Atsız Ve Osmanlı

Efendim, bu dönemin Türkçüleri ve Türkçülüğü ilginç bir istikamette yol almaktadır. Türk milliyetçiliği fikri, bundan 30 yıl öncesinin Türk milliyetçileriyle fikir bağlarını kopararak Kemalizm doğrultusunda, bilerek veya bilmeyerek, hareket etmektedir. Bunun birçok sebebi var, bununla ilgili derin bir araştırma yapılmalı diye düşünüyoruz. Biz bu eğilimde internetin büyük pay sahibi olduğunu düşünmekteyiz. Çünkü gerekli-gereksiz her şeyin sosyal ağlar sayesinde yazılması sağlanmış ve özellikle de genç yaşlarımızdaki Ülküdaşlarımızın kafasını bulandırma yolunda başarılı olunmuştur. İnternetin olmadığı dönemlerde bu tipler ne kadar çok olursa olsun, hem davamızın kalem ehli tarafından cemiyet dışı bırakılarak hem de ‘’bizim’’ dediğimiz dergilerde yazma fırsatı verilmeyerek bu çarpık fikirlerin Türk milliyetçileri arasında yaygınlaşması engelleniyordu. Bugün fikir karmaşası yaşayan gençlerimiz Kemalizm ideolojisini gerçek Türkçülük, laikliğin Türkçülüğün ayrılmaz bir parçası, şamanizmi ise Türklüğün dini sanmaktadır. Yalnızca bunlar da değil, Türk milliyetçiliği davasının dün hiçbir şekilde içinde yer almayacak nice ilke, yukarıda saydığımız nedenlerden dolayı bugün bazı kesimler tarafından davamızın rüknü sayılmaktadır. Evet, yukarıda bahsini açtığımız veya açamadığımız konulara birçok örnek verebiliriz, ki bunları ayrı bir makalede değerlendirerek bu görüşlerin hiçbir vakit Türk milliyetçileri arasında yer almadığını orta koymak gerektiği kanısındayız. İşte biz bu yanlış tutumlardan birisine bu makalemizde yer vermeye çalışacağız. Başlıktan da anladığınız gibi bu tutum: Osmanlı muarızlığı. Osmanlı karşıtlığının sebeplerinin neler olduğunu tespit edecek olursak şu 3 şekilde sıralandırabiliriz:

  1. Bilgisizlik. Türk milliyetçilerinin kitaplarından faydalanmayan gençlerin büyük bölümünü içine almaktadır. Bu ülküdaşlarımızın kötü bir amacı olmamakla beraber bilgilendirilmeleri gereklidir.
  2. Farklı olma isteği. Özellikle genç yaşlardaki kişilerin herkesten farklı düşünme çabası hepimizin başına gelmiştir. Herkesin sevdiğinden farklı şeyler sevmek, farklı söylemler de bulunmak kısacası toplum gibi düşünmemeye çalışmak isteği. Kişinin fıtratından kaynaklı kısa bir dönem de sürebilir, ki bu satırların sahibi de bir dönem bu yollara meyletmiştir, veya bir ömür boyu da.
  3. Bir de ‘’kurt postu giymiş çakallar’’ vardır ki, bunlar yarın saflarımız sıklaştığında yanımızda yer almayacaktır. Bugün at izi it izine karıştığı için, içinden çıkılmaz bir hâl alan bu durum, safların belirginleştiği zaman tereyağından kıl çeker gibi kolay olacak ve ak koyun kara koyun belli olacaktır.

Biz bu yazımızda safımıza sızmışlar ile farklılaşma çabasındaki kişilere değil de, davaya gerçekten inanmış ve bu uğurda bir şeyler yapmaya çalışan Ülküdaşlarımıza yönelik birtakım anekdotlar paylaşacağız. Bu konuda da en etkili olacak kişinin davamızın yolbaşçılarından Atsız’dan başkası olamayacağı malumunuzdur. Çünkü binbir franksiyona ayrılmış Türk milliyetçisi camia içerisinde en çok saygı duyulan ve sevilen kişi merhum Atsız’dır. Ayrıca tespit ettiğimiz bir diğer nokta da, Osmanlı muarızlığı güden kardeşlerimizin Atsız gibi kendilerini ‘’Irkçı’’ olarak tanımlamalarıdır. Aslında ırkçılıkları konusunda Atsız ile muhteviyatta pek uyuşamasalar da, yine de Atsız’ın ırkçılığını yürüttüklerini iddia ediyorlar. Atsız’ın ırkçılık anlayışını başka bir makaleye bırakarak, Atsız’ın Osmanlı sevgisiyle kaleme aldığı yazılarından örnekler vermeye başlayalım.

Ötüken Dergisinin 1970 yılında 9. Sayısında yayınlanan ‘’Mecburî Gurbette Yaşayanlar’’ adlı Atsız imzası taşıyan makalede Atsız, Osmanlı hanedan mensuplarının ‘’atalarının yükselttiği vatanda yaşayıp ölmeleri’’ gerektiğini dile getirmiştir. 150liliklerin, Şeyh Said isyanına katılan bazı ailelerin bile affedildiğini dile getiren Atsız, artık padişahlığın geri getirilemeyeceğini de söyleyerek hanedan mensuplarının memleket kabullerini TBMM’den istemektedir.

Bu istek cevapsız kalmış olacak ki, bundan 4 yıl sonra yine Ötüken Dergisinde yayınlanan ‘’Gurbetteki Mazlumlar’’ adlı Atsız imzası taşıyan makalede yine bu istek dile getirilmektedir. Atsız, 70 bin kişi için tatbik edilecek genel af kanunu çerçevesinde Osmanlı Hanedanı mensuplarının da vatana kabul edilmeleri gerektiğini yinelemiştir ve bu durumun Türk devletine tehlike değil, ancak şeref getireceğini söylemiştir. Atsız’a göre bu vatanda yaşamak hakkı herkesten çok Osmanlı Hanedanı mensuplarınındır.

Görüldüğü üzere Osmanlı demenin gericilik olduğu, günah sayıldığı bu günlerde Atsız korkusuzca yukarıda paylaştıklarımızı dile getirmiş ve Osmanlı’ya olan saygı ve sevgisinin yalnızca dilde olmadığını ortaya koymuştur.

Atsız, Osmanlı’ya karşı –Cumhuriyet rejiminin kurulduğu dönem hariç, çünkü o yaşta genç ve ateşli bir milliyetçi olarak inkılapçı rüzgara karşı koyamamış gözüküyor- sevgisini son dönemlerinde kazanmış değildi. Buna misal olarak da 1942 yılında Tanrıdağ dergisinin 10 ve 11. sayılarında yayınlanmış olan ‘’Osmanlı Padişahları’’ adlı makalesini verebiliriz. Bu makalede Fatih, Yavuz, Kanuni gibi büyük padişahları övmesi dışında Sarı Selim, Vahdettin gibi toplum tarafından sevilmeyen padişahları bile övmesi onun Osmanlı Hanedanını ne denli sevdiğini bizlere göstermektedir.

Sarı Selim için ‘’Hiçbir savaşa girmedi. Şair ve ayyaştı. Anası Rus olduğu için sevilmeyen bu hükümdarın, büyük bir tarafı yoktu. Zamanında Yemen, Kıbrıs, Tunus alınmış olmakla beraber, kendisinin hiçbir enerjisi görülmemiştir. Bununla beraber, devlet idaresini ehillerinin eline bırakmakla gaafil olmadığını göstermiştir’’ demiş ve sevilmeyen Selim’in bile saygı duyulacak bir yanı olduğunu dile getirmiştir.

Vahdettin için de ‘’Osmanlı padişahlarının en talihsizidir. Bu yüzden kendisine hain damgası vurulmuştur. Fakat hain değil, bütün Osmanlı padişahları gibi vatanseverdir’’ diyerek Sultan Vahdettin’i Cumhuriyetin henüz ilk dönemleri olmasına rağmen korumuştur.

Milletimiz tarafından sevilmeyen iki sultana bile hürmet ve saygı besleyen kişi Atsız’dı. Çünkü Atsız, bu hanedanın vatansever olduğunu, Türk milletinin tarihteki en güçlü devletini kurduklarını, bu millete en müreffeh dönemlerini yaşattığını biliyor ve milliyetçiliğinin gereği olarak milleti huzurlu ve mutlu yaşatan bir hanedana karşı bambaşka bir sevgi besliyordu.

Yine Atsız , 1956 yılında Ocak Dergisinde yayınlanmış bir makalesinde Abdülhamit’ten ‘’Göksultan’’ olarak bahsediyor ve onun Osmanlı Devletini ne zorluklarla ayakta tutmaya çalıştığını dile getiriyordu.

Atsız’ın Osmanlı’ya olan hürmeti hakkında daha birçok makaleden örnekler verebiliriz, fakat bu makalelerin yukarıda zikrettiklerimizle aynı doğrultuda olması dolayısıyla makaleleri buraya eklemeye lüzum görmüyoruz. Bunun yerine Atsız’ın Osmanlı hayranlığına dair başkalarının değerlendirmelerine bakalım.

Kadir Mısıroğlu’nu hepimiz az çok tanırız. Kimimiz sever, kimimiz sevmez; deli diyen olur, akıllı diyen olur. Osmanlı’ya olan sevgisini, hürmetini ve hayranlığını da sağır sultan duymuştur. Mısıroğlu, Atsız’ın kendisinden daha fazla Osmanlı hayranı olduğunu ve Osmanlı’yı daha çok müdafaa ettiğini konuşmalarında mütemadiyen dile getiriyor ve onun diğer görüşlerine katılmadığını söylese de bu konuda yiğidi öldürüp hakkını yemiyor.  Kadir Mısıroğlu’nun bile dikkati çekmiş bir Osmanlı sevgisi vardı Atsız’ın.

Başka bir örnek olarak Kemal Fedai’nin ‘’Atsız’a Açık Mektup’’ adlı yazısı verilebilir. Bu mektubun muhtevasına girmeyerek Kemal Fedai’nin mektubun başında ‘’Sizi, Türk’ün kudret ve kuvvetini üç kıtaya hâkim kılan Osmanoğullarına toz kondurmayan bir tarihçi olarak tanır ve hürmet ederim’’ diyerek Atsız’a hürmet göstermesi, Atsız’ın Osmanlı’ya olan sevgisinin dışa yansımasıdır. 

Velhasıl; verdiğimiz birçok örnek göze alındığında Atsız’ın Osmanlı sevgisini görmemek ahmaklıktır. Yukarıda da dediğimiz gibi gençlik çağlarında inkılap rüzgarlarının etkisine kapılarak Osmanlı karşıtı söylemler de bulunsa da, daha sonra bu görüşleri tamamen terketmiş ve Türk’ün en büyük devletinin hanedanını her yerde tazim etmiştir. Genç ülküdaşlarımıza da nacizane önerimiz Atsız’ın Osmanlı hakkındaki görüşlerini geniş bir çerçevede ele almalarıdır. O zaman Türkçülüğün en büyük ismi olan Atsız’ın Osmanlı’ya verdiği değeri, başka hiçbir kişi ve kuruma vermediği görülecektir.

Yasin USTA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir