BiyografiCumhuriyet

Kurtuluş Savaşı Şehitlerinden Bir Sima: Yarbay Nazım Bey ve Milli Mücadele Dönemindeki Faaliyetleri

Bu makaleyi 36 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Serkan Dalgıç*

 

                                            Giriş

Mehmet Nazım Bey, 1886’da Kayseri’de doğmuştur. 14 Ocak 1904 yılında Harp Okulu’na başlayan Nazım Bey 20 Eylül 1907’de Teğmen rütbesiyle mezun olmuştur. 1 Eylül 1908 yılında Üst Teğmen olan Nazım Bey, 20 Ağustos 1910 tarihinde Yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisi’ni bitirmiştir. Aynı yıl kıdemli Yüzbaşı rütbesine yükselmiş, Birinci Dünya Savaşı devam ederken 14 Eylül 1916 tarihinde Binbaşı olmuştur. Milli Mücadele döneminde Birinci İnönü Muharebesinde gösterdiği yararlılıklar sonucunda Yarbaylığa yükseltilmiştir. 15 Temmuz 1921 şehit düşmesinin ertesi günü 16 Temmuz 1921’de meclis onayı ile rütbesi Albaylığa çıkartılmıştır.[1]

Nazım Bey, neslinin en önemli noktalarından biri de “gençliğin baharı” diye tabir edilen dönemde Osmanlı Devleti bir savaştan çıkıp, bir başka savaşa girmiştir. Görevden hiçbir zaman kaçmamışlar, vatan görevi kutsaldır demişler ve ellerinden gelen mücadeleyi vermişlerdir.

Nazım Bey de önce Trablusgarp, ardından Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı’nda yer almıştır. Ülkesinin işgale uğramışından sonra kurtuluşun Milli Mücadele ile olacağını düşünen Nazım Bey, Mustafa Kemal Paşa ile yol arkadaşlığı yapmıştır. Aldığı her rütbede sayısız askerin kanı olan Nazım Bey’de vatan borcunu kendi kanıyla ödemiştir.

Bu çalışma ile genel itibariyle bilinen isimlerin yanında daha geride kalan, vatanları için kendini feda isimlerden birinin kurtuluş mücadelesinde faaliyetlerini ele alarak, gösterdiği yararlılıkları, aldığı övgü ve tebrikleri anlatmaya çalışırken, Nazım Bey isminin tarihin tozlu raflarına karışmasının önüne geçmek istedik.

  • Mondros Mütarekesi’nden Düzenli Orduya Yarbay Nazım Bey’in Faaliyetleri

Osmanlı Devleti’nin, Birinci Dünya Savaşı’ndan mağlup çıkıp, Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı günlerde Nazım Bey, İç Anadolu Bölgesi’ne hareket etmiş ve Konya’daki süvari birliğinin başına geçmiştir. Nazım Bey göreve başladıktan sonra güneydeki aşiretlerle de iletişim kurmuş, İtilaf Devletleri’nden gelecek harekata karşı beraber mücadele etmeyi teklif etmiş ve bölgede milis kuvvetlerin silahlandırılıp, kurulmasında önemli rol oynamıştır.[2]

Mütareke imzalandığı sıralarda Ahmed İzzet Paşa kabinesinde yer almak için çabalayan Mustafa Kemal Paşa, başarılı olamamıştır. İstanbul’a geldikten sonra hükümet kanadı ile görüşme yapan Mustafa Kemal Paşa, arkadaşları ile de çeşitli toplantılar yapmıştır. Çözümün İstanbul’da olamayacağının anlaşılması üzerine Anadolu’ya geçişin yollarını arayan Mustafa Kemal Paşa, padişah ve hükümet tarafından güvenilir ve iyi bir asker olarak tanınması, İttihatçıların siyasetine uzak duran bir komutan olarak bilinmesi gibi nedenlerle 9. Ordu Müfettişliğine tayin edilmiştir.

Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’ya geçmesiyle memleketin kurtuluşu için çalışmalara başlamıştır. Mustafa Kemal Paşa’ya yakın olan komutanlar İstanbul Hükümeti tarafından azlediliyor, yerine İstanbul’a bağlı komutanlar gönderiliyordu. Durumu öğrenen Mustafa Kemal Paşa, yerlerine gelen komutanların Anadolu Hareketi’ne destek vermeleri için ikna edilmelerini ve görevlerinin öyle devredilmesini aksi durumda vazifelerinin başında kalmalarını istemiştir. Buna en iyi örnek 12. Kolordu Komutanlığı’nın tayininde yaşanmıştır.  Selahattin Adil Bey’in yerine Ali Sait Paşa atanmıştır. 1919 yılının eylül ayında göreve başlayan Ali Sait Paşa, Konya Valisi’nin tutumundan çekinmesi üzerine Harbiye Nezareti ile temas kurmuş, ordu merkezinin kendince daha güvenli bir yere taşınmasını ya da görevden azlini istemiştir. Harbiye Nazırı Şefik Paşa cevabında, süvari komutanı Nazım Bey’in bölgede halkı isyan için desteklediğini, kabul etmeyenlerin de zulüm ve işkenceye uğradığı haberlerinin nezarete ulaştığını, Nazım Bey’in üstüne gidilerek ölü veya diri ele geçirilmesi istemiş, Nazım Bey’i eşkıya olarak nitelendirmiştir. Kendisinin de padişaha itaat etmeyen kişiler ile mücadele etmesini, gerekirse zor kullanması, şiddet ve cebirden kaçınmaması ifade edilmiştir. Ali Sait Paşa geniş yetkilere rağmen görevinden istifa etmiştir.[3] Harbiye Nezareti tarafından Nazım Bey için yazılanların doğru olduğunu söylemek mümkün değildir. Nazım Bey’in, Mustafa Kemal Paşa’nın yanında yer alması yazılanların iftira olması açısından önemli bir nedendir. Çalışma yapılırken incelenen kitap ve devlet arşivlerinin dijital platformunda bunu doğrular nitelikte herhangi bir belgeye de rastlanmamıştır.

4-11 Eylül 1919 tarihinde düzenlenen Sivas Kongresi’nde, alınan kararlardan biri de Güney Cephesi’nde askeri birliğin yeniden teşkil edilmesidir. Normalde bölge 3. Kolordu Komutanlığı’na bağlıdır. Merkezi Sivas’ta olan 3. Kolordu’nun yardımı olası değildir. Yeni bir askeri birliğin kurulması için merkez olarak Elbistan seçilmiştir.[4] Buradaki kurulan askeri yapı, Fransız kuvvetleri karşısında oldukça zayıftır. Bu eksikliği gidermek için alınan kararla 9. Tümen’in kurulmasına karar verilmiştir. Yarbay Mehmet Hayri Bey’in komutanlığında kurulan tümenin Topçu Alay Komutanlığı’na ise Nazım Bey atanmıştır.[5]

1919 yılı kasım ayında ise Mustafa Kemal Paşa, Temsil Heyeti Başkanı sıfatıyla bildirdiği beyanname de silahlı kuvvetler içerisinde de düzenleme yapmıştır. Refet (Bele) Bey, Kemalettin Sami Bey ve diğer tümen komutanlıklarına gönderdiği telgraf ile Batı Anadolu’daki, Kuvayı Milliye birliklerinin, Güney Anadolu’da yapılan teşkilatlanmaya benzer biçimde teşkilatlandırılması istenmiştir. Bunun üzerinde eldeki kuvvetler alay, bölük, tabur olarak düzene sokulmuştur. Konya’da bulunan Nazım Bey’de Batı Anadolu’ya gönderilmiştir. Yeni görev yeri 3. Milli Tümen Komutanlığı olan Nazım Bey, 1920 yılının ocak ayında vazifesine başlamıştır. Adı geçen tümen Aydın’ın Köşk ilçesinde konuşlanmıştır.[6] Burada askeri görevinin yanında kendisiyle birlikte görev yapan Kuvayı Milliye reisi Demirci Efe ile Ankara arasında köprü vazifesi görmüş, çok kez Demirci Efe’yi idare etmiştir.[7]

1920 yılının bahar ayları Anadolu Hareketi adına oldukça sancılı olmuştur. Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin toplanması ve Misak-ı Milli kararlarını kabul etmesi üzerine 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul resmen işgal edilmiştir. Ankara’da bulunan Mustafa Kemal Paşa, bir beyanname ilan ederek İtilaf Devletleri’nin elinden kaçan milletvekillerinin katılımı ve seçimlerin yenilenmesi sonucunda, seçilecek yeni milletvekillerinin katılımı ile Ankara’da yeni bir meclis açılacağını duyurmuştur.

İstanbul’un işgali sonrasında hükümet değişikliği yaşanmış ve Damat Ferit Paşa yeniden iş başına gelmiştir. Anadolu’ya karşı her zaman sert bir tutumu olan paşa, vakit kaybetmeden girişimlerine başlamıştır. Göreve geldikten kısa bir süre İngiliz Yüksek Komiserliği’ni ziyaret eden Damat Ferit Paşa planlarını De Robeck ve Amiral Webb ile de paylaşmış en büyük amacının Anadolu’daki harekete darbe vurup son vermek isteğini söylemiştir. Bu sözlerine, Ankara’ya isyan halinde bulunan Ahmet Anzavur’a, Paşa rütbesinin verilerek, kendisine resmiyet kazandıracağını eklemiştir.[8]

Damat Ferit Paşa kabinesinde şeyhülislam olarak yer alan Durizade Abdullah Efendi, Milli Mücadele Hareketi’nin, birlik ve dirliği bozduğunu asıl amacın padişahı devirmek olduğunu bu nedenle yapılanın ihtilal mahiyetinde olduğu yönünde fetva vermiştir.  Ayrıca Kuvayı Milliye’ye rakip olarak Kuvayı İnzibatiye kurulmuştur.[9] İstanbul Hükümeti’nin propagandaları halkta da karşılığını bulduğu yerler olmuştur. İtilaf Devletleri adına coğrafi konum itibariyle oldukça önem arz eden Düzce, Adapazarı, Bolu, Hendek’te, Milli Mücadele’ye karşı isyan hareketi başlamıştır.[10]

Bölgedeki insanları kışkırtan ve ayaklanmaya teşvik eden isimler Düzce’de yaşayan Safer, Vahap, Kamil ve Rıfat Beylerdir.[11] İsyanın başlamasıyla derhal bölgeye askeri kuvvet gönderilmiştir. Yarbay Arif Bey, Binbaşı İbrahim (Çolak) Bey ve Nazım Bey komutasında üç ayrı birlik sevk edilmiştir.[12] İsyan da hızla yayılmaya başlamıştır. Güçleri iyice artan asiler 24 Nisan 1920’de bölgede bulunan 24. Fırka’ya mensup kişileri ertesi gün ise eski milletvekillerini tutuklamışlardır. Ayrıca isyancılar bazı memur ve askerleri şehit etmişlerdir.[13]

Nisan ayında başlayan isyan hareketi mayıs ayının sonuna kadar devam edecektir. Bursa’dan gelen Çerkez Ethem kuvvetlerinin devreye girmesi ile roller değişecektir. İsyancıların hızı kesilmiş ve duraklamışlardır. 27 Mayıs 1920 günü Refet (Bele) Bey komutasında Nazım Bey Bolu’da asileri ezmesi üzerine, isyancılar Mudurnu’da bulunan Binbaşı İbrahim (Çolak) Bey üzerine harekete geçmişler ancak Nazım Bey, oraya da yetişmiştir. İlerlemeye devam eden Nazım Bey kuvvetleri 31 Mayıs 1920’de Gerede’ye girerek isyan kontrol altına alınmıştır. Aynı gün Refet (Bele) Bey durumu Ankara’ya bildirmiştir.[14]

Askeri olarak başarı sağlayan Nazım Bey, asılsız haberlere de son vererek bölge halkının Milli Mücadele Hareketi’ne destek olmasını sağlamıştır. İsyancılar şehit ettikleri Teğmen Abdülkadir için sünnetsiz olduğu dedikodusunu yaymışlar böylece mücadele verenlerin gavur oldukları iddia edilmiştir. İsyanı bastırdıktan sonra Teğmen Abdülkadir’in mezarı başına gelen Nazım Bey, yanına aldığı doktor ve halktan bazı kişiler ile mezarı açtırmış, durumun anlatılanlar gibi olmadığının anlaşılmasını sağlamış, mücadele edenlerin de vatanı kurtarmak için çaba harcadıklarını göstermiştir.[15]

1920 yılının temmuz ayında isyanda etkisi olan Abazalar, verdikleri zararları karşılayacaklarını, bundan sonra da herhangi bir harekete kalkışmayacaklarını taahhüt eden metni Mürettep Tümen Komutanı olarak bulunan Nazım Bey’e göndermişlerdir. Nazım Bey, Ali Fuat (Cebesoy) Paşa’ya durumu anlatırken, kendisinin bu sözlere pek inanmadığını ve dikkat edilmesi gerektiğini ifade etmiştir.[16] Nitekim Nazım Bey’in düşünceleri doğru çıkmıştır. Yozgat’ta çıkan ayaklanma için kuvvetlerin çoğu Düzce’den ayrılınca bunu fırsat bilen isyancılar harekete geçmiş, 300 kişilik bir kuvvetle Düzce’yi zapt etmişlerdir. [17]

Durumun ciddiyetini fark eden Nazım Bey, Ankara ile temas kurup yardım istemiştir. Kılıç Ali’nin emrindeki 38, Cafer Bey emrindeki 40 süvari Ankara’dan yola çıkmıştır. Nallıhan’dan, Mudurnu’ya gidilecek ve oradaki Nazım Bey bünyesindeki kuvvetlere katılacaklardır.[18] Nazım Bey, isyancılara karşı önlem almaya başlamış ancak başarılı olamamıştır. Bolu Dağı’na gönderdiği kuvvetler esir düşmüştür. Bunun üzerine Binbaşı Şerif Bey ve Binbaşı İbrahim Bey birlikleri ileri harekata başlamışlardır. 28 Ağustos 1920’de Hendek’i kontrol altına almaları isyancıların maneviyatını oldukça sarsmıştır. 2 Eylül 1920’de ise Ali Fuat Paşa, isyancılar ile anlaşma girişiminde bulunmuş, silahlarını bıraktıkları takdirde suçlu olarak yargılanmayacaklarını ve affedileceklerini bildirmiştir.[19] Teklifinin kabul edilmesi üzerine İkinci Düzce İsyanı da son bulmuştur.

  • Düzenli Ordunun Kuruluşundan Kütahya-Eskişehir Muharebelerine Kadar Yarbay Nazım Bey ve Faaliyetleri

Ankara Hükümeti Başkanı Mustafa Kemal Paşa verilen mücadelenin milis kuvvetler ile değil düzenli ordu ile zafere ulaşacağı fikrindedir. Kuvayı Milliye birlikleri ile verilen yerel mücadeleler faydalı olsa da kesin sonuç vermemektedir. Zira İtilaf Devletleri’nin göz yummasıyla Milne Hattı’nı aşan ve ileri harekata başlayan Yunan ordusu Uşak-Bursa hattına yaklaşmıştır.[20] Ayrıca Yunan ordusu ile silahlı çatışmalar başlamadan da Mustafa Kemal Paşa’nın istihbarat faaliyetleri vardır. Yunanlıların olası bir atağına karşı cephe kurulması konusunda girişimlerine başlanmıştır. [21]

Diğer yandan da Kuvayı Milliye birlikleri ile emir komuta zinciri tam olarak sağlanamaması ve Kuvayı Milliye reislerinin başlarına buyruk hareketleri düzenli orduya geçişte önemli bir nedendir. Ankara tarafından gönderilen askerler ile millicilerin farklı tutumları ikiliğe de neden olmaktadır. Bunun en belirgin örneği Gediz Muharebesi’dir. Yunan ordusu Uşak üzerine ileri harekat yapmış ve başarılı olmuşlardır. Buna karşı adım olarak Batı Cephesi Komutanı Ali Fuat Paşa, Genelkurmay Başkanlığı’na yeni bir plan sunmuştur. Bu plana göre, iki piyade tümeni ve Çerkez Ethem’in komuta ettiği Kuvayı Seyyare ile Gediz’deki, Yunan tümeni üzerine saldırıya geçmekti. Genelkurmay Başkanlığı, Batı Cephesi Komutanlığı’nın bu teklifine ne olumlu ne olumsuz cevap vermiş, sonrasında ise Genelkurmay Başkanı İsmet Paşa bizzat Ankara’dan, Eskişehir’deki Batı Cephesi Merkezi’ne gitmiş Ali Fuat Paşa ile birebir görüşmek istemiştir. Kesin bir emir alınmadan yapılan harekata başlanmıştır.

  1. Ve 11. Tümenler ve Kuvayı Seyyareler ile 24 Ekim 1920’de Gediz’deki düşmana saldırmıştır. İzzettin Bey’in emri altındaki 61. Fırkanın bünyesindeki 190. Alayı Nazım Bey yönetmiştir. Gediz Muharebesi başarısızlık ile sonuçlanmıştır. Yenilgiden sonra Çerkez Ethem: “ Nizami kuvvetler vazifelerini yapmış olsaydılar, bu hezimet vukua gelmeyecekti. Allah belasını versin bu nizamiye kuvvetlerinin” demiş ve mağlubiyetin asıl sebebi olarak düzenli kuvvetleri görmüştür.[22]

Ankara ile Çerkez Ethem arasında yaşanan sorunlara mağlubiyet yeni bir sebep olmuştur. Ali Fuat Paşa’nın Moskova’ya büyükelçi olarak atanıp, Batı Cephesinin ikiye bölünmesi, göreve de İsmet ve Refet Beylerin atanması ile başlayan süreçte aradaki ayrılıklar iyice gün yüzüne çıkacaktır. İç mesele haline gelen Çerkez Ethem mevzusunu çözmek için Mustafa Kemal Paşa devreye girmiştir. İstanbul Hükümeti’nin temsilcileri ile Bilecik’te yapacağı görüşmeye Ethem’in de gelmesini ister. Hastalığı nedeniyle daveti isteksiz şekilde kabul eden Ethem, Eskişehir’de trenden kaçmış, Kütahya’ya gitmiştir. Gönderilen nasihat heyetlerini de dinlemeyince Ethem’in hareketi Ankara tarafından isyan olarak görülmüş, askeri müdahale edilmesine karar verilmiştir.

Ankara’nın, Ethem ile uğraşmasını fırsat bilen Yunanlılar İnönü üzerine harekete geçmiş, 6 Ocak 1921’de tarihe Birinci İnönü Zaferi olarak geçecek olan muharebe başlamıştır. Cephenin güney kesiminde bulunan Nazım Bey’in, kuvvetleri ile beraber İnönü’ye gelmesi istenmiştir. Emrindeki kuvvet ve teçhizatla 7 Ocak 1921’de yola çıkan Nazım Bey vakit kaybetmeden ateş hattındaki yerini alır ve Akpınar’a doğru konuşlanır.[23] 9 Ocak 1921 günü Nazım Bey’in kuvvetleri ile 11. Tümen ve 58. Alay Akpınar, Kovalca ve Kandilli mevzilerini koruyacaklardır.[24] Muharebe devam ederken 11. Tümen komutanı Yarbay Arif Bey kuvvetlerini İnönü’ye sevk ettikten sonra Kandilli tarafı boş kalmış ve bölgenin sorumluluğunu Nazım Bey üstlenmiştir.[25]

10 Ocak 1921 günü Nazım Bey’e verilen emirle İntikam Tepe’nin alınması istenmiştir. Ancak yapılan taarruz hareketi başarılı olmamıştır.[26] Gün boyu devam eden çarpışmalardan istediğini alamayan Yunanlılar çekilme kararı almış ve 11 Ocak 1921’de birliklerini kaydırmaya başlamışlardır. Yunanlılara karşı alınan bu zafer Ankara Hükümeti’nin prestijini arttırmış, siyasi otorite olarak kabul görmesinde önemli bir etken olmuştur.

Savaş ile istediği sonuca ulaşamayan İtilaf Devletleri anlaşma yoluna gitmişler ve Londra’da bir konferans yapılmasına karar vermişlerdir. Ankara Hükümeti, konferansa İstanbul Hükümeti aracılığıyla çağrılmış ve talep reddedilmiştir. Hükümet başkanı Mustafa Kemal Paşa teklifin bizzat kendilerine yapılmasını istemiştir. Daha sonra Ankara’yı muhatap alıp İtalya Dışişleri Bakanı Kont Sforza’dan teklif gelmiştir. Konferansa hem Ankara hem İstanbul temsilcisi çağırmışlar arada çıkacak olan ayrılıklardan faydalanmak isteseler de Sadrazam Tevfik Paşa’nın, konferansta söz hakkını Ankara Hükümeti’ne vermesi ile bu seçenekte elenmiştir.

Londra Konferansı’nda, Bekir Sami Bey aracılığı ile Ankara Hükümeti’ne yaptıkları teklifin sonucunu görmeden, Yunan ordusu 21 Mart 1921 günü Bursa ve Uşak noktasından harekete geçip, Eskişehir- Afyon hattına doğru ilerlemiştir.[27] Aynı gün Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, cepheye gelerek Refet Bey ile görüşmüştür. Refet Bey, Yunanlılara karşı kesin sonuç almak için güneyden sevk edeceği birliklerle beraber Nazım Bey’in 4. Tümenini de kendi kontrolü altında olmasını istemiştir.[28] Çarpışmaların şiddetlendiği günlerde Nazım Bey ve 4. Tümeni kendisini gösterecektir. 28 Mart 1921 günü kuvvetiyle Poyra civarına gelen Nazım Bey, 61. Tümen komutanı İzzettin Bey’in takviye talebi sonucunda aldığı emirle Teke’ye gitmiştir. Nazım Bey’in 4. Tümeni’nin gelmesi ile Yunanlıların yaptıkları taarruz neticeye ulaşmaz. Nazım bey de hızını kesmek istemez, Metristepe’yi almak için izin istemiştir. İlk anda tepe alınsa da Yunanlıların da karşılık vermesi ile kesin bir sonuç alınamamıştır.[29]

29 Mart 1921 günü Oluklu sırtlarında savaşan Nazım Bey’in 4. Tümeni 31 Mart 1921 günü 1. Tümen ile desteklenmiş ve Metristepe’ye doğru yeniden harekete geçmiştir. Çarpışmalar devam ederken Nazım Bey ile görüşen İzzettin Bey taarruz şiddetini ve hareket hızının arttırılmasını istemiştir. 1 Nisan 1921’de Nazım Bey yazdığı raporda kuvvetlerinin Metristepe’ye yerleştiğini, takip harekatı konusunda emir beklediğini yazmıştır.[30] Yunanlılar, İnönü mevziinde üç ay içinde ikinci mağlubiyetlerini yaşamıştır.

Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa da çektiği telgraf ile Nazım Bey ve 4. Tümenini gösterdiği yararlılıklardan dolayı tebrik etmiştir; “İkinci İnönü Muharebesi’nde 4. Tümen en kritik zamanlarda en önemli kesimlere yetişti. Düşmanın taarruzunu daima taarruzlarla karşıladı. Sonunda bizzat geri aldığı Metristepe’ye karşı gece ve gündüz tekrar tekrar ve daima aynı heyecan ve ciddiyetle taarruz etmiştir. Tümen, kazanılan zafer ve galibiyette, düşmanın bozgun ve çekilmesinde önemli derecede etkili oldu. Tümenin bu fedakarcasına harekâtı daima hatırlanacaktır. Bu tümenin alacağı her görevde başarılar kazanmasına, Türk Ordusunun son zaferi elde etmesine inançla dua ederken, başta cesur ve çalışkan komutanı Yarbay Nazım olduğu halde, kahraman subay ve er arkadaşlarımızın menkıbelerini büyük bir iftihar ve gururla anarım[31]

  • Kütahya-Eskişehir Muharebeleri ve Yarbay Nazım Bey’in Şehadeti

İkinci İnönü zaferinden yaklaşık üç ay geçmiştir. Bu süre zarfında Yunan ordusu daha donanımlı hale gelmiştir. İnönü’de iki muharebede sarsılan imajlarını kurtarmak için geniş çaplı bir harekat planlamışlardır. Uşak- İnönü çizgisinde rota çizilmiş ve Yunan ordusu 8 Temmuz 1921 günü üç koldan harekete geçmiştir.[32] Kütahya-Eskişehir hattında çarpışmalar oldukça kanlı geçmektedir. 13 Temmuz 1921’de iki Yunan tümeni, Tavşanlı istikametinde Kütahya’nın kuzeybatısına doğru yönelmişlerdir. Nazım Bey ve kuvvetiyle karşı karşıya gelen Yunan tümenleri arasında 13-14 Temmuz 1921 tarihlerinde şiddetli çarpışmalar yaşanmıştır.[33]

15 Temmuz 1921 günü mevzileri inceleyen Yarbay Nazım Bey, Yumruçal sırtlarının boş bırakıldığını görmüştür. Durumu Binbaşı Şerafettin Bey ile konuşan Nazım Bey, muhafız süvari takımının harekete geçmesini istese de Yunan ateşinin başlaması ile emir gerçekleşmemiş. Birçok asker, subay ve komutan ani ateş karşısında şehit düşmüştür. İki kurşun yiyen Nazım Bey de atından düşmüş, emir çavuşunun çabaları ile Yunan tarafında kalması engellenmiştir. Durumu ağır olan Nazım Bey, 15 Temmuz 1921 günü şehit düşmüştür.[34]

Cephede sağlıkçı olarak görev yapan Halide Edip Hanım, Nazım Bey’in şehit düştüğü günü şöyle anlatmaktadır; “Koğuştan çıkarken sofanın sedyelerle dolu olduğunu gördüm. Her yer tıklım tıklım dolmuştu. Kımıldanacak yer kalmamıştı. Ameliyat masası kan içindeydi. Herkes susmuştu. Bakıyorsunuz, genç bir zabit, iki yaralının elini yakalamış, çocuk gibi ağlıyor. Büyük bir sedyenin içinde koskocaman bir adam: ben yaşamak istemiyorum, ölmek istiyorum. O öldü, kumandanım öldü, diye söylenip ağlıyordu… Yüzünün yarısı sarılı, kafası kan içinde, üstü başı parça parça, çamur içinde bir adam. Sakin gözlerle bakıp bana bir sigara diyor. Dumanını savururken durmadan her şeye, herkese küfrediyordu. Ötekilerse sedyelerde ağlıyorlardı. Nazım için ağlıyorlardı. Nazım da kalbine saplanan kurşunla bu dünyadan göçmüştü.”[35]

16 Temmuz 1921 günü Büyük Millet Meclisi oturumunda yapılan toplantıda Refet Bey “Nazım Bey iki seneden beri tekmil hizmetleri ile ordunun tarihlerinde fedakârlıklar gösterdi ve bu milli mücadelede tarihimizde kendisine mahsus müstesna bir yer yapmıştır. Nazım Bey, bugün acaba bu kahraman miralay olur mu?[36] sözleri mecliste de kabul görmüş ve Nazım Bey, Albay rütbesine terfi edilmiştir. 8 Nisan 1923 günü ise Nazım Bey’in ailesi maaş bağlanmasına karar verilmiştir.[37]

                                         Sonuç

Nazım Bey’in, Kütahya-Eskişehir Muharebelerinde şehit düşmesinden sonra vatanlarını kurtarmak için Nazım Bey ile kader arkadaşlığı yapan ve sağ kalan asker, subay ve komutanlar mücadelelerini başarıya ulaştırmış ve yeni bir devlet kurmuşlardır.

Alınan mağlubiyet sonucunda Türk ordusu, Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilmiş, Büyük Millet Meclisi’nin Ankara’dan Kayseri’ye taşınması gündeme gelmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın planı Yunan ordusunu Anadolu içlerine çekerek bilmedikleri bir coğrafyada güç durumda bırakmaktır. Nihayetinde bu planda başarılı olacaktır. Tartışmalar devam ederken mecliste alınan karar doğrultusunda Mustafa Kemal Paşa başkomutanlığa getirilmiş ve hemen akabinde Tekalif-i Milliye yükümlülükleri ilan edilmiştir.

Yunan ordusunun bir kez daha harekete geçmesi ile dünya tarihinin en uzun meydan muharebelerinden olan Sakarya Savaşı yaşanmıştır. Mustafa Kemal’in harp tarihinde ilk defa uyguladığı “savunma çizgisi yoktur savunma  alanı vardır. O alan bütün vatandır” taktiği ile Türk ordusu savaş alanından muzafferiyet ile ayrılmıştır.

Sakarya Savaşı’nda sonra Yunan taarruz gücü kırılmış, sıra Türk ordusuna gelmiştir. Bir sene yapılan hazırlık aşamasından sonra ise Türk ordusu 1683 yılındaki Viyana Kuşatması’ ndan sonra ilk kez taarruza geçmiştir. 26 Ağustos 1922 tarihinden başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos 1922 tarihinde kesin Türk zaferiyle sonuçlanmıştır.

Kesin zafer sonucunda Anadolu’nun Türk yurdu bir kez daha kanıtlanmıştır. Ülkesini işgalden kurtaran komutan, subay, nefer ve Türk milleti, Nazım Bey gibi şehit düşen komutan, subay ve askerlerin, kanını yerde bırakmamışlardır.

KAYNAKÇA

  • ARŞİV

Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi

  • RESMİ YAYINLAR

TBMM Zabıt Ceridesi

TBMM Gizli Zabıt Ceridesi

  • KİTAP- MAKALE

Adıvar, Halide Edip; Türk’ün Ateşle İmtihanı, 7. Baskı, İstanbul, Can Yayınları, 2012.

Akşin, Sina; İç Savaş ve Sevr’de Ölüm, 3. Baskı, İstanbul, İş Bankası Kültür Yayınları, 2010.

Atatürk, Mustafa Kemal; Nutuk II,  7. Baskı, Ankara, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, 1978.

Aydemir, Şevket Süreyya; Tek Adam, C.II, 5. Baskı, İstanbul, Remzi Kitabevi, 1975.

Bilgin, Taner: Milli Mücadele Döneminde Bilecik, Bilecik, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Yayınları, 2015.

Çalışlar, İzzettin; Gün Gün Saat Saat İstiklal Harbi’nde Batı Cephesi, İstanbul, İş Bankası Kültür Yayınları, 2009.

Demirel, Ahmet; İlk Meclis’in Vekilleri Milli Mücadele Döneminde Seçimler,  3. Baskı İstanbul, İletişim Yayınları, 2017.

Erdoğan, Selim; Sakarya, İstanbul, Kronik Kitap, 2020.

Goloğlu, Mahmut; Milli Mücadele Tarihi III, İstanbul, İş Bankası Kültür Yayınları, 2010.

Güloğlu, Ramazan Erhan; “Milli Mücadele’de Güney Cephesinde Kılıç Ali Bey’in Faaliyetleri”, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C. 16, S. 2, 2017.

Nadi, Yunus; Çerkez Ethem Kuvvetlerinin İhaneti, İstanbul, Sel Yayınları, 1955.

Tansel, Selahattin; Mondros’tan Mudanya’ya Kadar I, Ankara, Başbakanlık Basımevi, 1973.

Tansel, Selahattin; Mondros’tan Mudanya’ya Kadar III, Ankara, Başbakanlık Basımevi, 1973.

Turan, Şerafettin; Türk Devrim Tarihi II, 4. Baskı, İstanbul, Bilgi Yayınevi, 2012.

Türk İstiklal Harbi, IV. Cilt, Batı Cephesi’nde İç Ayaklanmalar, Ankara, Genel Kurmay Basımevi, 1974.

Türk İstiklal Harbi, II. Cilt Batı Cephesi 3. Kısım, Birinci, İkinci İnönü, Aslıhanlar ve Dumlupınar Muharebeleri (9 Kasım 1920- 15 Nisan 1921), Ankara, Genelkurmay Basımevi, 1999.

Türk İstiklal Harbi, II. Cilt Batı Cephesi 4. Kısım, Kütahya-Eskişehir Muharebeleri (15 Mayıs 1921- 25 Temmuz 1921), Ankara, Genelkurmay Basımevi, 1974.

Türk İstiklal Harbi, II. Cilt Batı Cephesi 2. Kısım, Sivas Kongresi ve Heyet-i Temsiliye Devri İstanbul’un İtilâf Devletleri Tarafından Resmen İşgali Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin Kurulması Batı Anadolu ve Trakya Cephelerinde Yunan İleri Harekatı (4 Eylül 1919-9 Kasım 1920), Ankara, Genelkurmay Basımevi, 1999.

Türk İstiklal Harbi, IV. Cilt Güney Cephesi, Ankara, Genelkurmay Basımevi, 2009.

Türk İstiklal Harbi, Türk İstiklal Harbine Katılan Tümen ve Daha Üst Kademelerdeki Komutanların Biyografileri, Ankara, Genelkurmay Basımevi, 1989.

Yetim, Fahri; “Milli Mücadele Döneminde İsyanların Gölgesinde Düzce ve Çevresinde Asayiş Sorunları”, Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Dergisi, Y. 7, S. 13, 2011.

*Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Öğrencisi.

[1] Türk İstiklal Harbi, Türk İstiklal Harbine Katılan Tümen ve Daha Üst Kademelerdeki Komutanların Biyografileri, Ankara, 1989, s. 256.

 

[2] Selahattin Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar I, Ankara, 1977, s. 270.

[3] Türk İstiklal Harbi, Batı Cephesi, II. Cilt, 2. Kısım, Ankara, 1989, s. 83,84,85.

[4] Ramazan Erhan Güloğlu, “Milli Mücadele’de Güney Cephesinde Kılıç Ali Bey’in Faaliyetleri”, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C.16, S.2, 2017, s.  491-492

[5] Türk İstiklal Harbi IV. Cilt, Güney Cephesi, Ankara, 2009, s. 175.

[6] Türk İstiklal Harbi, Batı Cephesi, II. Cilt, 2. Kısım, s. 141.

[7] Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, C.II, Ankara, 1975, s. 169.

[8] Sina Akşin, İç Savaş ve Sevr’de Ölüm, İstanbul, 2010, s.5

[9] Ahmet Demirel, İlk Meclisin Vekilleri, İstanbul, 2017, s.109.

[10] Fahri Yetim, “Milli Mücadele Döneminde İsyanların Gölgesinde Düzce ve Çevresinde Asayiş Sorunları”, Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Dergisi, Y. 7, S. 13, 2011, s. 59.

[11] TBMM, G.Z.C., D.1, İ.1, 1 Mayıs 1336: 1920, s.2.

[12] Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, C.II, s. 329.

[13] TBMM, G.Z.C., s.2.

[14] Mahmut Goloğlu, Milli Mücadele, C.III, İstanbul, 2010, s. 164.

[15] Selim Erdoğan, Sakarya, İstanbul, 2020, s. 81.

[16] Türk İstiklal Harbi IV, İç Ayaklanmalar, Ankara, 1974, s. 115.

[17] Selahattin Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, C. III, Ankara, 1973, s. 127.

[18] Türk İstiklal Harbi IV, İç Ayaklanmalar, s. 117.

[19] Yetim, “Düzce ve Çevresi”,  s. 62-63.

[20] Şerafettin Turan, Türk Devrim Tarihi II, İstanbul, 2012, s. 241.

[21] Taner Bilgin, Milli Mücadele Döneminde Bilecik, Bilecik, 2015, s. 187.

[22] Yunus Nadi, Çerkez Ethem Kuvvetlerinin İhaneti, İstanbul, 1955, s.9., İzzettin Çalışlar, Gün Gün Saat Saat İstiklal Harbi’nde Batı Cephesi, İstanbul, 2009, s.48.

[23] Erdoğan, Sakarya, s. 30.

[24] Türk İstiklal Harbi Batı Cephesi, II. Cilt 3. Kısım, Ankara, 1999, s.190.

[25] Çalışlar, Batı Cephesi, s. 202- 203.

[26] Türk İstiklal Harbi Batı Cephesi, II. Cilt 3. Kısım, s.199.

[27] Ali Satan, 100 Soruda Milli Mücadele, İstanbul, 2018, s. 247.

[28] Erdoğan, Sakarya, s. 42.

[29] Çalışlar, Batı Cephesi, s. 184.

[30] Erdoğan, Sakarya, s. 53., Çalışlar, Batı Cephesi, s. 209-210.

[31] Türk İstiklal Harbi II. Cilt Batı Cephesi 3. Kısım, s.484.

[32] Satan, Milli Mücadele, s. 252.

[33] Aydemir, Tek Adam, C. II, s. 508.

[34] Türk İstiklal Harbi II. Cilt Batı Cephesi 4. Kısım, Ankara, 1974, s. 277.

[35] Halide Edip Adıvar, Türk’ün Ateşle İmtihanı, İstanbul, 2012, s. 220-221.

[36] TBMM Z.C, C.11, D.1, İ.2, 16 Temmuz 1337: 1921, s. 305.

[37] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, No: 133-953-3.

Comment here