Biyografi

Ord. Prof. İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI

Bu makaleyi 12 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Mehmet Eren Gür

İsmail Hakkı Uzunçarşılı 23 Ağustos 1888’de alaturka saat 11’de İstanbul’un Eyüp semtinde Acıçeşme Sokağında sekiz numaralı kendi evlerinde doğdu. Babası ticaretle uğraşan Mehmet Latif Efendi, annesi Ratibe Hanım’dır.

Uzunçarşılı, ilk eğitimini Nişancı Mahalle Mektebi’nde sonrasında ise Eyüp Bahariye’de İplikhane Mektebi’nde bitirdi. Eğitimine Soğukçeşme Askeri Rüştiye’siyle devam etti ancak buradan iki yıl sonra naklini aldırıp Bayezid Merkez Rüştiye’sine kaydoldu. Burayı bitirdikten sonra 1904 tarihinde Mercan İdadisi’ne kaydoldu.

Lise öğrencisiyken lisenin müdürü meşhur Hüseyin Cahit Bey’di ama siyasete atıldıktan sonra okul müdürlüğüne tarihçi Ali Reşat Bey geçmiştir. Uzunçarşılı bu günlerini şöyle kaleme almış: “Benim liseye kaydolunduğum tarihte Müdür Ali Rıza Bey isminde bir zat idi. Onun bir müddet sonra vefatı sebebiyle Abdi Bey adında bir müdür tayin edildi ise de çok durmadan ayrıldı ve yerine Vefa Lisesi müdür muavini Hüseyin Cahid Bey geldi. 1908, İkinci Meşrutiyet ilanına kadar müdürlükte kaldı. Mektebi disiplini mükemmeldi. Derse ikişer ikişer girilir ve öyle çıkılırdı. Teneffüs serbestti. Teneffüste isteyen talebe sigara içebilirdi. Çeşitli ayak oyunları oynanır, türküler söylenir, düdük çalınca her şey biter, sınıflar ikişer olarak sıraya girer, ser mubassırın işaretiyle sırayla hareket edilerek sınıflara girilirdi.

İdadideki hocalarından edebiyat ve tarih sevgisi alan Uzunçarşılı liseyi bitirir bitirmez Darülfünun’un edebiyat şubesine kaydoldu. Eyüp’teki evinden her gün yürüyerek Darülfünun’a gelip babasının verdiği ulaşım parasını da kitaba yatırması kitap aşkının en büyük örneklerindendir. Bu tarihte İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın hocalarından bazıları Mehmed Akif, İzmirli Ahmed Hikmet, Abdurrahman Eşref, Ali Ekrem Hamdullah Suphi ve Ahmet Mithat Efendi, İsmail Hakkı İzmirli, Şehbenderzade Hilmi Bey’dir. Fakültenin üçüncü sınıfına geldiğinde hocalarından şevkle “Bir gün ben de kürsüye çıkıp ders anlatacağım” idealiyle çalışmaya başladı. “Darülfünun’da sınıf geçtikçe, idadideki muallim olup kürsüye çıkma arzusu gönlümde ateşli olarak devam ediyordu. Her sınıf atlamada hedefime ulaşmış olduğumdan dolayı seviniyordum. Tahsilimi tamamladıktan sonra tarih ve felsefe hocamız merhum Ahmet Mithat Efendi bize konferans vermişti:” Siz şimdi hoca olacaksınız, fakat daha işin başındasınız bir şey oldum sanmayınız. Şunu bilin ki sizden sonra gelenler sizleri geçer. Onların sizi geçmemesi için mütemadiyen çalışıp ilerlemeniz lazımdır. Size hocanız olarak nasihatim budur” demişti”. İşte bu nasihatı ömrünün sonuna kadar yerine getirmeye çalışmış ve zannımca da onu geçen halen olamamıştır.

Mezun olunca anne ve babasının da rızasını alarak Maarif Vekaleti’ne başvurdu ve 1912’de Kütahya İdadisi’ne aylık 600 kuruş maaşla atandı. Burada felsefe ve tarih dersleri verdi. Bununla birlikte şehrin yerel tarihiyle alakalı çalışmalar yaptı. Kütahya’dayken “Kütahya Şehri” adındaki çalışmasıyla daha sonra fahri hemşehrilik unvanını aldı. Aynı zamanda da görev yaptığı yerlerdeki kitabeleri de çevirmiştir.

İşte bu yıllarda 1. Dünya Savaşı bitmek üzereydi ve maalesef savaşın etkileriAnadolu’dan da gözükmekteydi.  30 Temmuz 1921’de Kütahya’nın işgali üzerine Eskişehir üzerinden Ankara’ya giden Uzunçarşılı bu andan itibaren Millî Mücadelenin yanında Kuvayı Seyyare’de raportör olarak görev aldı.

Görevi gereği, Ankara’dan Trabzon’a geçmek üzere emir aldı. Önce karayoluyla Kastamonu’ya, ardından denizyolunu kullanarak Trabzon’a geçecekti. Ama Vali Refet Bey’in isteği üzerine Kastamonu’dan ayrılmayarak Kastamonu İdadisi’nde göreve başladı. Kendi deyimiyle muallimliğin yanında muharrirlik de yaptı. Şehirde çıkan Açıksöz gazetesinde ilk yazısı Râtib Ebubekir Efendi olup bu yazıların umumisi Kastamonulu tarihi kişilikler ve seyahat notlarıdır. Açıksöz gazetesinin yayın kurulunu oluşturan diğer üyelerden bazıları, İsmail Habib, Abdülahat Nuri ve Hasan Fehmi’dir. Açıksöz’de 69 makale yazdı. Ayrıca aynı gazetede “Hezardinar” ve “Savcı” mahlasıyla şiirler yazan Uzunçarşılı, Doğu adında bir dergi de çıkarttı. Bu dergi sadece sekiz sayı yayımlandı. 1922 yılında Kastamonu İlim Derneği’ni kurdu.

Millî Mücadelenin bitiminin ardından Balıkesir Lisesi’nde görevlendirilen Uzunçarşılı, bir müddet sonra Balıkesir İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne atandı. Bu sırada, soyu Çandarlı Vezir Ailesi soyuna dayanan Emine Safiye Hanım ile evlendi.

 

Kütahya ve Kastamonu’da olduğu gibi Balıkesir’de de tarihi çalışmalarını sürdürdü. Bu çalışmalar doğrultusunda Balıkesir ile alakalı Karesi Lisesi Salnamesi, Karesi Meşahiri ve Karesi Vilayet Tarihçesini yazdı.

1925 yılında Maarif Vekaleti İlköğretim Umum Müdürlüğüne atanarak Ankara’ya gelen Uzunçarşılı 1927 yılındaki mebus seçimlerinde Atatürk’ün isteği üzerine Balıkesir Mebusu olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi

Uzunçarşılı’nın buradan başlayarak Demokrat Parti dönemine kadar bir siyasi hayatı gözükmektedir; ancak, O, siyasi kişiliğini pek kullanmamış vaktinin çoğunu TBMM kütüphanesinde geçirmiştir. Hatta Atatürk, Uzunçarşılı’yı Meclis binasında görünce “Hocam, siz burada ne arıyorsunuz, buradaki işleri biz yaparız, siz ilminize devam ediniz” dermiş. Mebusluk maaşı sayesinde, Uzunçarşılı ailesini geçindirme kaygısı olmadan çalışmalarını daha iyi sürdürebilmiştir.Bunu Atatürk’e borçlu olduğunu da hiç unutmamıştır.

Uzunçarşılı, Atatürk’ün Çankaya Köşkündeki meşhur sofralarının müdavimi sayılabilir. Yusuf Hikmet Bayur’dan dinlediğimize göre tarih konuşmayı çok seven Atatürk lafa başlarken ortaya bir yem atar alimlerin tartışmasını istermiş sonrasında kendi fikrini söyleyince çoğu tarihçi Paşa’ya yaranmak için önceki fikrinden dönmeye çalışırmış ama rahmetli Uzunçarşılı fikrini hala savunurmuş. Belki de Atatürk’ün onu sevme sebeplerinden biri de işte bu açık sözlülüğüdür.

Türk Tarih Kurumunun açıldığı zamandan vefat edene kadar hasta dahi olsa, muhakkak genel kurula gelir ve Anıtkabir’i, ziyaret etmeyi ihmal etmez, “Burası benim Kâbem” derdi. Atatürk’e bu kadar içten bağlıydı. 1931’de hocası Hamdullah Suphi Bey’in önerisiyle girdiği Türk Tarih Kurumu’nda vefat edene kadar dur durak bilmeden çalışmıştır.

Mebusluk göreviyle beraber yine Atatürk’ün isteğiyle Darülfünun’da derslere giren Uzunçarşılı, Anadolu Selçukluları, Anadolu Beylikleri ve Kanuni Döneminin Sonuna Kadar Osmanlı Tarihi derslerini vermekteydi. Dil Tarih Coğrafya Fakültesinin kurulmasıyla her ayın iki haftasını burada iki haftasını da Darülfünun’da geçirmiştir. 1939 yılına kadar öğretim üyeliği ile mebusluğu bir arada yürüten Uzunçarşılı, dönemin Maarif Vekili Hasan Ali Yücel’in yayınladığı genelge üzerine birini seçmek durumunda kalarak maaşından mütevelli mebusluğu seçmiş ve 1950 seçimlerine kadar Balıkesir mebusu olarak kalmıştır. Arşivdeki çalışmalarını ise bırakmamıştır.

1950’lerde Arşiv Genel Müdürlüğü’ne yeni müdür olarak Halil Demircioğlu’nun atanmasıyla arşiv çalışmaları aksamıştır. Bu yıllardan sonra Uzunçarşılı, çalışmalarının çoğunu Topkapı Sarayı Arşivi’nde devam ettirmiştir. Bu arşivin yeniden düzenlenmesi için ömrünün tamamını neredeyse burada harcamıştır. Mikrofilm ve fotokopinin olmadığı zamanlarda tabiri caizse iğneyle kuyu kazar gibi çalışmıştır.

1950’den itibaren İstanbul’a kesin olarak yerleşen Uzunçarşılı vefatına kadar İstanbul’da arşivle hemhal olup sürekli yazmıştır. Rahmetlinin bu durumundan şikayetçi olan Safiye Hanım, sürekli yazmasının sebebini sorduğunda eşine “Ben bir kapının kilidini açıyorum bunun arkası gelecek” dermiş. İstanbul Üniversitesi’nin Ortaçağ Kürsüsünde aynı zamanda ders vermeye başlayan Uzunçarşılı, konferanslar dizisi şeklinde Osmanlı Tarihi ve Anadolu Beylikleri derslerini vermiştir.

90’lı yaşlarına yaklaştığı halde arşivde çalışmaktan vazgeçmemiştir. 89 yaşındayken 10 Ekim 1977 tarihinde yine her zamanki gibi arşive gelmiş “Ehl-i Hiref Defterleri” adlı son makalesini yazıp TTK’ya postalanmak üzere görevlilere teslim ettikten sonra Saray’dan çıkarken rahatsızlanmıştır. Oğlu Oktay Uzunçarşılı Beyefendi onu hastaneye yetiştiremeden maalesef Samatya’daki Sosyal Sigortalar Hastahanesi’nin kapısında Ord. Prof. İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI vefat etmiştir. Bugün Edirnekapı Şehitliğinde yatmaktadır.

İsmail Hakkı Uzunçarşılı tüm bu ilmi kimliğinin yanı sıra fevkalade nüktedan, hayata bağlı ve çocukları seven biriydi. Günün hepsini çalışarak geçirirdi. Mutlaka güneşin doğuşunu bir kahve ve sigara eşliğinde izlerdi. Her öğle ve akşam yemeğinden sonra bir kahve mutlaka içerdi ve kendisine kahveyi en gencin sunmasını isterdi. Kahveyi alırken “Ehl-i keyfin keyfini ne tazeler? Taze elden taze pişmiş taze kahve tazeler” derdi.

Uzunçarşılı gerek yetiştirdiği öğrencileriyle gerek yaptığı çalışmalarla kendini kanıtlayan biridir. Bizim yapmamız gerekense tıpkı onunki gibi bir misyon edinip sürekli çalışmaktan başka bir şey olmamalıdır.

 

KAYNAKÇA

Cumhuriyete Kanat Gerenler/ İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI

Portreler Galerisi/ İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI

TDV İslam Ansiklopedisi/ İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI Maddesi

Yasemin VURAL ÇAKMAK, İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın Açıksöz Gazetesindeki Makaleleri (1921-1922)

19.11.2019 Dumlupınar Gazetesi, Metin TÜRKTÜZÜN, İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI

17.02.2020 Kastamonu Gazetesi, Mustafa ESKİ, İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI

16.04.2003 Hürriyet Gazetesi, Haşim ŞAHİN, Hayatını Osmanlı Tarihi’ne Vakfetti ve O Yolda Öldü…

15.11.1977 Cumhuriyet Gazetesi, Uluğ İĞDEMİR, Uzunçarşılı’yı Yitirdik

23.05.1999 Hürriyet Gazetesi, Murat, BARDAKÇI, Kalbi Arşivde Duran Tarihçi

Ord. Prof. İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI’ya Armağan

 

 

Comment here