Çeviri

“Etnik Yapı ve Kimiği Tanımlamak- Kuzeyli Göçebelerin Kuzey ve Güney Hanedanları Dönemindeki Budizm Himayeciliği” Makalesinden Seçme İfadeler

Bu makaleyi 11 dakikada okuyabilirsiniz

Çeviren: Umut Köse

Giriş:

Türk tarihinin çok geniş olması sürekli vurgulanır. Doğrudur, Türk tarihi çok geniştir ancak Türk Tarihinde bir yığılma söz konusudur. Örneğin Hun tarihi çalışırken, Mete ve Çi-Çi dönemleri esas mesele olarak düşünülür. Ancak Hun Tarihi Mete ve Çiçi’den ibaret olmamakla beraber de oldukça geniş bir zaman dilimini ve coğrafyaları kapsamaktadır.  Bir diğer mesele ise Güney Hunlarının ve Moğol kökenli toplulukların Çin’e göçü ve Çin tarihinde getirmiş oldukları Budizm’dir. Bu meseleye daha önce Türkiye’de İslamiyet Öncesi Türk Tarihçiliğinin öncüsü olan Bahaeddin Ögel tarafından, Büyük Hun İmparatorluğu Tarihinin 2.Cildinde değinilmiştir. Fakat, Türkiye’de 2.yüzyılda başlayan(bknz Güney Hunları) ve 4. Yüzyıllarda daha belirgin hale gelip, Çin tarihini şekillendiren göç hareketleri, gerek aldığımız eğitimdeki derslerde, gerekse kişisel ilgisizlikler nedeniyle Hunlardan sonraki 400 yılın görmezden gelinip direkt Göktürklere geçilmesi MS 3.- MS 6.yüzyıllar arasının pek de fazla önemsenen bir yüzyıllar süreci olmadığını göstermektedir. Ben de bu ve buna benzer nedenlerle, Nicolo Di Cosmo ve Don J.Wyatt’ın hazırlayıcığında çıkan Political Frontiers, Ethnic Boundaries and Human Geographies in Chinese History ( Çin Tarihinde, İnsan Coğrafyası ve Politik, Etnik Sınırlar, Routledge Curzon, 2003, New York/London) adlı 12 farklı akademisyenin Çin coğrafyasındaki insanların kimliklerinin ve kültürlerinin tarihini incelediği bu eserde, Çin’deki göçebeler ve Budizm üzerine makale yazan Dorothy C.Wong’un değindiği temel noktaları Türkçe’ye kazandırmak istedim.

Wong,  Çin tarihinin en önemli parçalarından biri olan Han Hanedanının yıkılışından (MS 220), 6.yüzyıla kadar Çin’e yerleşen Budizm’i ve Budizm’in göçebe hanelerce (Hun kökenli, Moğol kökenli, Tibet kökenli) desteğini, desteğinin gerekçelerini ve sonuçlarını 39 sayfalık bir makalede değerlendirmiştir.

Maddeler:

 

1-Çin’de 400 yıllık Han hanedanının sonu geldikten sonra (220 ms), Çin’in kuzeyinden ve batısındaki bölgelerden göçebe kabileler Çin’in iç bölgelerine doğru ilerlemeye başladı. Tahminlere göre, dördüncü ve altıncı yüzyıllar arasında kuzey Çin’e bozkırlardan on milyon insan yerleşti. Bu büyük göçün yol açtığı durum, bir kaos ve toplumsal parçalanmaya yol açtı. Göçebe topluluklar Çin’in kuzeyinde çok sayıda kısa ömürlü, küçük krallık kurarken, Çinlileri yerlerinden ettikleri için Çinliler güneye göç etti ve Jiankang (Nanjing) merkezli hanedan yönetimi kurdular.

2-Göçebeler ve tarımcı Çinliler arasındaki etkileşimler, karşılıklı uyum ve dönüşümün yanı sıra çatışma ve çatışmaları da içeriyordu. Yine de göçebeler ile tarımcı Çinlilerin kaynaşmasından, Çin’i 350 yıl sonra birleştirmiş Sui (589-618) ve Çin tarihinin Altın yapraklarından sayılan Tang (618-907) imparatorlukları kurulmuştur. Bu süreç daha sonra, farklı şekillerde, Çinli olmayan gruplarca Liao (947-1125), Jin (1125-1234), Yuan (1279-1368) ve Qing (1644–1911) hanedanları kurulduğunda tekrarlandı.

3-Antik çağlardan beri Çinliler, kuzey-güney eksenine göre şehirler, saraylar ve mezarlar inşa etmişlerdir.

4-Rou-Ranlar(Juan Juan), Türk kökenli bir bozkır halkıdır.

5-Budizmin yayılması başlangıçta ticaret yolları ve bu yollar üzerindeki kasaba ve şehirlerle sınırlıydı.

6-Budizmin Çin’deki başarısı, Budist doktrinin ilgi çekiciliğinden ve Çinlilerin özellikle de eğitimli olan zümrenin Budizm’i desteklemesiyle alakalıdır.  Yine de göçebelerin Budizm’in yayılmasında oynadığı önemli rol hafife alınamaz.

7-Çoğu göçebe hükümdar Budizm’i alternatif bir kültürel politika olarak benimsemiştir. Bununla beraber Budist rahipleri güvenilir bakan ve danışmanları olarak kullanmayı tercih ettiler. Hükümdarlar fethettiği Çinlilerden farklı bir kültürel kimlik yaratmakla birlikte devletlerinin gücünü pekiştirmek istemişlerdir.

8-Chang’an, 317’de Hunlarca düştükten sonra, diğer göçebe halklar bölgeye taşınmaya başladı ve stratejik yerleri işgal etti. Tibetli Di ve Qiang grupları, Eski Qin Hanedanı merkezli merkezi Changan olan kısa ömürlü krallıklar kurdu. Göçebe krallıkların destekleri altında Chang’an, dördüncü yüzyılın sonlarından beşinci yüzyılın başlarına kadar önemli bir Budist merkezi olarak gelişti ve Çin’in ilk Budist imgeleri bu bölgeyle ilişkilendirildi.

9-Beşinci yüzyılın başlarında, üç bölge Çin’in kuzeyinde Budizm ve Budist sanat merkezi olarak ortaya çıkmıştı: Hebei / Shanxi, Guanzhong ovasında olan Changan ve Gansu’daki Liangzhou / Dunhuang.  Her üç merkez de bu bölgelerde hakimiyet kurmuş göçebe krallıklardan doğrudan veyahut dolaylı olarak destek almıştır.

10-418’de bir Hun kökenli bir grupça tarafından kurulan Daxia krallığı (407–31), Chang’an’ı yağmalayarak aldı ve Budist topluluğunun başkentte dağılmasına yol açtı; birçok rahip Pingcheng’e kuzeye gitti veya diğer Budist merkezlere katıldı. Bu bölgede yapılan 446 tarihli bir katliam daha bulunur ve bu Changan’daki Budizm’e bir darbe daha vurmuştur.

11-Altıncı yüzyıla gelindiğinde Budizm kuzey Çin’de yaygındı. Kuzeyde hayatta kalmış çok sayıda Budist sanat eseri, dini duyguların ne kadar yaygın olduğunu kanıtlar niteliktedir.

12-Altıncı yüzyılda, Budizm, göçebelerde olduğu kadar Han Çinlilerinde de yaygınlaşmıştır.

13–Çin Budist sanat eserlerinin ilk evresi Hint Budist sanatını andırmaktadır. Dördüncü yüzyıl ve beşinci yüzyılın ilk yarısı, Çin Budist sanatının ilk aşamasını kapsar. Budist sanat eserlerinin Çin’deki yerel üretimi, nispeten az kalmıştır.

14-Budist kadın bağışçıların erkeklerle eşit olması ve kadın gruplarının belirgin varlığı, göçebe kadınların kamusal dini faaliyetlere katılma özgürlüğünü göstermektedir.

15-Eski Hint Budist sanat eserleri farklı şekil ve gruplaşma türlerini tasvir eder, ancak buna rağmen gruplar tasvirlerde serbestçe birleşebilirler ve hiçbir zaman belirli bir kaideye uymak gibi bir zorakilik bulunmuyordu. Çin’de ise resmi bir düzenlemeyle erkek lehine bir hiyerarşi getirilmiş gibi görünüyor.

16- Tabgaçların İmparatorun Xiaowen’in (MS. 471–99) 494’te Çin’in merkezindeki Pingcheng’den Luoyang’a taşınması, hanedanın kültürel değişikliklerinde belirleyici bir olaydı. bir yıl sonra, Çin kıyafetinin, dilinin, kostümünün, ritüellerinin ve kurumlarının kabul edilmesini gerektiren bir dizi Çinlileştirme reformu başlatmak için bir tebliğ yayınladı.  Artık, Luoyang’da bulunan Kuzey Wei yönetiminin ikinci aşması ve 494 ila 534 arasında süren, bu nedenle güçlü bir Çinlileşme eğilimi söz konusudur ve Geleneksel Çin kültürüyle daha yakın temas, Çin’in yerli uygulamaların yeniden canlanmasına yol açmıştır.

17-Çin dilini, kıyafetini ve diğer geleneklerini benimseyen göçebeler etnik kimliklerini kaybetmeye başladılar, ancak sınır bölgelerinden gelen garnizondaki askerlerinin isyanı ve Batı Wei ve Kuzey Zhou’nun hareketleri bazı yerlerde Çinlileştirme politikalarını tersine çevrilmesine yol açmıştır.

18- Sonuç olarak, Göçebelerin orduya, katı statü hiyerarşisine ve başlangıçta kadınlar için daha büyük bir kamu rolüne vurguları, Çin toplumunda silinmez izler bırakan ayırt edici özelliklerdi ve bu özellikler rollerini Budist sanatının himayecisi olarak nitelendirdi.

Sonuç:

Görüldüğü gibi Dorothy C.Wong’un değindiği noktalar,  İç Asya’da Hun, Çin’de ise Han çağının sonrasındaki Budizm’in yayılışının sebeplerini ve sonuçlarını anlamak bakımından önemlidir. Türkiye’deki İslam Öncesi derslerimizde neden Hunlardan Göktürklere geçilmemesi (yani 300 senenin niçin görmezden gelinmemesi) gerektiğini gösteren bir makaledir. Bir diğer unsur, makalede Ruan-Ruan’ları Türk kökenli bir bozkır kabilesi olarak vurgulaması olmuştur. Ruan-Ruan kavmi için, Wuhuan, Sienbi ve Tabgaçlar’da gördüğümüz üzere, genel görüş Moğol kökenli bir kavim olduğudur (bknz: Klyaştornıy, Beckwith, Golden vb.)  Wong ise, bu görüşleri makaleden öğrendiğimiz kadarıyla en azından Ruan Ruan’lar için reddetmiştir.

 

Kaynak

DOROTHY C.WONG- ETHNICITY AND IDENTITY Northern nomads as Buddhist art patrons during the period of Northern and Southern dynasties

Comment here