Cumhuriyet

Atatürk Dönemi Devletçilik Politikaları

Bu makaleyi 5 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Salih Başar

Atatürk’ün devletçilik anlayışı, bireysel faaliyeti göz önüne alarak, herhangi bir doktrine bağlı kalınmaksızın, o vakit milletin çıkarları gereğince, devletin, bilhassa iktisat olmak üzere her alanda fiilen ilgilenmesi olarak tanımlanabilir.

Devletçilik ilkesine göre devlet, bireysel ekonomik teşebbüse öncelik vermekle birlikte, ekonomik hayatı düzenleme ve kontrol etme görevi ile de mükelleftir. İlke uyarınca, toplum yararına hizmet eden kuruluşların artırılmasına önem verilmeliydi. Aynı zamanda memleket içinde ve dışında asayişi sağlamak, vatandaşların hürriyetini temin ve adaleti tecelli etmek ve diplomatik hamleleri yerinde ve zamanında yapmak gibi devletin öncelikli görevleri de vardır.

Teşvik-i Sanayi’nin kabul edilmesine rağmen, yerli sermaye birikiminin olmayışı, müteşebbis sınıfının yetersizliği, teknik bilgisizlik ve 1929 yılında küresel krize sebebiyet veren Büyük Buhran, Atatürk’ün devletçilik ilkesine yönelmesinde ki en büyük etkenlerdendir.

Atatürk, Devletçilik politikasının dünyada müteşekkil olan sistemlerden farklı olduğunu şu sözlerle de desteklemiştir: “Türkiye’nin uyguladığı Devletçilik sistemi, 19. yüzyıldan beri Sosyalizm teoricilerinin ileri sürdükleri düşüncelerden oluşmuş bir sistem değildir. Türkiye’nin gereksinimlerinden doğmuştur ve Türkiye’ye özgüdür. Bizim izlediğimiz yol, Liberalizmden de başka bir sistemdir.” Atatürk gerçekten, döneminin küresel analizini iyi yapmış ve milletler tarihinden ders mahiyetinde neticeler çıkartmıştı. Bu sebeple devletçilik ilkesi ne kolektivizm ne de liberalizm doktrinine dayanmadan, yalnızca Türkiye’ye özgüydü.

Sistem çerçevesince, o vakit gayrı safi milli hasılasının çoğunluğunu tarımdan elde eden bir devletin çiftçiyi rahatlatacak, müteşebbis alanlarını esnetecek, yabancı sermaye imtiyazına son verecek yerli ve milli adımlar atması gerekiyordu. Mevcut demiryollarının millileştirilmesi ve yeni hatların inşa edilmesi, bankacılık sektörünü millileştirmek ve özel girişimcilere destek sağlamak üzere İş Bankası’nın kurulması(1924), aşar vergisinin kaldırılması (1925), Teşvik-i Sanayi Kanunu çıkarılarak yeni işletmelerin açılması(1927), yerli sanayi ve ticareti korumak üzere yeni gümrük tarifeleri uygulamaya konulması(1929)vs. bu gelişmelere örnek olarak verebiliriz.

Devletçilik kapsamında, sanayileşme doğrultusunda atılan adımlardan bir diğeri de Sümerbank’ın on yedi yeni fabrika kurmasıdır. 1934’te Birinci Beş yıllık sanayi planı yürürlüğe konarak kimya, sanayi, demir, kâğıt ve selüloz, kükürt, süngercilik, pamuk ve mensucat sanayine öncelik verilmiş, ham maddesi ülke içinde bulunan yatırımlar yapılarak dışarıya döviz gitmesi önlenmeye ve vatan içerisinde ki mahsulleri kıymetlendirmeye yönelik çalışılmıştır.

Uzun yılların ihmallerine ve 12 yıllık savaşın yıkımlarını bir an evvel gidermek isteyen devletin hedefi sanayileşmeyi hızlandırmak, tarım üretimini arttırmak, ulaşımı ülke sathına yaymak ve bankacılık sistemini modernleştirmektir. Böylelikle toplumun refah düzeyi yükseltilmeye çalışılmış ve mümkün olduğunca fazla insanın bu refahtan yararlanması amaçlanmıştır.

Devletçiliğin siyasi sahada olanına işaret edecek olursak; kadim Türk düşüncesine dayanır ve bu esas “Devleti ilelebet yaşatmak. ”tır. Fertler ve cemiyetler devletin varlığını muhafaza, her alanda devamlılığını ve otoritesini korumak için çalışmalıdır. Devletin varlığını muhafaza etmek, devamlılığını ve otoritesini sağlamak ilk hedeftir. Günümüz liberal demokrasi düşüncesinin aksine, halkın temel değerlerinin korunması ve devam ettirilmesinin, binaenaleyh refah, mutluluk ve huzurunun ancak devlet sayesinde sağlanabileceği düşüncesine sahiptir.

 

Kaynakça:

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi, Yargı Yayınevi

Medeni Bilgiler, Mustafa Kemal Atatürk

Comment here