Rus Kimdir, Moskof Nedir – Süleymân Nazîf

2.834 kez okundu.
Rus Kimdir, Moskof Nedir – Süleymân Nazîf
0 votes, 0.00 avg. rating (0% score)

bataryaileate00nazi_0012

bataryaileate00nazi_0013

Tam iki buçuk asır… Evet, tam iki yüz elli sene oldu, ırk ve dînimiziñ bu eñ büyük ve eñ bî-amân (=amânsız) düşmanına ölüm meydânlarında sık tesâdüf ediyoruz. Bugün hiçbir Türk ve Müslümân âile gösterilemez ki bir veyâ müteaddid (=birçok) evlâdını Moskof harbleriniñ birinde şehîd vermemiş olsun!.. O ma’rekeleriñ (=savaş meydânlarının) biñlerce dâstân-i giryânı (=ağlayan destânı), diyâr-ı İslâm’ıñ ıssız köşelerinde iki yüz elli seneden beri îkâz-ı enîn (inilti uyandırıyor)… İki yüz elli seneden beri îkâd-ı kîn ediyor (=kîn tutuşturuyor).

Memleketimizde tütmeyen ocaklarıñ her biri diğerine bir Rus muhârebesinde bestelenmiş bir figân-ı sâkiti (=sessiz çığlığı) tekrâr eder.

Köylere, tarlalara niçün harâb olduklarını sor: Cevâb verirler ki “Îmâr eden bâzû-yı sa’y (=çalışan kol) bir Moskof cenginde kırıldı!..”

Bu diyârıñ şarkında (=ülkeniñ doğusunda), şimâlinde (=kuzeyinde) bir avuç toprak bulunmaz ki Türk’üñ Moskof eliyle dökülmüş mübârek kanını içmiş olmasın.

Bu diyârıñ garbında (=ülkeniñ batısında), cenûbunda (=güneyinde) bir hânmân (=ev-bark) görülmez ki cidâr-ı târumârı (=yıkılmış duvarı) Türk’üñ, Rus silâhıyla uzaklarda ölmüş bir oğluna isâl-ı telhîf etmeğe (acınmalarını ulaştırmaya) çalışan âh u vâhını (=yanıp yakılmasını) diñlemiş bulunmasın!..

Moskof’uñ sulhü muğfil (=aldatıcı), sükûnu (=sessizliği, susması) ‘akûr (=kuduz), müdârâsı (=yaltaklanması, dost gibi görünmesi, yüze gülmesi) hâin, yardımı mühîn(=ihânet dolu)dir.

Ey Türkoğlu!.. Saña damarlarındaki kanı ihdâ (=hediye vermek) edenler, kanlarınıñ soñ katrelerini (=damlalarını) Moskof muhâberelerinde döktüler. Sen bugün ne olursañ ol, fakat unutma ki o şehîdleriñ ebedî bir yetîmisiñ!.. Bu dîn, bu devlet, bu vatan gibi, bu gayz (=öfke, hınç), bu kîn, bu intikâm da onlarıñ saña bir mîrâs-ı mübâreğidir (=mübârek mîrâsıdır). Dünyâda bir Rusya ve bir Rus kaldıkça bu hakkıña ve bu vazîfeñe hürmetkâr ol!

Hakkıñ öldürmek, vazîfeñ iktizâ ederse (=gerekirse) hemân (=hemen) ölmektir, Türkoğlu!

[Batâryâ ile Âteş, 1917, sf. 4-5]