Biyografi

Ayın Işığını Sarıp Güllere Sana Veda Edesim Gelir: Emine Işınsu

Bu makaleyi 10 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Özge Nur Ünal

Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz, “bize bütün insanların dertlerini özü yüreğinde duymayı öğreten” gençlerin Emine Abla’sı hatırına “Ahde vefa imandandır!”

Emine Işınsu, Cumhuriyet dönemi Türk Edebiyatı’nın önemli simalarından Halide Nusret Zorlutuna’nın “ışın kızı” olarak 17 Mayıs 1938’de Kars’ta dünyaya gelir. Anne babasının memuriyeti sebebiyle Anadolu’nun birçok yerinde bulunmuştur.

Türk Milliyetçisi olmaktan her zaman gurur duyan ve bunu her fırsatta dile getiren Emine Işınsu, yazdıklarıyla yaşananlara tarih düşmüştür. Mücadelesi Türk Milletini ilgilendiren her konuda yazmak olan Işınsu’nun kaybıyla Türk Edebiyatı’nın milli meseleleri öksüz kalmıştır.

Şahsını sadece romanlarıyla ele almak haksızlık olacaktır. Çıkardığı Töre dergisiyle dönemin fikir insanlarını bir araya getiren dergiyi çıkardı. Dergi daha sonra Ayşe ismiyle varlığını sürdürdü. Eşi İskender Öksüz Beyefendi “Hiç roman yazmasaydı Töre ile tanınırdı.” der. Dergilerde milliyetçilik fikri, iç dış siyasetle ilgili mevzular, Türkiye dışında yaşayan Türkleri konu alır.

Edebi kişiliği içinde bulunduğu muhit ve yetiştiği aile şartları içerisinde zenginleşen Işınsu, hem başlayıp yarım bıraktığı okullar hem de aileden gelen gelenekselcilikle Türk kültürünün ve Türk toplumunun sorunlarına hakimdir. Annesinin henüz küçük yaşlardayken evde söylediği şiirler edibe bir hanımın edibe bir hanım yetiştirirken “Her başarılı bir kadının arkasında başarılı bir kadın vardır” ifadesinin delilidir. Eserlerini kaleme alırken İslam ve Türk kültüründen beslenmiş, Türk mutasavvıflarını da göz ardı etmemiştir. Milliyetçi ve İslamiyet temelli düşüncesini eserlere sindirmiştir. “Yazmak yaşamın gayesi” diyen yazar “Benim romanlarım bu nedenle kurgulanmış roman değil, gerçek romanlardır. Dolayısıyla karakterleri de gerçek kişilerdir… kalemim ile hayatım iç içedir, dolayısıyla roman anlayışım da gerçekçidir.[1]” der. Romanlarının özgün üslubu ve kurgusu okuyucularını sayfaların arasına hapsetmiş ve yaşanılanların gerçek olduğuna kani olmalarına müthiş derecede etki etmiştir.

Tasavvuf, tarih, milli meseleler ve kadınlar eserlerinin konularıdır. Sanat anlayışını temellendiren gerçeklik algısı ve yaşananlardır. Zaman; geçmiş ya da şimdiki zaman, dil; akıcı ve anlaşılır günümüz Türkçesi, Osmanlı Türkçesi. Üslup; ilgiyi ve merakı canlı tutacak deyim, atasözleriyle örülü halkın konuştuğu Türkçeden terkip edilmiş ince halk söyleyişleri: “Yunus’ça söyleyebilirsem; beni sorgulayabilecek olan bir ben vardır, benden içeri…”

 “Hani Veysel’ce dersek iki kağılı bir handa, yola düşmüş gidiyoruz[.]”

“-Sonra, demek ki lâyığım, diye hüküm veriyorum, ee bunca saçı değirmende ağartmadık, değil mi efendim, vatan bilet çocukların eğitimine harcadık kendimizi, eserlerim var, kaç yıldır yaptığım Bölüm Başkanlığı, değil mi, idareciyim ben, değil mi, söylesene Galip.”

“Sancı” romanıyla ideolojik çatışmaları, aydınların bu olaylar karşısındaki “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” tavrını, dönemin buhran dolu günlerini, “Azap Toprakları”yla Batı Trakya Türklerinin “yerle gök arasında” kimliklerinin unutturulma çabasını ve milli sınırlar dışında kalan soydaşlarımızın sesini, güçlü ve gururlu kadın tipi Nazlı ile “Söğütler gibi ince, kavaklar gibi dik Nazlı, mağrur Nazlı!” “Çiçekler Büyür” romanıyla kaya gibi güçlü akçabardak kadar narin kadınların aşkını toprağa gömüp; “Bedenler, beyinler ve sevdalar bu toprağa gübre olabilir ama her yıl çiçekler yeniden büyür” inancını, “Atlıkarınca” ile üniversite ve akademik hayattaki muhitin kıskanç tutumlarını, göz ardı edilen kutsal değerleri ele alır. Olayları sosyal zemin üzere değerlendiren yazar alt-üst tabaka kişilerini de eserlerinde verir. Samimiyeti romanlarının temel unsuru saydığından gerçekten uzak, şüpheye düşüren konular yoktur. Tanzimat’ta Ahmet Mithat Efendi ve Hüseyin Rahmi’nin yaptığı halk için hikâye anlatma geleneğini Cumhuriyet sonrası Çağdaş Türk Edebiyatı’nda Emine Işınsu üstlenmiştir.  Romanlarında basit bir söyleyişten ziyade psikolojik tahlillere de önem vermiştir. Olayları kahramanların penceresinden, karakterlerin gözüyle sunar: “Türkiye siyasal tarihinin panoramasını bireyin iç dünyasına odaklanarak eserlerinde görünür kılar. (Aytaç 2008: 1178)[2]

Emine Işınsu, Türkleri özünden ve özgürlüğünden etmek olan her toplum ve birey ile romanlarında oluşturduğu karakterler üzerinden mücadele etmiştir. Bir röportajında tutsaklık konusunu neden seçmiş olduğuna dair yöneltilen soruya dedesinden dinlediği tutsaklık hikayelerinden etkilenmiş olmasına ve annesinin onu çok sıkı bir disiplinle yetiştirmesine bağlar.

Türk halkının hikayesini anlatan yazar, anlattıklarını zaman-mekân- üslup bağlamından koparmadan; halk ananeleri ve gelenekleriyle de zenginleştirmiştir. Eserlerinin konusu halk ve halkın sorunları olduğundan Işınsu’yu örf ve törelerden ayrı ele almak mümkün değildir.  Üslubunda yer yer Dede Korkut izleri: “Kadir Tanrı seni namerde muhtaç eylemesin.” ‟Yüce Allah cümlemize hayırlı akıllar, hayırlı aşk versin.”  Duaların karşılığı olarak beddular: “Dilerim Allahtan yaran hep kanasın” ‟Ey Toprak, yine kaç kurban istersin, kahrol emi…” sözleriyle Allah’tan kötülüleri cezalandırmasını istemiştir. Sadece dram konulu eserler kaleme almayan yazar Tekke- Tasavvuf Edebiyatına da hizmet etmiş; Yunus Emre, Hacı Bektaş, Niyazi Mısrî konulu eserler kaleme almıştır:

“Noldu bu gönlüm noldu bu gönlüm

Derd ü gamınla doldu bu gönlüm

Yandı bu gönlüm yandı bu gönlüm

Yanmada derman buldu bu gönlüm”

“Hacı Bektaş, önüne gelen mesele İslâmiyet’le ilgiliyse, karşısındakini ikna edebilmek için uğraşır, yok dünya ile alakalıysa fazla itiraz etmez, bunun bir “kader” olayı olduğuna inanır[.]”*[3] Hacı Bektaş isimli bu eser Bektaşilik ve biyografi türünde kaleme alınmıştır.

Siyaset ve tasavvuf gibi birbirinden uzak iki konuda yazabilen Işınsu, kabiliyetinin nereden geldiğini anlatırken insanı ve Türk halkını ilgilendiren her şeyi bağrına basıp yazabildiğini söyler. Sancı romanında bizi toplumun hakiki manada sancıyla kıvrandığı siyasi ve ideolojik çatışmaların yaşandığı döneme getirirken Bukağı romanında tasavvufun yaşanmadan öğrenilemeyeceği ancak romanlarla bunu başarabilmeyi arzuladığını gösterir. Niyazi Mısrî’nin hayatını anlatan biyografik eser Osmanlı döneminden de kesitler sunar. Romanlarını kurgularken “kabaca” çerçeveler koyar. Romanda karakterler olayları alır götürür. Bir röportajında eşi “Romanın nasıl biteceği de kabaca bellidir ama bakın hep “kabaca” diyorum. Romanı romancı değil, onun can verdiği karakterler yazar sanki. Çok öne çıkan bir örnek vereyim: Çiçekler Büyür, büyük bir gürültüyle başlar. Okuyucu bu gürültünün İlay’ın sevgilisini öldürmek için ateşlediği tabancadan çıktığını ancak romanın sonunda öğrenir.” der.

Milliyetçi destan yazarımız fikir mücadelesini, sanat ile yüceltmiş yolumuzu ismi gibi ışıklarla açmıştır. Yurt ve millet sevgisini aşılayan, oluşturduğu şuurlu ve bilinçli karakterler ile nesiller yetiştirmede ulaştırmak istediği mesajları somutlaştırmıştır. Altı çizili her satırda hatıranı ve mücadeleni yaşatmaya devam edeceğiz… Vefamız boynumuzun borcu olsun.

Kaynaklar:

  • EMİNE IŞINSU ROMANLARI ÜZERİNE BİR İNCELEME (1980-2013): Mehmet Akif ÇETİN
  • EMİNE IŞINSU’NUN ROMANLARINDA HALK KÜLTÜRÜ VE HALK BİLİMİ UNSURLARI
  • TÜRK EDEBİYATI İSİMLER SÖZLÜĞÜ
  • EMİNE IŞINSU HAYATI- ŞAHSİYETİ- SANATI- FİKİRLERİ: AHMET KÖKDEMİR

[1]EMİNE IŞINSU’NUN ROMANLARINDA HALK KÜLTÜRÜ VE HALK BİLİMİ UNSURLARI: ABDULHAMİT TOPRAK

[2] Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü

[3] EMİNE IŞINSU ROMANLARI ÜZERİNE BİR İNCELEME (1980-2013): Mehmet Akif ÇETİN

Comment here