Cumhuriyet

Demokrat Parti Hükümetlerinin (Siyasi-Sosyal-Ekonomik) Politikaları

Bu makaleyi 19 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Erkan Gulbin

Demokrat Parti’nin serbest tek dereceli seçim ile halkoyuna dayalı iktidara gelmesi Türk tarihinde başlı başına büyük bir inkılap olmuştur. İktidar sivil olarak el değiştirmiştir. Seçimlerden sonra Celal Bayar Cumhurbaşkanı, Adnan Menderes ise Başbakan olmuştur. DP Hükümetinin ilk dönemi(1950-1954) dış politikasına baktığımızda CHP’nin izlediği yoldan devam ettiği görülmektedir. Sovyet tehdidi karşısında NATO’ya girmek isteyen Türkiye için Kore Savaşı iyi bir fırsat olmuştur. Türkiye, hiçbir hukuki gerekçe olmadığı halde Kore’ye BM gücü içinde savaşmak üzere asker yollama kararı almıştır. Başlarda hükümetin bu adımına karşı çıkan CHP, daha sonraları hükümete destek olmuştur. 18 Şubat 1952 tarihinde Türkiye resmen NATO’ya girmiştir. Kore, Türkiye’nin Kuzey Atlantik Paktına giriş sadece bir anahtar niteliği oluşturmuştur.

İç politikada da; Ezanın Türkçe okutulmasına son verilerek eskiden olduğu gibi Arapça okunulmasına dönülmüş, Osmanlı Devlet adamlarının türbeleri halka açılmış, daha sonra din eğitimi verecek olan İmam Hatip okullarının açılması ve mevcut okullarda din derslerinin okutulmasını sağlanmış, bununla birlikte çocuklarını din dersine sokmak istemeyen ebeveynlere özgürlük tanınmıştır. Ancak din hürriyeti adına konulan bu kanunlar, aşırı dindarlara cesaret vererek bu kişilerin Atatürk aleyhtarlığı yapmalarına sebep olmuştur. Kırşehir’de 25 Şubat 1951 yılında Atatürk büstüne yapılan saldırı sonrası hükümet Atatürk Aleyhinde İşlenen Suçlar Hakkında Kanununu çıkarmıştır. Millet Partisi dini siyasete alet etmek gerekçesiyle kapatılmıştır. Halkevleri de kapatılarak Türk Ocakları yeniden açılmıştır. CHP’nin tek parti döneminde edindiği tüm mallar haksız iktisap sayılmıştır. 14 Aralık 1953 tarihli ve 6195 sayılı “CHP’nin Haksız İktisaplarının İadesi Hakkında Kanun” meclisten geçmiştir.

Özellikle oy oranını % 50’lerin üzerine çıkardığı 1954 seçimlerinden sonra iktidara yerleşen DP, yola çıkarken verdiği vaatlerden oldukça uzak bir görüntü sergilemektedir. Bu dönem baskıların artmaya başladığı bir dönem olacaktır. Mart 1954’te Demokrat Parti tarafından çıkarılan basını bir bakıma abluka altına alan kanun, basını zaptı-rapt altına alıyordu. Bu kanun bünyesinde birçok antidemokratik hükümler barındırmaktaydı. Kendi görüşünde olmayan muhalif unsurların tasfiyesine yönelik olarak Nisan 1956’dan sonra adliyeye de el attı. Bir anda 13 yargıç görevlerinden uzaklaştırıldı. Bu uzaklaştırılanlar arasında Yargıtay başkanı ve Cumhuriyet başsavcısının da bulunduğu üst düzey yargı mensuplarını tasfiye etti. 27 Haziran 1956 tarihinde ise TBMM Genel Kurulu’na “Toplantılar ve Gösteri Yürüyüşleri Hakkındaki Kanun Layihası” getirildi. Yeni kanun tasarı ile siyasi partilerin seçim dönemleri haricinde toplantı ve miting yapması engellenerek, mülki amirin inisiyatifine bırakılmış oluyordu. Ayrıca bu dönemde CMP’ye oy veren Kırşehir’de ilçe yapılarak cezalandırılacaktır.

Bu dönemde dış politikada önemli adımlar atmaya çalışan DP değişen dünya politikaları yüzünden bir türlü istediği sonucu elde edememiştir Türkiye Bağdat Paktı ile birlikte Ortadoğu’da Batının kılıcını kuşanıp Batı politikasıyla hareket etmiştir. Bu durum Türkiye’nin Ortadoğu ülkelerinden biraz daha uzaklaşmasına sebep olmuştur. Yunanistan’ın bu dönemde Kıbrıs üzerinde hak iddia etmesi üzerine Ağustos 1955’te Londra’da İngiltere, Türkiye ve Yunanistan devlet temsilcileri bir araya gelmişlerdi. Bu görüşmeler 6-7 Eylül olayları üzerine kesintiye uğradı. Bu olaylardan sonra ciddi miktarda gayri-Müslim Türkiye’den kaçacaktır. Dünya kamuoyunda Türkiye’ye yönelik olarak Türkiye’de gayri-Müslimlerin yaşama şansı olmadığı yönünde bir genel hava esecektir.

DP Hükümeti’nin 1957 seçimleri sonrasında ki icraatları nerede ise tek parti dönemini aratır hale getirmiştir. İktisadi sıkıntılar, 6-7 Eylül olayları, Kıbrıs bunalımı gibi sorunlar ortaya çıktıkça iktidarın muhalefete olan tavrı giderek sertleşmiş ve DP iktidarı daha da otoriterleşmiştir DP’ye yöneltilen en büyük eleştiriler özgürlüklerin kısıtlanması ve antidemokratik yasaların çıkartılması hususunda olmuştur. Ancak muhalefetin zaman zaman dozu aşan eleştirileri, basının ağır tahrikleri, iktidar ve muhalefet yandaşlarının partizanca tavırları da ortamın gerginleşmesinde etkili olmuştur. Ekonomik ve siyasi sorunların ağırlığı altında ezilen hükümet çareyi muhalefeti ve basını susturmakta bulmuş ancak bu durum kısa süre içerisinde kutuplaşmalara ve sokak çatışmalarına dönüşmüştür.

DP döneminde Kıbrıs Meselesi 13-19 Şubat 1959 yılında Zürih ve Londra Antlaşmalarıyla Kıbrıs’ın bağımsızlığını kazanması konusunda hem fikir olunmuştur. Kıbrıs Meselesi, DP’nin dış politikadaki önemli başarılarından biri olmuştur. Tüm dünyaya nüfusun bir bölümünü Türk vatandaşlarının oluşturduğu toprak parçasını terk etmeyeceklerini uluslararası platformlarda dile getirmişlerdir.

İktidara geldiği ilk günden itibaren sürekli bir darbe söylentisi ile karşı karşıya kalan hükümet CHP’nin basın, ordu ve üniversiteleri de arkasına alarak yaptığı tehditkâr muhalefet karşısında hırçınlaşmış ve art arda pek çok hatalı karara imza atmıştır. Bu kararlar içerisinde Tahkikat Komisyonu’nun kurulması ise adeta sonun başlangıcı olmuştur. Toplumsal patlamalar ve siyasi gerginlik ordu içindeki cuntaları harekete geçirmiş ve 27 Mayıs müdahalesini getirmiştir. Geniş halk desteğini arkasına alan bir siyasi partinin darbe yoluyla iktidardan indirilmesi Türk siyasi hayatında yeni bir dönem başlatmıştır.

Ekonomide izlenilen politikalar incelendiğinde,  DP’nin liberalizm anlayışı, özel sektöre yer verilmesinin yanında devlet sektörünün de ekonomide yer almasını kaçınılmaz görüyordu. Geleneksel tarım ekonomisi için devlet tarafından destek verileceği vurgulanırken diğer yandan özellikle sanayi kuruluşlarında özel sektörün yer alacağı söyleniyordu. DP ilk döneminde tarım konusunda başlıca yapılanlar; yeni toprakların tarıma açılması sağlandı. Doğu, Güneydoğu ve İç Anadolu’da meraların sürülmesine ve tahıl ekilmesine göz yumuldu. Bu durum tahıl üretimini arttırırken hayvancılığı sınırlandırdı. Çiftçinin ürettiği buğday dünya fiyatları üstünde bir fiyatla alınırken, tüketicilere fiyat artışı yansıtılmadı. TMO aradaki farkı sürekli karşılamak zorunda bırakıldığından zarardan kurtulamadı. Bu uygulama enflasyona sebep olmaktaydı. Tarımın makineleşmesi hızlandırıldı. Traktör ithalatı büyük ölçüde arttırıldı. Bu hızlı makineleşme tarımda işgücü fazlası doğurdu. Bu işsizler büyük kentlere göçe zorlandı.

Bu üç temel politika ile hükümet 1953 yılının sonuna kadar çiftçinin refahını arttırmayı başardı. Ancak bu kez büyük kentlere toprak zengini çiftçiler akın etmeye ve kentlerde arsa, bina ve işyeri almaya başladılar. Bu durumda toprak zenginleri ortaya çıkmaya başladı. Ancak 1954 yılında itibaren elverişsiz hava koşulları tarımsal üretimin azalmasına ve ekonominin tarıma dayalı iç ve dış dengelerinin bozulmasına neden olmuştu. Ülke ihraç ettiği bazı tarım ürünlerini ithal eder hale gelmişti. Yani dış ticaret açığı giderek büyümüştü.

Tarım politikasında istenilen başarıya ulaşılamaması Menderes Hükümetini sanayiye yönlendirdi. 1950-1960 döneminin temel finansal kurumu Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’dır.1950’de kurulan ve 1951’de faaliyete geçen bu banka, özel kesime orta ve uzun vadeli sanayi yatırım kredisi vermek üzere büyük ticaret bankalarınca örgütlenmişti. Dünya Bankası’nın teknik ve malî yardımlarından yararlanan bu banka, 1960 yılında dek “ithal ikamesi” stratejisine uygun olarak kurulan ve daha çok tüketim malı üreten sınaî işletmelere öncelik vermiştir. Özel sektörün ekonomide yer alması için yapılan diğer bir düzenleme ise “Petrol Kanunu’dur. Kanunun amacı, Türkiye’nin petrol kaynaklarının özel teşebbüs eli ve yatırımları ile süratle, kesintisiz ve verimli bir şekilde geliştirilip değerlendirilmesini sağlamaktı.

1954 yılından itibaren baş gösteren döviz darboğazını aşmak için, Hükümet, ithalatta liberalizme son verdi. İthal ikamesi yoluna gidilmesi için KİT’lere yeniden yatırım yapma yetkisi verildi. Öncelikle kıtlığı çekilen iki temel malın, şeker ve çimentonun üretimi ele alındı. Devlet yeniden Türkiye’de fabrika kurmaya ve işletmeye başladı. Artık sanayi sektöründe kamu ve özel sektör işbirliği içindeydiler.

Menderes hükümeti OECC ve ABD’nin ekonomik ve teknik yardımları olmadan ekonominin kalkınamayacağı görüşündeydiler. Yabancı sermayenin Türkiye’ye gelmesini kolaylaştırmak için “Yabancı Sermaye Yatırımlarını Teşvik Kanunu” kabul edilerek Türk ekonomisi canlandırılmaya çalışıldı. Kore Savaşı’nın yarattığı olumlu hava, izlenilen dışa açılma politikalarının olumlu sonuçlar vermesini sağlamıştı. Koşullar tersine dönünce ve ekonominin iç ve dış dengeleri bozulunca Hükümet dış ekonomik ilişkileri denetim almak zorunda kalmıştı.

Ülke 1958 yılının ortalarında döviz darboğazı nedeniyle ithalat ve yatırım yapamadığı gibi kurulu tesisleri de girdi yokluğundan çalıştıramıyordu. Bu durum iç piyasada mal kıtlıklarının, enflasyonun ve işsizliğin yaygınlaşmasına yol açmıştı.

Demokrat Parti Hükümeti, Millî Korunma Kanunu’nu yeniden yürürlüğe koyarak fiyat denetimlerini arttırma, ticarî banka kredilerini sınırlandırma ve faiz oranlarını artırma gibi kısmî düzenlemeler yapmış, ancak tercih ettiği popülist politikalardan dolayı enflasyonu besleyen uygulamalardan vazgeçmemiştir. 1958 yılından itibaren Türkiye’ye yardımda bulunan ve Amerika Birleşik Devletleri’nin denetimi altında olan konsorsiyum, dış yardımların gereken seviyede sürdürülebilmesi için bir stabilizasyon programının uygulanmasının gerekli olduğunu ifade etmişlerdir. Bu şekilde bir döviz darlığının ortaya çıkma ihtimalinin, Türk ekonomisini kısa sürede krize sürükleyeceği görülmüştür. Dışarıdan gelen baskılar olmasa bile, ekonominin iç dengelerinin sağlanması düşüncesi, hükümeti, 4 Ağustos 1958 istikrar programını uygulamaya koymaya mecbur etmiştir

İthalata yeniden serbestî getirilmiştir. Para arzı ve bütçe harcamaları kısıtlanmıştır. KİT üretim ve hizmetlerinin fiyatları yükseltilmiştir. 1958 istikrar tedbirlerinin uygulanması ile dış ekonomik ilişkilerdeki tıkanıklık giderilmiştir. Dış kredinin açılması ve ihracatın artması sonucu ithalât da yükselmiştir. Devalüasyondan sonra dış ticaret hacmi yeniden genişlemiş ve buna paralel olarak dış ticaret açıkları da artmıştır. Bunun yanı sıra gerek yüksek oranlı devalüasyon, gerekse devletin kontrolündeki fiyatların yeni ayarlamalarla yükseltilmesi sonucu fiyat artışları sürmüştür. 1958 istikrar tedbirleri, ödemeler bilançosu açıklarını azaltmak ve enflasyonla mücadelede başarısız olmuştur

Sosyal politikalarda ise, Demokrat Parti iktidara gelirken programında işçilerin menfaatlerini korumaya yönelik önemli ve olumlu ilkelere yer vermiştir. Savaş yıllarında (1939 -1945) yüksek enflasyon, bir pahalılık dönemi yaşanmış ve bu durumdan doğal olarak en çok işçiler etkilenmiştir. Hükümetin sosyal politikalar hususundaki en kapsamlı adımı 14 Temmuz 1950’de kabul edilen Af kanunu oldu. Genel bir iyimserlik havası yaratsa da hükümlülerin sosyal hayata intibakları konusunda gereken hazırlıklar yapılmadığı için beklenen fayda sağlanamamıştır.

İşçileri hedef alan bir uygulama olarak Ücretli Hafta Sonu Tatili (9 Ağustos 1951) ile işçilerin beklentilerine hitap eden Hükümetin diğer bir atağı sendikalı işçilere grev hakkı verme kanun tasarısı olmuş ancak bu kanun tasarısı Meclise getirilmemiştir.

İşçilere yönelik en önemli gelişme 31 Temmuz 1952’de Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonunun kurulması olmuştur. Hiçbir siyasi partiye bağlı olmayan Türk-İş, 10 sendika, dernek ve federasyondan meydana gelmişti. Hedefleri ise maaşların hayat pahalılığını karşılaması, işsizlik sigortasının kurulması ve yaş, ırk ve dine dayalı farklı ücret ödenmesinin önüne geçilmesi olarak ortaya konmuştu.  Ayrıca bu dönemde emekli dul ve yetimlerin maaşları da arttırılmıştır.

Bu dönemde komünizm ve sol görüşlere karşı sert tedbirler alınmıştır. Bu bağlamda MEB, 13 Eylül 1950’de öğretmenlerin politika yapmalarını yasaklarken Üniversite eğitimi için yurt dışına çıkanların soruşturulmasını kararlaştırdı. Derslerinde komünizm propagandası yaptığı iddia edilen üniversite mensupları tutuklanmıştır. Köy Enstitüleri de benzer gerekçelerle öğretmen okullarına dönüştürülerek kapatılmıştır. Tevfik İleri bu kararı “solcu düşüncelerin bütün propagandalarıyla bu kurumlara girmesi ”ne bağlamaktaydı.

DP döneminde işçiler ile hükümet arasındaki ihtilaflı konu grev hakkıdır. Türk-İş grev hakkının verilmesini isterken Hükümet bu konuda oyalayıcı açıklamalar yapmaktaydı. Ancak gelen tepkiler üzerine hükümet baskıları arttırmaya ve sendikaları kapatmaya başladı. 1954 sonrası Türk sendikacılığı için “ümitsiz safha” olarak nitelendirilecektir.

DP’nin eğitimi politikasını şekillendiren iki ana siyasi unsur Batıcılık ve gelenekselliktir. Bu dönem eğitim kurumlarında hızlı bir artış olmuştur. Bunda Amerikan yardımlarının payı büyüktür. Bu yüzden eğitim politikalarında da hızlı bir Amerikan modeli oturtulmaya çalışılmıştır. 1950-1960 yılları arası eğitim alanında, tek parti rejimi sırasında oluşturulan ve yerleştirilen Türk Millî eğitim ideolojisinin yeniden üretilmesi ve süreklilik kazanması dönemi olmuştur.

1950 ile 1960 yılları arasında bulaşıcı ve salgın hastalıklarla mücadele yine belirlenen sağlık politikaları arasında yer almış; kolera, tifüs, boğmaca, difteri ve çiçek aşısı üretilerek uygulanmış; 1957 yılında Frengi Tedavi Yönetmeliği yayımlanmış ve Cüzzam Savaş ve Araştırma Derneği açılmıştır. Ana çocuk sağlığına önem verilmiş; 1954 yılında ana çocuk sağlığı merkezleri yapılandırılmaya başlanmış, Atatürk Orman Çiftliği pastörize süt fabrikasının kurulmasıyla, okullarda beslenme projesi uygulanmış ve devlet tarafından süt tozu dağıtılmıştır ki bu çalışmada DSÖ ve UNICEF’in desteği de alınmıştır.

KAYNAKÇA

BAYTAL, Yaşar, “Demokrat Parti Dönemi Ekonomi Politikaları”, Ankara Üniversitesi Türk İnkilâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, S. 40, (Kasım 2007), s.545-567.

BULUT, Sedef, “Üçüncü Dönem Demokrat Parti İktidarı (1957-1960): Siyasi Baskılar ve Tahkikat Komisyonu”, Gazi Akademik Bakış Dergisi, 2/4, (2009), s. 125-145.

EVSİLE, Mehmet, “Demokrat Parti’nin İktisadî İstiklâl Mücadelesi”, Amasya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2/3, (Haziran 2018), s.61-75.

KAÇAR, Mustafa Seçkin, Çok Partili Siyasi Hayata Geçiş ve Demokrat Parti İktidarı, Aksaray: Aksaray Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü,  Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2019.

KANCA, Osman Cenk, “1950-1960 Arası Türkiye’de Uygulanan Sosyo-Ekonomik Politikalar”, Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 9/19, (2012), s.47-63.

KARPAT, Kemal H., Kısa Türkiye Tarihi, Timaş Yayınları, İstanbul, 2017.

NESİPOĞLU, Gamze, “Olgusal Bir Yapı Olarak Sağlık Politikaları: 1920-1960 Yılları Arası Cumhuriyet Döneminin Tarihsel İzleği”, Hacettepe Sağlık İdaresi Dergisi, 21/1, (2018), s. 165-177.

TANGÜLÜ, Zafer, “Demokrat Parti Dönemi Eğitim Politikaları (1950-1960)”, Türk Eğitim Bilimleri Dergisi, 10/2, (2012), s. 389-410.

YALÇIN, Durmuş vd., Türkiye Cumhuriyeti Tarihi II, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 2016.

Comment here