin amacı, İzmir’in Türklüğü hakkında dünya kamuoyunu aydınlatmak ve barış konferansı nezdinde gerekli teşebbüslerde bulunmaktı.

c. Redd-i İlhak Cemiyeti: İzmir Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye Cemiyeti’nin kurulduğu dönemde aynı amaç ile “Müdafaa-i Vatan Heyeti” de kurulmuştu. İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinden önce bu kuruluş “Redd-i İlhak” adını aldı. Cemiyeti meydana getiren İzmir Türk Ocağı’na mensup gençler toplantı yaparak İzmir’in müdafaasını kararlaştırdılar. Ertesi gün başlayan Yunan işgali karşısında tutunamayan teşkilât mensupları civar şehir ve kasabalara çekilerek “Müdafaa-i Hukuk” cemiyetinin kurulmasına kadar Batı Anadolu’da millî mücadelenin kökleşmesini sağladı. Cemiyet mensuplarından gazeteci Hasan Tahsin, 15 Mayıs günü Yunanlılara ilk kurşunu sıkarak millî direnişi fiilen başlattı. Yunanlılar tarafından şehit edildi.

d. Millî Kongre Cemiyeti:Amacı bütün milli cemiyet ve fırkaları aynı platform etrafında toplamak ve ortak karalar alınmasını ve bunların yürütülmesini sağlamak olan Milli Kongre ilk toplantısını 29 Kasım 1918’de, ilk kongresini de 6 aralık 1918’de gerçekleştirmiştir. 1919 Ocağı’nda daha geniş katılımlı büyük bir kongre toplamayı başarmıştır.

e. Trabzon Muhafaza-i Hukuku Milliye Cemiyeti:Trabzon’un Osmanlı Devleti’nin ayrılmaz bir parçası olduğunu ispat etmek, millî haklarını korumak, bu haklara dokunulmamasını sağlamak için 12 Şubat 1919’da kuruldu.

f. Vilâyet-i Şarkiye Müdafaa-i Hukuku Milliye Cemiyeti: 4 Aralık 1918’de İstanbul’da kuruldu. Cemiyetin gayesi Doğu illerimizin Ermenilere verilmesini önlemektir. Daha sonra Müdafaa-ı Hukuk-ı Milliye Cemiyeti ile birleştiler.

g. Diğer Millî Cemiyetler ve Kuva-yı Milliye Kuruluşları: 19 Kasım 1919’da, İstanbul’da düşmana karşı koymak için kurulan cemiyetlerin içinde yer alan Karakol Cemiyeti de oldukça önemlidir. Ayrıca Anadolu’daki Millî Mücadele’ye silah ve mühimmat kaçırılma işinde İstanbul’da Felah Grubu ile büyük hizmetler görmüşlerdir.

 

MİLLİ MÜCADELE’NİN İLK ROTASI: SAMSUN (1919)

Mustafa Kemal ülkenin işgal ve baskı altında olduğu zorlu bir dönemde ülkenin kurtuluşunu Anadolu’da görmüştü. Bilindiği gibi, Yunanistan’ın 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgali hem Atatürk’ü harekete geçirmiş hem de Milli Mücadele’nin en önemli itici gücünü teşkil etmiştir.

15 Mayıs günü, Mustafa Kemal, önce Genelkurmay Başkanlığı’na giderek Cevat ve Fevzi Paşa’ya veda etti. Ardından Babıali’ye giderek hükümet üyelerine veda etti. Ardından Yıldız Sarayı’nda Vahdettin tarafından kabul edildi.Fakat yine de Samsun’a gidememe durumuna karşılık olası başka bir plan daha yapmıştı. Buna göre Milli Mücadele Kocaeli’nden başlayacak ve çok farklı seyir gösterecekti. Abbas Gürer’den bu ihtimale karşı burada bir milis gücü oluşturmasını istemiş ve Yahya Kaptan önderliğinde bir Kuva-yı Milliye örgütü kurulmuştur. Yahya Kaptan ve güçleri bölgedeki asayişi sağlama görevinin yanında Mustafa Kemal’in güvenli bir bölgeye ulaşıncaya kadar ki seyahatine eşlik edeceklerdi.

Mustafa Kemal Samsun’a hareket edeceği gün Yıldız’dan evine döndüğü sırada eski Bahriye Nazırı Hüseyin Rauf Bey’i kapısı önünde buldu. Rauf Bey ilk söz olarak şunları söyledi: “Gitme Kemal! Aldığım bilgiye göre bineceğin vapuru Karadeniz’de batıracaklar.” Mustafa Kemal kararını vermişti. Yaveri Cevat Abbas Gürer’den bu amaç için kararlı kişilerden oluşan bir liste yapmasını istedi. Bandırma’nın kaptanı İsmail Hakkı Bey’i rota hakkında bilgi almak için Şişli’deki evine çağırdı. Daha sonra Kız Kulesi açıklarındaki Bandırma Vapuru ile yola çıktılar. Karadeniz’in İngiliz hâkimiyetinde olması dolayısıyla onların vizeleri gerekiyordu. Sonradan bu iş için pişman olmuş olsalar da vize çıkmıştı. Kıyıya yakın rota ile Mayıs’ın 19’u Samsun’a çıktı. Yeni genel müfettişi ve maiyetini karaya çıkarmak için kıyıdan kayıklar geldi. Mustafa Kemal, küçük limanda rıhtım işi gören derme çatma tahta iskelelerden birine çıktı. Küçük bir birliğin başında üç subay ile şehrin ileri gelenlerinden iki kişi tarafından karşılandı. Atatürk Samsun’a çıktığının ertesi günü, ayağının tozuyla Ferit’e İzmir işgalinin doğurduğu tepkileri dile getiren 4 cümlelik bir telgraf çekti. Bu telgrafta yer alan millet kavramının Ferit’i huzursuz ettiği aşikârdı.

Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a geldiği gün memleketin genel durumu şöyle idi: Millet yoksul ve yorgun, Padişah devletinin geleceğinden kuşkulu, hükümet beceriksiz ve korkak, ordu başsız ve silahsızdı.Samsun’dan sonra 25 Mayıs’ta Havza’ya giden Mustafa Kemal İngilizlerin baskısı ile İstanbul’a geri çağırılıyordu. Havza Rum çetelerinin en çok faaliyet gösterdiği yerlerden birisiydi. Halk Rum çetelerinin saldırıları karşısında tedirgindi. Bu saldırılar karşısında halkın İngilizlere silahlarını teslim etmesinden ziyade silahlanması kararlaştırılmıştı. Daha sonra Milli Mücadele’nin önemli şehirlerinden olan Amasya’ya gelen Mustafa Kemal burada yayınladığı Amasya Tamimi ile vatanın bütünlüğünün tehlikede olduğu ve bunun ancak milletin birliği ile kurtarılacağı konusunu görüşmüş, Sivas’ta acilen milli bir kongre toplanmasına karar vermişti. Son derece stratejik bir mevkide ve milli harekete katılım açısından uygun bir zeminin bulunduğu Amasya’da yayınlanan bu tamim; yazarlar tarafından Anadolu İhtilali’nin bildirisi olarak da değerlendirilmiştir. Bu tamim içeriğinden de anlaşıldığı gibi, Türk milletinin egemenliği eline almasıiçin yapılan bir çağrıydı. Amasya’dan Tokat’a doğru yola çıktığı sırada görevinden azil kararının bildirilmiş olmasına rağmen yoluna devam etti ve 3 Temmuz 1919’da Erzurum’a ulaştı.

KONGRELER

Erzurum Kongresi:

Bu kongrenin toplanma amacına bakarsak, Mondros Mütarekesi’nde alınan kararlara göre “Vilayat-ı Sitte” illerinin bir karışıklık olması halinde işgale uğrayacağı, Mustafa Kemal’in kongre çalışmaları esnasında Erzurum’a gelmesinin halkta yarattığı heyecan ve bölgenin Ermeni ve Rumlara verileceği düşüncesinin bölgede yarattığı gerilimdir. Bu süreç içerisinde Mustafa Kemal’in görevinden istifa etmesi kritik bir aşamayı teşkil etmesine rağmen çevresinden destek görmeye devam etmiştir. Bu kongrede alınan kararlar oluşturulacak yeni Türkiye için esin kaynağı olmuştur. Kongre, milli sınırlar içinde ülke bir bütündür parçalanamaz, manda ve himaye kabul edilemez, Kuva-yı Milliye tek kuvvet olarak tanınacaktır gibi esaslara dayanmaktadır. Bölgesel nitelik taşıyan bu kongre sonrasında 2 Eylül’de önceden toplanılması kararlaştırılan Sivas’a gelinmiştir.

Sivas Kongresi:

Bu kongre, doğu ve batı vilayetlerinin, Trakya’nın yani bütün bir vatanın birliğinin, dirliğinin konuşulacağı bir platform olacaktı. Erzurum Kongresi’nin kararları da burada bütün millete mal edilecekti. Tüm engellemelere rağmen Sivas Kongresi 4 Eylül 1919’da toplanmıştır. Başta kongrenin İttihatçılıkla ilgisinin olup olmadığı ve manda yönetiminin kabul edilip edilmeyeceği gibi yersiz konular gündem olduysa da daha sonra alınan kararlarda Erzurum Kongresi kararları da pekiştirilmek suretiyle Vatanın bütünlüğünün bölünemez olduğu, Meclisi Mebusan’ın bir an önce toplanması gerektiği ve topyekûn savunma yapılacağı hususlarında karar kılınmıştır. Tüm bunlar gerçekleşirken İstanbul’dan baskılar sürüyordu. Mustafa Kemal’in düşmanla işbirliği yapmakla suçladığı ve her türlü milli birlik girişimini engelleyen Damat Ferit Hükümeti 30 Eylül 1919’da istifa etmişti.

Amasya Görüşmeleri:

20-22 Ekim 1919’da yapılan görüşmelerde Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde alınan kararlar ve Temsil Heyeti İstanbul Hükümeti tarafından resmen tanınmıştır. Burada İngilizlerin baskısının azaltılması yollu çalışmalar yapılmış ve Milli Mücadeleyi destekleyen her türlü faaliyete destek sağlanmıştır. Ordu ise bu mücadeleye destek bir askeri kol olarak var olacaktı. Siyasi ve askeri durumu daha yakından izleyebilmek, milli cephelerle yakından temas edebilmek amacıyla İstanbul’a ve cephelere tren hattı ile bağlı bulunan ve milli teşkilatı güçlü Ankara’ya gelen Mustafa Kemal ve arkadaşları halkın büyük sevgi gösterileriyle karşılanmışlardır. Bu tarihten sonra Ankara Milli Mücadele’nin, istiklal davasının ve millet egemenliğinin kalbi olmuştur. Atatürk’ün İstanbul ile daha yakın temas kurmak için, Heyet-i Temsiliye’yi Ankara’ya naklederek, Milli Mücadele’yi İstanbul’a çok yakın bir mesafeye getirmesi, İstanbul-Ankara işbirliği bakımından Müttefikleri iyice korkutmuştur.

SON OSMANLI MEBUSAN MECLİSİ VE MİSAK-I MİLLİ

Bilindiği gibi Meclis-i Mebusan, 21 Aralık 1918 tarihinde Padişah Vahidettin tarafından, işgal dolayısıyla feshedilmişti. Buna karşın, Anadolu hareketi her defasında milli iradenin hakim kılınmasını ön şart saymış, bunun için de kesinlikle Meclis’in açılması gerekliliğine inanmıştı. 3 Ekim kararıyla yapılmaya başlanan 1919 genel seçimleri, Osmanlı Devleti’nde yapılan son genel seçim ve bu seçim sonucunda toplanan Meclis de Son Osmanlı Mebusan Meclisi olması bakımından önem arz etmektedir. Bu meclisin başkanlığına seçilen Mustafa Kemal Misak-ı Milli metnini okumuş ve kabul edilmiştir. Bu süreçte İstanbul’a gitmeme sebepleri ise ilin işgal güçleri tarafından baskına uğraması halinde Milli Mücadele’nin başsız kalma ihtimali ve bu meclisin uzun süreli olmayacağı düşüncesiydi. Bu dönemde Mustafa Kemal’in tavrı gayet açıktır. Kurtuluşun meclisten gelmeyeceğini gören Mustafa Kemal meclise değil kendi halkına güvenmiş, kurtuluşu Anadolu topraklarında örgütlediği Kuva-yı Milliye hareketinde bulmuştur. Son Osmanlı Meclisi, 12 Ocak 1920 tarihinde açılmış ve Rauf Bey başkanlığında mecliste “Felah-ı Vatan Grubu” kurulmuştu. Mecliste, temeli Erzurum ve Sivas Kongreleri’ne dayanan Misak-ı Milli’yi oluşturacak olan maddeler açıklanıp kabul edilmiştir. Milli Misak’ı 17 Şubat 1920’de tamamıyla kabul eden son Osmanlı Meclisi’nde, bundan iki gün sonra ‘Türk ve Millet’ kavramları tartışılmış ve Türk kavramının tüm farklı Müslüman unsurları içine kattığına karar verilmişti.

Kabul edilen Misak-ı Milli kararları şöyledir:

Mütareke sınırları içinde ve dışındaki yerler bir bütündür, Boğazlar güvenliği sağlanarak geçişe açık olacak, tam bağımsızlık için kapitülasyonlar kaldırılacaktır ve diğer ülkelerdeki azınlıklar ile komşu ülkelerdeki Müslüman halk eşit haklara sahip olacaktır. Misak-ı Milli demokratik-ulusçu hareketin dünyaya duyurulan programı olmuştur. Misak-ı Milli’nin en önemli sonucu ise kurulacak olan Türk Devleti’nin sınırlarını çiziyor olmasıydı. Tüm bu bağımsızlık bildirilerinden sonra İngilizler daha da endişeye kapıldı ve 16 Mart’ta harekete geçerek İstanbul’u işgal ettiler. İşgal, açılan Meclis-i Mebusan’ın dağılmasına yol açtığı için, yeni kurulacak Türk Devleti’nin milli meclisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin de toplanmasına birinci dereceden etki edecektir. Ve daha sonra imzalanacak olan Sevr Antlaşması’nın ulusal bir mecliste imzalanmasına engel olunmuş olacak ve antlaşma dolayısıyla geçersiz sayılacaktı. İngilizler İstanbul’un işgalini Kuva-yı Milliye’ye verilen destek ve Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışıyla da sebeplendirir. Neticede Milli Mücadele ateşini söndüremeyeceğini anlayan İngilizler bu yola başvurmuştu. Anadolu’da bir olağanüstü meclis oluşturulmasına karar verildi. Ve Mustafa Kemal’in kararıyla 23 Nisan 1920’de bütün ulusun başvuracağı tek yetkili merkezin bu meclis olacağı duyuruldu.

SONUÇ

Kuva-yı Milliye birlikleri Osmanlı Hükümeti’nin son zamanlarını yaşadığı ve Ankara’da yeni bir hükümet kurulduğu bu dönemde Ankara merkezli yeni hükümetin ordusu vazifesini görmüştür. Ülke İngiliz arka planında Yunan istilasına uğrarken bir yandan İtalya’nın da aynı bölgede amaçları olduğunu görüyoruz. Ülke Şark Meselesi tabirinden bu yana milletinin yok edilmeye çalışıldığı ve topraklarının parçalanıp bölüşüldüğü önemli jeopolitiğe sahip bir coğrafya olmuştur. Ülkenin işgali için Yunanlıların meşhur Megalo İdea’sından yararlanmanın en münasip gerekçe olacağını düşünen İtilaf Devletleri Türkiye’yi gerçekten zor bir sürece sokmuştu. Halk hareketi olarak toplumun kendini savunmasını gerektiren bu şiddetli mücadele döneminde topluma silahlanmaktan başka çare bırakmayan İtilaf Devletleri buna engel olmak için de yine ülkenin bir başka otoritesi olarak sayılabilecek İstanbul Hükümeti’ni kullanıyordu. Yaşam mücadelesi vermek amacıyla silahlanan toplumdan doğan bu birlik kısa süreli bir fayda sağlasa da uzun süreli faydası olamadı ve düşman orduları seviyesinde şartlara uygun bir nizami ordu geliştirildi. Tüm engellemelere rağmen düzenli ordunun saygın komutanları ve disiplini sayesinde Milli Mücadele başarısı sağlanmış oldu.

KAYNAKÇA

Ahmad Feroz, Bir Kimlik Peşinde Türkiye, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2010.

Ahmad Feroz, Modern Türkiye’nin Oluşumu, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2015.

Akşin Sina, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele (Son Meşrutiyet 1919-1920), Cem Yayıncılık, İstanbul, 1992.

Akşin Sina, Ana Çizgileriyle Türkiye’nin Yakın Tarihi,İmaj Yayıncılık, Ankara, 1996.

Akşin Sina, ”Siyasal Tarih (1923-1950)”, Çağdaş Türkiye Tarihi, C.IV, Ed: Sina Akşin, Cem Yay. İstanbul, 1992.

Armaoğlu Fahir, Türk Siyasi Tarihi, Kronik Yayınları, İstanbul, 2017.

Goloğlu Mahmut, Milli Mücadele Tarihi I – Erzurum Kongresi, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2008.

Gürer Turgut, Atatürk’ün Yaveri Cevat Abbas Gürer Cepheden Meclise Büyük Önder ile 24 Yıl, Der: Turgut Gürer, İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2019.

Hür Ayşe, Mondros’tan Cumhuriyet’e Milli Mücadele’nin Öteki Tarihi, Literatür Yayınları, İstanbul, 2018.

Kinross Lord, Atatürk Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Altın Yayıncılık, İstanbul, 2018.

Kili Suna, Atatürk Devrimi Bir Çağdaşlaşma Modeli, Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara, 1998.

Kurtcephe İsrafil, Beden Aydın, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Eğitim Yayınevi, İstanbul, 2015.

Özden Yekta Güngör, Atatürkçülük ve Kuvayı Milliye,İleri Yayınevi, İstanbul, 2004.​​

Özkaya Yücel, Konukçu Enver, Özsoy Rıfat, Akbulut Dursun Ali, Balcıoğlu Mustafa,

Tanfer Vehbi, Milli Mücadele Tarihi, C.I, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2005.

Yalçın Durmuş, Azmi Süslü, Yaşar Akbıyık, Dursun Ali Akbulut, Mustafa Balcıoğlu, Turan Refik, Turan Mehmet Akif, Eraslan Cezmi, Köstüklü Nuri, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi I, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2014.

Zürcher Eric Jan, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, İletişim Yayınları, İstanbul, 2000.

Comment here