Cumhuriyet

İlk Mecliste 2. Grup

Bu makaleyi 19 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Mustafa Can Tiryaki

GİRİŞ

Osmanlı’nın girdiği Cihan Harbi’nden mağlubiyet ile çıkması üzerine İtilaf Devletleri’nin Anadolu’yu işgali üzerine yerel direnişler başlamış, Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun üzerinden Anadolu’ya gelmesi ile ise bu yerel direnişler bir kolda birleştirilmiştir. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk adıyla birleşen bu grup, 23 Nisan 1920’de kurulan meclise yetkilerini teslim etmiş ve Büyük Millet Meclisi, Anadolu Türklerinin temsilcisi haline gelmiştir. Nasıl ki insanların fikirleri ve düşünceleri farklı ise, mecliste de farklı düşünceli insanlar gruplar oluşturmuştur. Örneğin meclis ilk açıldığında oluşan ve ismi bilinen gruplar şunlardı:

“a. Tesanüt Grubu

  1. İstiklal Grubu
  2. Müdafaa-i Hukuk Zümresi
  3. Halk Zümresi
  4. Islahat Zümresi”[1]

ardından mezkur gruplar, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu adı altında birleştirilmeye çalışılmıştır.[2] Bu konuda kısmen başarılı olunmuş ve yukarıda ismi geçen gruplardan bir daha söz edilmemeye başlanmıştır. Yalnız bu sefer de grubun içinden çıkan muhalif sesler bir tarafta toplanmış ve bu gruba da İkinci Grup adı verilmiştir. Yazıda, meclisin sol koltuklarını teşkil eden[3] “İkinci Grup’un” muhalefet sebebi üzerinde tartışan üç fikri karşılaştıracağız. Bunlardan ilki bir dini ayrım olduğunu iddia edenler, ikincisi sınıf ve zümre farklılıklarına vurgu yapanlar ve son olarak da hepsinin ayrı ayrı etkili olduğunu vurgulayanlardır.

 

İkinci Grup Kimdir?

Büyük Millet Meclisi’nin Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu’na bağlı fakat birazdan belirteceğimiz sebeplerden ötürü Birinci Grup’a yani doğrudan Mustafa Kemal Paşa’nın grubuna muhaliftirler. Kuruluşlarının ardından yapılan ilk programları şunlardır:

“ 1-)Misak-ı Milli dairesinde vahdet ve istiklal-i millinin istihsal ve teminine

2-)Mevcut Kanunların milli hakimiyet esasına göre değiştirilmesi ve düzeltilmesine

3-)Umumi hukukun masuniyet ve muhteremiyetine özen gösterilmesini sağlayacaktır.”[4]

Ayrıca bu üç maddeden sonra gaye ve maksada göre 7 maddelik bir program hazırlanmıştır.[5]

Neden Muhalif İdiler?

İkinci Grup’un muhalefeti hakkında giriş kısmında da bahsedildiği üzere üç iddia vardır.

1-) Türk Tarih tezinin oluşturduğu laik- şeriatçı veya seküler- muhafazakar ayrımından oluşan bir muhalefet olduğunu iddia edenler

2-) Sosyoekonomik durum üzerinden oluşan ayrımı savunanlar (burjuva- feodal çatışması gibi)

3-) Bu iki nedenin dışındaki nedenleri öne sürenler (Ahmet Demirel’in ifadesiyle “Farklı Sesler”[6])

Türk Tarih tezinin iddiasına göre İkinci Grup hilafet ve saltanat yanlılarının oluşturduğu bir muhalefet partisi hüviyetinde idi. Bunlar, meclisin muhafazakar tabanını oluşturdular. Ömür Sezgin’in “Türk Kurtuluş Savaşı Siyasal Rejim Sorunu”[7], İhsan Güneş’in bahsettiğimiz “Birinci TBMM’nin Düşünce Yapısı” ve Samed Ağaoğlu’nun “Kuvayı Milliye Ruhu” adlı eserleri Türk Tarih tezinin ürünüdür. Bu eserlerin hepsinin ortak yanıdır ki meclisteki muhalefeti bir din savaşı olarak görmüşlerdir.

Tarih tezini oluşturanların başında Enver Şapolyo vardır. Şapolyo, meclisin durumundan şöyle bahseder:

“Çok sürmeden komünist partisi ve Halk İştirakiyun fırkası da kapandı. Yalnız lavhası Ulus matbaasının ambarında duruyordu. Bundan sonra Meclis (Birinci Grup) ve (İkinci Grup) adiyle ikiye ayrıldı. Birinci Grup Mustafa Kemal’in taraftarı radikaller, İkinci grup da (Muhafazakarlar) olup, ekseriyeti ulema sınıfı teşkil ediyordu. Birinci Millet Meclisi’nin en hararetli münakaşaları bu birinci ve ikinci grubun çarpışmalarından doğuyordu.”[8]

Bu iddia, bazı siyasi ideolojileri de harekete geçirmiş ve Türkiye’de cumhuriyet dönemini tartışanlar arasında kullanılmıştır. Ahmet Demirel, bu fikrin İslamcı camia tarafından da benimsendiğini Kadir Mısıroğlu örneğinden ortaya koymuştur.[9]

Meclisin yapısını sosyoekonomik amillerin oluşturduğunu iddia edenlere göre ise İkinci Grup’u muhafazakar “toprak sahipleri, din görevlileri ve eşraf” oluşturmuştur.[10] Bu fikirde yazılan eserler Erdoğan Teziç’in “100 Soruda Siyasi Partiler” ve Aralov’un “Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Anıları” eserleridir. Ayrıca bu fikri savunanların başında gelen Stefanos Yerasimos, “Azgelişmişlik Sürecinde Türkiye” adlı eserinin “İçte Güç İlişkileri” başlığı altında meclisin yapısını incelemiştir. Fikirlerini kısaca özetlemek gerekirse Jön Türklerin mirasçıları olan bürokrat-asker sınıfı olan Kemalistler ile mülk sahiplerinin, doğudaki feodal unsurların, ufak burjuvanın tartışmalarının başı çektiği bir meclis oluşmuştu. Bu meclis, bağımsızlık savaşı veriyor ve aynı zamanda devletin ilerleyeceği yönü de tartışıyordu.[11] Stefanos’un eseri tarihin ekonomik altyapısını inceleyen bir mahiyettedir.

Bu üç fikirden başka çalışmalarla ortaya konmuş farklı fikirler de vardır. Bunlar, gazete, dergi ve ansiklopedi köşelerine sıkıştırılmış yazılardır. Hemen hemen tamamı Tek Parti döneminden sonra kaleme alınmıştır. Sabahattin Köseoğlu’nun Mesuliyet gazetesinde 2 sayı halinde yazdığı (17 Temmuz-24 Temmuz 1946) “Birinci Büyük Millet Meclisi’nde İkinci Grup” yazısı, Hareket dergisinin Hüseyin Avni Özel Sayıları (13. sayı Mart 1948- 14.Sayı Nisan 1948), Kemal Karpat’ın İslam Ansiklopedisi’ndeki “Türkler (Cumhuriyet Devri)” kısımları farklı seslere örnektirler. Fakat en farklı ses Ahmet Demirel’indir. Ona göre meclisteki muhalefetin nedeni meclisi tek kişinin yönetimine bırakılmamak istenmesidir. Bu tek kişi “Mustafa Kemal Paşa” değildir. Çünkü muhalefet grubu için önemli olan şahıs değildir. Milli Mücadele’nin hiçbir safhasına muhalefet etmemişlerdir. Yalnızca Başkomutanlık rütbesine ve bu rütbenin meclisin tüm yetkilerini içermesine muhalefet etmişlerdir. Demirel’in tespitine göre bu muhalefet yerindedir, Büyük Taarruzdan hemen önce Mustafa Kemal Paşa’nın olağanüstü yetkileri elinden alınmış ve bu savaşa zarar vermemiştir.[12]

Ayrıca yine Demirel’in yaptığı incelemeye göre İkinci Grup üyeleri ile İlk Grup’un arasında muhalefet oluşturabilecek ne sosyal ne de ekonomik farklar yoktur.[13]

 

İkinci Grup’un Aldığı Kararlar

 

İkinci Grup, yukarıda değinildiği gibi meclisin demokratik yapısıyla ilgili değişliklere muhalefet ediyordu. Kuruluş amaçlarından biri umumi hukukun masuniyetini sağlamak olan İkinci Grup, bu maddenin en ufak bir noktada çiğnendiğini düşündüklerinde buna hemen muhalefet gösteriyorlardı.

Örneğin güçler ayrılığı ilkesini uygulamak için İkinci Grup’un oluşturduğu bir komisyon ile Heyet-i Vekile’nin seçimi ile ilgili bir kanun teklifi verilmiştir.[14] Birinci Grup, bu kanun teklifini sert bir şekilde eleştirmiştir. Özellikle Mahmud Esad (Bozkurd) ve Mustafa Kemal (Atatürk)’ün kuvvetler ayrılığını eleştiren konuşmalarından sonra kanun teklifi kabul edilmemiştir.[15]

Londra Konferansı’na gönderilecek heyetle alakalı İstanbul Hükümeti ile Heyet-i Vekile’nin telgraflaşması, İkinci Grup’un muhalefetini doğurmuştur. Grup başkanı Hüseyin Avni Bey bunu meclisin üstünlüğüne bir saldırı olarak nitelemiş, telgraflaşmaların önce meclise gösterilmesi gerektiğini bildirmiştir. Karşı taraftan bir mebusun onu hükümete geçmek ve vali olmak istemekle suçlaması üzerine “Mebusluk, valilikten de vekillikten de üstündür.” sözünü söylemiştir.[16] Sonuçta İkinci Grup’un istediği olmuştur.

Olağanüstü Savaş Komisyonu kurulması hakkında da Hüseyin Avni Bey ve yine İkinci Grup üyesi Yusuf Ziya Bey açıkça eleştirilerini dile getirmişlerdir.[17] Söylediklerine bakıldığında ikisi de bu komisyonun Mustafa Kemal Paşa’nın diktatörlüğünü yaratacağından korkuyorlardı. Buna örnek olarak gösterilebilecek bir olay da Mustafa Kemal Paşa’nın meclisten “daha sonraki vakit” geçmesini rica ettiği bir kanun teklifi sonrasında İkinci Grup vekillerinin söz isteyerek meclise herhangi bir şeyin dayatılamayacağı ile ilgili konuşmalarıdır. Aslında burada Hüseyin Avni Bey’in sözü tüm tartışmayı açıklayacak düzeydedir:

“Paşa Hazretleri’ni severiz, fakat emrimize uymakla severiz, aksi takdirde parçalarız. O da iftihar etsin. Geldi bize bir halk gibi çalıştı. İnşallah son zaferini de buradan alkışlayacağız.”[18]

Sözden de belli olduğu üzere grubun isteği basittir. Mustafa Kemal Paşa da olsa, meclisin sözlerine uymak. Vekili de komutanı da askeri de valisi de. Son bir örnek olarak Başkomutanlık teklifini verebiliriz. Muhalifler, Mustafa Kemal Paşa’nın başkomutan olmasına hiçbir vakit karşı çıkmamışlardır. Yalnız, başkomutanın meclisin tüm yetkilerini üzerine toplama gibi bir hakkı elde etmesine karşı çıkmışlardır. Başkomutanlık 3 aylık bir süreyle Mustafa Kemal’e verilmiş, 3 ay sonra görev yenileneceği sırada tartışmalar tekrar çıkmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın görevi tam 3 kere yenilenmiş ve bu tartışma 3 kez daha yapılmıştır. Yalnız ikinci uzatmada karar alındıktan sonra buna itiraz eden mebuslara Salahattin Bey “kabul edilmiş bir kanunun leh ve aleyhinde söz söylemek ayıptır”[19] diyerek aslında meclisin üstünlüğünü kabul ettiğini göstermiştir.

 

SONUÇ

Türkiye Büyük Millet Meclisi, kuruluşundan itibaren farklı insanların farklı yörelerin ve farklı fikirlerin söz sahibi olduğu bir meclis olmuştur. Mustafa Kemal Atatürk’ün belirttiği gibi farklı fikirlerle kurulan fırkalar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bu yapısı üzerinde yıkıcı bir muhalefete neden olabilirdi. Bu yüzden bütün fırkalar Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında toparlandı. Yalnız Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsında Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin hatalarına dair muhalefet etmek isteyenlerin İkinci Anadolu Rumeli grubuna katıldığını görüyoruz. Gerek daha sonra bu grubun lağvedilmesinden gerekse grubun içindeki münferit kişilerden olsa gerek bu grubun eskiyi çağrıştırdığını, şeriatı savunduklarını ve bunların derebeyi olduklarını iddia eden araştırmalar çoktur. Fakat TBMM tutanaklarını inceleyen Ahmet Demirel’e göre hakikat yalnızca meclis üstünlüğünü savunan bir muhalefettir.

Türkiye Cumhuriyeti ve Türk İnkılapları Tarihi ile iştigal olmuş ilk dönem hocaları ve araştırmacıları, maalesef politik gömleklerini çıkartamamış, bu da bu tarih alanındaki her meselenin gerekli veya gereksiz yere tartışılmasına neden olmuştur. Yukarıda üç farklı fikrin ışığında yazılmış (Kemalist Tarih tezi- İslamcı tarih tezi ve Marksist tarih tezi) eserler görüldüğü üzere olayları dar ve kendi çaplarında incelemeyi tercih etmişlerdir. Hatta kullanmaları gereken istatiksel bilgileri de kullanmamışlar ve meclis içindeki muhalefeti kendi fikirlerine göre düzenlemişlerdir.

 

Gerçekten de incelendiğinde sosyoekonomik, eğitimsel, fikri veya yaşça fark bulunmayan bu iki grubun arasındaki yegane fark birinci grubun Mustafa Kemal’in şahsında birleşmek isterken ikinci grubun ise “Büyük Meclis” çatısı altında birleşmek istemesidir. Bu muhalefet aynı zamanda Birinci Büyük Millet Meclis’inin tam bir demokrasi zemininde yürütülmesini sağlamıştır. Gerçekten de alınan kararlar mecliste tartışılmış ve oy çokluğu bir mecburiyet halini almıştır. Fakat muhalefet yeteri kadar kamuoyu toplayamamış ve daha kötüsü hiçbir zaman teşkilatlanamamıştır. Kendilerini savunacak yayın sayısı kısıtlıdır ve karşı tarafta Mustafa Kemal gibi bir figür vardır. Bu olaylar, mecliste tartışmaları kızıştırmış ve İkinci Grup üyelerini vatan hainliği, çıkarcılık ve benzeri ithamlarla suçlamaya kadar ilerlemiştir. Buna karşılık, Meclis Başkanlığının tarafsız davranmaması, İstiklal Mahkemeleri’nin adaletsizliği, temel hak ve özgürlüklerin korunmaması, meclis üstünlüğünün askıya alınması gibi olayları meclise taşımışlardır. Avrupa’daki meclis sistemleri ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni karşılaştırmışlar ve basın organları olan İrade-i Tevhid’den bunları sunmuşlardır. Bundan başka öldürülen Ali Şükrü Bey’in Tan gazetesinde de bazı yazılar neşretmişlerdir. (Onun ölümü, Birinci ve İkinci Grubun muhalefetini artırmıştır.) Bununla birlikte sansüre ve eleştirilere maruz kalmışlardır. Tüm bunlar, İkinci Grup’un dağılmasını ve İkinci Meclis’e girmemelerini de açıklayacak durum olmuştur.

Olaylar gösteriyor ki İkinci Grup meclisin işleyişini yavaşlatmak veya Milli Mücadele’yi baltalamaktan ziyade gerçek anlamda bir demokrasinin oluşması için mücadele vermişlerdir. Hakikaten savaş döneminde dahi bu denli özgürlükçü tavır dikkat çekicidir. Saltanatın kaldırılması ve halifenin meclis tarafından seçilmesi konusunda alınan ortak karar bunun en açık örneğidir.

İkinci Grup muhalefet ettiği birçok durumla meclise demokrasi örneği vermiştir. İstekleri zorlama değildir. Halkın ve meclisin üstünlüğünü savunmuşlardır ve savaşın gidişatına asla engel olmamışlardır. Hatta Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın üst üste aldığı galibiyetler sonucu askeri ve komutanları tebrik etmişlerdir. Fakat İkinci Meclis’te bu vatanperver insanlara maalesef bir koltuk bırakılmamıştır. Bunun sebeplerini Ahmet Demirel eserinde incelemiştir. Onların mücadelelerini anlatacak en güzel söz İkinci Grup üyelerinden Salahattin Bey’in “kabul edilmiş kanunun leh ve aleyhinde söz söylemek ayıptır.” cümlesidir. Bu cümle, İkinci Grup’un meclisteki düsturu olmuştur.

[1] Mustafa Kemal Atatürk, Gençler İçin Fotoğraflarla Nutuk, haz. Erol Şadi Kılınç, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2018, s.403

[2] a.g.e, s.403

[3] İhsan Güneş, Birinci TBMM’nin Düşünce Yapısı, İstanbul Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2009, s.206

[4] a.g.e, s.211

[5] a.g.e, s.211

[6] Ahmet Demirel, Birinci Mecliste Muhalefet, İstanbul, İletişim Yayınları, 2003, s.44

[7] İhsan Güneş’e göre İkinci Grup üyelerinin bir kısmı saltanatçı, bir kısmı gerici ve çoğunluğu İttihatçıdır. (bkz: Güneş, a.g.e, s208) “Ancak Birinci ve İkinci Gruplar olarak bilinen grupların ideolojik yönlerinin olduğu, Birinci Grup’un Türkiye’yi demokratik bir temele oturtmaya, İkinci Grup’unsa geleneksel Osmanlı düzenini yaşatmaya çalıştığı ve köktenci değişimlerden rahatsız olduğu saptanmıştır. (bkz: a.g.e, s.460)

[8] Enver Behnan Şapolyo, Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, İstanbul, Rafet Zaimler Yayınevi, 1958, s.416

[9] Demirel, a.g.e, s. 28-30

[10] a.g.e, s.25

[11] Stefanos Yerasimos, Azgelişmişlik Sürecinde Türkiye III, İstanbul, Gözlem Yayınları, s.1236

[12] Demirel, a.g.e, s.613

[13] a.g.e, s. 147-150. Eğitim ve benzeri konularla ilgili bir istatistiği de İhsan Güneş kitabında paylaşmıştır (bkz: s.111) Fakat onun istatistiklerinde meclis üyelerinin bağlı bulunduğu gruplar geçmemektedir. Bundan dolayı Ahmet Demirel’in istatistiği bu tezi çürütmek için daha değerlidir.

[14] İhsan Güneş’e göre ise İkinci Grup meclisin demokratik yapısını bozmaya gayret ediyordu. (bkz: İhsan Güneş, a.g.e, 261)

[15] a.g.e, s.243 İhsan Güneş, Mustafa Kemal Paşa’nın konuşmasında bu teklifin Teşkilat-ı Esasi ile çeliştiğini söylemektedir. (bkz: s.249) Aynı tutum Ahmet Demirel’de yoktur.

[16] a.g.e, s.246

[17] a.g.e, s.252

[18] a.g.e, s.256

[19] a.g.e, s.275

Comment here