ÇeviriCumhuriyet

Atsız’ın Muallim Cevdet’e Dair Bir Hatırası

Bu makaleyi 9 dakikada okuyabilirsiniz
Hazırlayan: Levent Gündüz
Bazı yazıların henüz neşredilmemiş hâli de bize bir şeyler söyler: Muallim Cevdet’in 1935’deki vefatından sonra, Osman Nuri Ergin tarafından yayımlanan Muallim Cevdet (1937, İstanbul) kitabı için Atsız da bir hatırat parçası (509 vd.) kaleme aldı. Buraya Atsız’ın kendi el yazısıyla ilgili makalesini aldım, ancak üzeri çizilmiş ve kitapta yayımlanmayan kısımları da çevirdim, yani bu hâliyle ilk defa okuyacaksınız. Üzeri çizilen, yayımlanmayan kısımlar [B]-[S] işaretlerinin arasında yer alıyor.
MERHUM CEVDET BEY’E AİT HATIRAM
Cevdet Bey’i ilk defa Profesör Zeki Velidi’nin evinde görmüştüm. O zaman kendisi hakkında hiçbir fikrim ve malumatım yoktu. Bende sakin bir adam tesiri bıraktı. Fakat kendisini iyi tanıyanlar onun asabi ve sert olduğunu söyleyorlardı. Cevdet Bey’e asabi ve sert denmesinin, vazifesine karşı titiz olmasından doğduğunu epey sonra anladım.
Cevdet Bey Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki kitapları tasnif komisyonuna reis olduğu zaman Kilisli Rıfat Bey’le aralarında geçen bir hadise bu fikrimi teyit etti. Cevdet Bey, iş başında sigara içmek istemeye gelmiş Rıfat Bey’i bundan men etmiş, kıymetli kitapları, en az bir ihtimalle de olsa, yanmak tehlikesine maruz bırakamayacağını bildirmiş, Kilisli buna itiraz edince aralarında münakaşa olmuştu. Kilisli Rıfat Bey bunu anlattığı zaman herkes bunu Cevdet hocanın asabi ve sert olmasının yeni bir tezahürü diye karşıladı.
1934 yılında açıkta idim. Şimdi tarih kitaplarındaki yanlışları düzeltip ıslahat yapan Maarif Vekaleti, ben o zaman söyledim diye beni inkılaba muhalefetle itham ederek vazifemden çıkarmıştı. 1934’ün galiba nisan ayında, gazetede bir ilan gördüm: Babıali’deki hazine-i evrak tasnif komisyonu bu işten biraz anlayanlar arasında bir müsabaka açıyordu. Bir memur alınacaktı. Ben de müracaat ettim. Komisyon reisi Cevdet Bey’di. Benden evvel müracaat eden sekiz on kişi imtihan edilmişti. Beni de Cevdet hoca imtihan etti. Bu, birçoklarına garip gelecek bir imtihandı. Cevdet hoca adımı, ailemi, menşeimi sormakla işe başladı. Manevi vaziyeti anlamaya ehemmiyet verdiğini seziyordum. Dereden tepeden sualler soruyor gibi idi. Arada bir tarihî malumatımı da yokluyordu. Bunlar bittikten sonra bana eski vesikalardan üç örnek okuttu. Bunlardan birini okudum. Birinde müşkülat çektim. Birini okuyamadım. Nihayet sıra daktilo yazmaya geldi. İmtihanı kazanma şartlarından biri de daktilo ile biraz yazabilmekti. Cevdet hoca bana bir örnek verdi, kendisi de karşıma oturdu. Bu örneğin yazılması epey uzun sürdü.
[B] Ben örneği yazarken Cevdet hoca birdenbire dedi ki: „Şu Köprülüzade ne menfaat düşkünü adamdır!“. Damdan düşer gibi söylenen bu sözün bizim mevzuumuzla ilişikliğini anlayamadığım için yüzüne baktım. Cevdet hoca sordu: „Siz onun talebesi değil misiniz?“ Evet diye cevap verdim. O devam etti:
— „Kendisine ufak bir söz gelmesin diye o en kıymetli talebesinin, dostunun, arkadaşının idbârına göz yumar. Hatta bunu alkışlar. Onun dostluğu başkasının eserini çalıncaya kadardır“.
Köprülüzade’nin, talebesinin yaptığı işlerden lüzumundan fazla istifade ettiğini, kendi ayarında buna dair bir takım rivayetler dolaştığını biliyordum. Ama başkasının eserini çaldığını bilmeyordum. Bu kadarını da ummayordum. Cevdet hocanın yüzüne istifhamkâr baktım, devam etti:
– „Kilisli Rıfat’ı tanırsınız. Memlekete hizmet etmiş, emekdar adamdır. Onun yazısına utanmadan imzasını atmıştır!“.
Kilisli Rıfat’ın yoksulluğunu ve yoksulluk dolayısıyla para mukabilinde Köprülü’ye bir takım istinsahlar yaptığını, öte beri hazırladığını, hatta Yunus Emre Divanı’nı 15 liraya Kilisli Rıfat’ın yazdığını ve Burhan Ümit imzasıyla çıkmasına 15 lira dolayısıyla müsaade ettiğini biliyordum. Fakat kendi yazdığı makaleye başkasının imzasının bedava nasıl müsaade ettiğini anlayamazdım.
Sordum: „Hangi yazısına?“ Cevdet hoca şu cevabı verdi:
– „Bezm ü Rezm makalesini Kilisli yazmıştır. Onu Köprülü’ye verdiği zaman kendisine söyledim; Rıfat Bey bunu verme, Köprülü kendi imzasıyla neşreder dedim. Rıfat Bey inanmadı. Canım, bu kadarı da olur mu diye cevap verdi. Halbuki netice benim haklı olduğumu gösterdi. Makale Köprülü’nün imzasıyla çıktı“. Sordum:
– „Peki nasıl oluyor da Rıfat Bey buna razı oluyor?“
–„Ne yapabilir ki? Muhtaç ve fakir adam. Her şeye razı olmaya mecbur!“ [S]
Konuşmamız uzayıp gidiyordu. Ben bir taraftan yazıyor, bir taraftan da Cevdet Bey’i dinleyordum. Birçok meraklı şeyler anlattı. Nihayet yazı bitti. Cevdet Bey adresimi aldı, düşündü, söyledi:
– „İmtihanı belki kazanamazsınız. Bu sizin değersizliğinizi göstermez. Siz zaten feleğin darbesine dayanmaya alışık olduğunuz için size kazanamazsanız müteessir olmamanız için öğütler verecek değilim. Ancak ileride burada bir münhal memuriyet daha olması muhtemel, o zaman sizi çağırmak için adresinizi alıyorum. Birkaç gün sonra da kapıya kazananın adı asılacak, neticeyi o zaman anlayacaksınız!“.
Kazanamadığımı anlamıştım. Hakikaten birkaç gün sonra kapıya asılan isim benim adım değildi.
Bundan epeyce sonra Gülhane’deki doktor arkadaşlarımdan biri Gülhane Hastahanesi’nde bir tarihçinin tehlikeli bir hastalıktan yattığını bildirdi. Birkaç gün sonra da aynı hastahanenin sessiz ve ateşli bir milliyetçi olduğunu söyledi. Nereden anladın dedim. Konuştukları şeyleri anlattı.
Birkaç gün daha geçti. Bir akşam Doçent Mükrimin Halil bana geldi. Çok üzgündü. Cevdet hoca can çekişiyor dedi. O akşam ondan birçok bahsetti. Cevdet hocanın ilmini ve ahlakını övdü. Ben Cevdet hocanın alim olduğunu biliyordum. Fakat Mükrimin Halil onun derin bir alim olduğunu bana o gece ıspat etti. Ahlakî meziyetlerini de saya saya bitiremedi. Maarif Vekaleti tarafından çıkarılan „Türk Tarih ve Arkeologya Dergisi“nin ikinci sayısında Cevdet Bey’in bir yazısını görmüştüm. Burada Ahmed Tevhid Bey’in yanlış okuduğu bir kitabeyi tashih ediyordu. Ahmed Tevhid Bey gibi bir alimin yanlışını düzeltmek ilminin kuvvetine tanıklık ettiği gibi bu tashihi yaparken kullandığı mütevazı dil de ahlakî meziyetini gösteriyordu.
Birkaç gün sonra ölümünü gazetede okudum. Biz insanlar pek tuhafız. Vazifesinde titizlik gösterenleri ekseriya tenkit ederiz. Cevdet Bey de böyle tenkide uğrayanlardan biridir. [B] Bununla beraber dalkavukların, kalleşlerin, namussuzların övüldüğü bir devirde bunu pek aykırı bulmayorum. [S]

Comment here